İsteyerek ve Güvenli Düşükler için ’Tıbbi Düşük’ Türkiye’de Bir Seçenek Olarak Kullanılmalıdır

altTürk Tabipleri Birliği Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu tarafından 1 Mart 2013 tarihinde “İsteyerek ve Güvenli Düşükler için ‘Tıbbi Düşük’ Türkiye’de Bir Seçenek Olarak Kullanılmalıdır” konulu bir basın açıklaması yapıldı.

 

 

BASIN AÇIKLAMASI

1 Mart 2013

İsteyerek ve Güvenli Düşükler için “Tıbbi Düşük” Türkiye’de Bir Seçenek Olarak Kullanılmalıdır

Başbakanın, kürtajı cinayet olarak gördüğünü açıklamasıyla başlayan süreçle birlikte hükümetin istemli düşük süresini aşağıya çekme girişimi gündeme gelmiş, kadınların kürtaj haklarının sınırlandırılma girişimine gösterdikleri tepki sonucu bu girişim engellenmiştir.  Hükümet yetkilileri bu kez de “süreye dokunmayacaklarını, kaliteyi arttıracaklarını” açıklamış; ama kürtajın sadece devlet hastanelerinde ve uzman hekimlerce uygulanmasına ilişkin yaklaşımlar kaliteyi artırmak değil,  kürtajın ulaşılabilirliğini azaltan bir kısıtlama olmuştur.

“Üreme Sağlığı ve Çocuk İstismarı Yasası” adıyla hazırlanan yasa taslağı yoluyla, kadınların üreme ve istemli düşük hakları konusundaki kazanımlarının geri alınmasına dönük çaba, bir hükümet politikası olarak sürdürülmekte, Üreme Sağlığı Yasası’nın adının çocuk istismarı suçu ile birlikte anılması da istemli düşüğün bir suç olarak ima edilmesini amaçlamaktadır.

Uygulamada pek çok kamu hastanesinin 10 haftalık süreyi 8 haftayla sınırlamış durumda olduğunu,  8 haftayı geçen gebeliklerde, ‘anestezi için donanımlı olmadıkları’ gerekçesiyle kürtaj yapmadığını kaygıyla izlemekteyiz.  12 haftaya kadar olan gebeliklerde genel anestezi uygulamasının gereksiz ve komplikasyonu arttırıcı bir özellik taşıdığının ve hastayı reddetmek için gerekçe olamayacağının altını 18 Ocak 2013 tarihli basın açıklamamızda çizmiş,  güvenli düşük hizmetlerinin planlanmasının ve yönetiminin sağlanmasının devletin görevi olduğunu vurgulamıştık.

Kürtaja erişim hakkı, aynı zamanda kadının yaşam hakkıdır. Devletin görevi; kadınlara sağlıklı, ulaşılabilir ve güvenli kürtaj olanağı sağlayan mekânlar oluşturmaktır.

Doğurganlığın düzenlenmesi devletlerin nüfus politikası olamaz. Üreme hakkı ve cinsel haklar bireylerin ve özellikle de kadınların özgürce kullanmaları gereken bir insan hakkıdır. Türkiye;  1994 Kahire, Nüfus ve Kalkınma Konferansı-ICPD, 1995 Pekin IV. Dünya Kadın Konferansı v.b. pek çok uluslararası belgeyi çekincesiz imzalamıştır. Bu belgelerde hep “kadının/bireyin sağlık hakkı” kavramları vurgulanmaktadır. Türkiye’nin taraf devlet olarak onayladığı; Birleşmiş Milletler “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) da “isteğe bağlı düşüğü” (kürtaj)  bir suç olarak gösteren yasalara karşı çıkmaktadır.

Dünyada meydana gelen 46 milyon isteyerek düşüğün 19 milyonu güvenli olmayan koşullarda gerçekleşmektedir. Güvenli olmayan düşükler her yıl dünyada 68 bin kadının ölümüne ve 5,3 milyon kadının hastalık ve sakatlığına yol açmaktadır. Türkiye’de 1965 yılından itibaren “modern aile planlaması yöntemleri”, kamu sağlık kuruluşlarında sunulmuş; böylece modern aile planlaması yöntemi kullanımı 1978’de %18 iken, 2008’de %46’ya ulaşmıştır. Yasanın kabulünden sonra isteyerek düşüklerde bir miktar artış olmuşsa da modern doğum kontrol yöntemi kullanımının artmasına bağlı olarak isteyerek düşük sayısı da azalmıştır. Bunun sonucu, düşük komplikasyonları ve buna bağlı anne ölümleri de büyük ölçüde azalmıştır. Türkiye’de 2005 yılında yapılan araştırmada, anne ölümleri içinde düşüğün payı yalnızca %2 olarak saptanmıştır. Gelişmekte olan ülkelerde düşüğün anne ölümleri içindeki payının %13 olduğu hatırlanacak olursa bu durum Türkiye açısından büyük bir başarıdır. Türkiye’de isteyerek düşük hizmetlerine ulaşmada yaşanan sorunlar, anne ölümlerini artırmaya neden olabilecek bir sorundur.

DSÖ"nün ilk kez 2003 yılında oluşturduğu ve güvensiz düşüklerin önlenmesi ve bu tür olaylardan doğacak komplikasyonların uygun şekilde tedavi edilmesini desteklemek amacını taşıyan; “Güvenli Düşük: Sağlık Sistemleri İçin Uygulama Rehberi” geçen süre içinde geliştirilen yeni teknolojilerin ve yayınlanan bilimsel çalışma sonuçlarının ışığında güncellenmiş ve ikinci baskı olarak 2012 yılında yayınlanmıştır. Bu rehber, gebelik haftalarına göre önerilen düşük yöntemleri için temel kaynaklardan biridir. Bu konuda 18 Ocak 2013 tarihli basın metnimizde ayrıntılı bilgiler yer almaktadır.

Türkiye’de düşük için yaygın olarak kullanılmakta olan, cerrahi yöntemlerdir. “Etkili, kabul edilebilir, kullanıcı memnuniyeti yüksek ve kadın için daha az travmatik yöntemleri”  bulma çabası içinde olan çalışmalar; dokuz hafta ve daha küçük gebeliklerin tamamen tıbbi yöntemle (halen dünyada yaygın olarak bu amaçla “Mifepriston” ve “Misoprostol”  hapları ile) sonlandırılmasına olanak sağlamaktadır.  Tıbbi düşük yöntemi; pek çok gelişmiş ülkede yaygın olarak kullanılmasına rağmen Türkiye’de rutin verilen üreme sağlığı hizmetlerinin içinde henüz yer almamaktadır.

1980’li yıllarda Fransa’da bulunmuş olan “Mifepriston”, 50’den fazla gelişmiş ülkede ruhsatlı olarak Misoprostol ile birlikte tıbbi düşük için kullanılmaktadır. 2005 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nün Zorunlu İlaçlar Listesi’ne alınmış olan Mifepriston,  Türkiye’de halen ruhsatlandırılmamıştır. Tıbbi düşük yönteminde, Mifepristondan belli bir süre sonra uygulanan “Misoprostol” ise Türkiye’de ruhsatlı olarak mevcuttur; ancak kullanım endikasyonları arasında “düşük” bulunmamaktadır.  Geçtiğimiz yaz döneminde bu preparatın endikasyon dışı kullanımının önüne geçmek için Sağlık Bakanlığı uygulamaya yönelik yeni düzenlemeler getirmiştir.

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı etik kurulunun onayı ve uluslararası sağlık kuruluşlarının işbirliği ile  “Mifepriston ve Misoprostol” ün birlikte kullanıldığı 3 klinik araştırma yürütülmüştür. Ayrıca Başkent Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi tarafından Dünya Sağlık Örgütü-Cenevre işbirliği ve desteği ile Ankara, İzmir, Manisa ve Van olmak üzere 4 ilde, sağlık hizmeti sunan “kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının, pratisyen hekim, ebe-hemşirelerin” güvenli düşük ve tıbbi düşük konularında görüş,  algı ve uygulamalarını kapsayan bir saha araştırması gerçekleştirilmiştir.

Bütün bu araştırmaların sonuçları; tıbbi düşüğün, uygulanması kolay, güvenli bir yöntem olduğunu, kabul edilebilirliğinin, memnuniyet düzeyinin, başarı yüzdesinin yüksek olduğunu göstermektedir.

 22 Şubat 2013 tarihinde İzmir’de gerçekleştirilmiş olan ve kadın sağlığına ilişkin uluslararası işbirliği ile yürütülmüş bu araştırmanın sonuçlarının sunulduğu  “İSTENMEYEN GEBELİKLER, GÜVENLİ DÜŞÜK: YENİ BİR SEÇENEK, TIBBİ DÜŞÜK” başlıklı toplantıyı Türk Tabipleri Birliği Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu olarak izlediğimizi ve toplantının Türkiye’de geleceğe yönelik izlenmesi gereken stratejilerin, faaliyetlerin paylaşılmasının ve tartışılmasının bir adımı olarak gördüğümüzü kamuoyu ile paylaşıyoruz.

 “Tıbbi düşük yöntemi”, Türkiye’de de kadınlara rutin üreme sağlığı hizmetleri içinde bir seçenek olarak sunulmalı, bu yöntemin mevcut hizmetlere entegre edilebilmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Türkiye’de tıbbi düşük yönteminin uygulanmasının önündeki en büyük engel “Mifepriston”un ruhsat almamış olmasıdır. Kadınların üreme sağlığı ile ilgili haklarını kullanabilmeleri önündeki bu engelin kaldırılmasının ve tıbbi düşük yönteminde kullanılan Mifepriston ve Misoprostol’ün Türkiye’de de ruhsatlandırılma işleminin gecikilmeden tamamlanmasının kadın sağlığı açısından önemini vurgulamak istiyoruz.

Türk Tabipleri Birliği Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu