Gaziantep’te ’’İpek Yolu Barış Yolu Olsun’’ Yürüyüşü

Çağrıcılığını KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin yaptığı “İpek Yolu Barış Yolu Olsun/Savaşa Karşı Barış ve Kardeşlik İçin Yürüyoruz” yürüyüşü 7 Aralık 2013 Cumartesi günü gerçekleştirildi.

TTB Merkez Konseyi üyeleri Dr. Arzu Erbilici ve Dr. Osman Öztürk, Gaziantep-Kilis Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Şaban Alagöz, Yönetim Kurulu üyeleri Dr. Ercan Küçükosmanoğlu ve Dr. Ayşegül Ateş Tarla’nın yanı sıra oda üyesi hekimlerin katıldığı yürüyüş saat 13.30’da Kırkayak Parkı’ndan başladı. Yaklaşık üç bin katılımcı, soğuk ve yağışlı havaya rağmen coşkulu sloganlarla Demokrasi Meydanı’na yürüdü. Burada Eğitim-Sen Şube Başkanı Ömer Faruk Koç’un  açılış konuşmasından sonra KESK Genel Başkan Lami Özgen, DİSK Genel Başkanı Kani Beko ve TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Osman Öztürk birer konuşma yaptı.

Dr. Öztürk, Güney Afrika Cumhuriyeti eski Devlet Başkanı Nelson Mandela’nın iki gün önce hayatını kaybetmesi nedeniyle Afrika halklarına başsağlığı dileyerek başladığı konuşmasında öncelikle 6 Aralık 2013 günü Yüksekova Devlet Hastanesi’ne Özel Harekatçı oldukları bildirilen saldırganlarca yapılan saldırıyı kınadı ve özetle şunları söyledi:

“Savaş, getirdiği yıkımın yanı sıra, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı sorunudur. Savaş; ölüm, yaralanma, sakatlanma ve hastalık demektir. Suriye’de süren savaş nedeniyle ülkemizde yirmi beş yıl önce eradike edilen çocuk felci tehdidi ile karşı karşıyayız.  Bu savaşın ve ölümlerin sorumluları emperyalistler ve onların işbirlikçiliğini yapan siyasi iktidardır.”


 

7 Aralık 2013

İÇERDE VE DIŞARDA SAVAŞA HAYIR!  SURİYE’YE EMPERYALİST MÜDAHALEYE HAYIR! ORTADOĞU’NUN GELECEĞİNE HALKLAR KARAR VERSİN!

İşçiler, emekçiler, dostlar, MERHABA;

"Ya Hep Beraber, Ya hiç Birimiz" diyerek omuz omuza, yan yana yola çıktığımız yol arkadaşlarımız,

MERHABA; Özgürlüğüne ve geleceğine sahip çıkan gençler, MERHABA,

Savaş ve çatışmalardan en çok etkilenen, ağır bedeller pahasına barış mücadelesinden yılmayan kadınlar, MERHABA,

Bugün, emperyalistlere ve işbirlikçilerine köle olmayacağımızı haykırmaya geldik!

Bugün çete üsleriyle, savaş uçaklarıyla, ölüm füzeleriyle gelenlere bir kez daha "Geçit Yok" demeye geldik!

Bugün Gezi Direnişi'nde yitirdiklerimizin mücadele bayraklarını elimize alarak geldik!

Bugün Gaziantep'te “Emperyalizmin Taşeronluğuna Hayır" İçte ve Dışta Savaşa Hayır" demeye geldik!

Bu sesi önümüzdeki günlerde de yükseltemeye devam edeceğiz.

Çünkü biz, emperyalizmin güdümünde komşularımızla savaşa sürüklenmeye Hayır diyoruz!

Çünkü biz, çeteler eliyle halkların birbirine kırdırılması politikasına Hayır diyoruz!

Bu ülkenin, AKP’nin emek düşmanı, doğa düşmanı, yaşam düşmanı politikalarına boyun eğmeyen, diz çökmeyen onurlu insanları var!

AKP’nin bütün hayatı yukarıdan aşağıya Sünni İslam kurallarına göre dizayn etmeyi hedefleyen toplum mühendisliği dayatmalarına karşı;

Kendisi gibi düşünmeyen herkesin yaşam tarzına müdahale eden, “kızlı-erkekli” bir arada bulunmayı bile yasaklamaya çalışan gerici muhafazakâr uygulamaya karşı;

Bugünkünden bile daha baskıcı, daha otoriter, daha totaliter diktatörlük girişimlerine karşı Haziran ayında ülkenin dört bir yanında sokaklara dökülen milyonlarca yurttaşımız AKP’ye teslim olmayacaklarını dost, düşman bütün dünyaya gösterdi.

Bugün buradan yükselen onların sesidir.

Bu sese kulak verin.

Yoksa ülkemizi içine sürüklediğiniz bu batakta önce siz boğulacaksınız!

ABD hegemonyasında gelişen müdahale nasıl ki önce “demokrasi getirme” yalanlarıyla geldiyse, AKP’nin işbirlikçiliği de “Suriye’de baskıcı ve otoriter düzene karşı Suriye halklarının yanında olduğu” yalanlarıyla örülmüştür. Bu yalanların arkasındaki gerçek ise ABD’nin emperyalist politikalarının son halkası Suriye’de yaşanan yıkımdır. Bu müdahaleler içinde en açık ve direk olanı AKP eliyle yapılanıdır. AKP, etnik ve mezhepsel çatışmaları dinamitleyen silahlı çeteleri desteklemekten, kardeş halklarla savaşı ve düşmanlığı körüklemekten geri durmamaktadır. Ülkemizi bu kirli savaşın içine daha fazla sürükleyen AKP politikaları, milyonlarca insanın mülteci durumuna düşmesine neden olmuştur. Bu nedenle bugün milyonlarca Suriyeli, insanlık dışı koşullarda çalışmaya zorlanmakta, ötekileştirilmekte ve adeta kendisini yeni bir savaşın içinde bulmaktadır.

Emperyalist müdahale ile kışkırtılan Suriye’deki savaş sadece silahlarla ölümlere, yaralanmalara yol açmıyor; gün geçtikçe artan bulaşıcı hastalıklarla da acı yüzünü gösteriyor. Kızamık, şark çıbanı, sıtma, kuduz, ishaller ile gündeme gelen bulaşıcı hastalıklara bir yenisi daha eklendi: ÇOCUK FELCİ. Bütün dünyada kökü kazınarak tarihin tozlu sayfalarında yerini almak üzere olan bu ölümcül hastalık Suriye’de savaşa bağlı temel sağlık hizmetlerinin çökmesi ile yeniden kapımızda. 1998’den bu yana Türkiye’de, 1999’dan beri de Suriye’de görülmeyen ÇOCUK FELCİ, hem de büyük bir salgın tehdidiyle kapımızda.

Suriye'de silahlı çetelere para ve silah yardımlarıyla savaşı kışkırtan, her fırsatta emperyalist güçlere askeri müdahale çağrısı yapan AKP, ülkemizi savaşın parçası haline getirmiştir. Akçakale’den sonra Hatay, Ceylanpınar, Reyhanlı ve Antep gibi memleketimizin birçok yerine yağan bombaların, kurşunların ve birçok insanımızın yaşamını yitirmesinin baş sorumlusu işbirlikçi AKP’dir!

AKP, Suriye halklarının kendi özgür iradeleri ve öz güçleri ile yürütecekleri demokrasi, eşitlik ve özgürlük mücadelesine yönelik olarak sürdürülen bu müdahalenin suç ortağıdır!

AKP, gerici iç çatışma dinamiklerini ülkemize de taşıyan, halklar arasında kardeşliğe, bir arada yaşam umutlarına karşı gelişen bu müdahalenin suç ortağıdır!

On yıllardır vatandaş bile sayılmayarak kimliksiz yaşayan ve defalarca katliama maruz kalan Rojava Kürtleri, özellikle son iki yıldır kendi kaderlerini kendileri çiziyor. Rojava'da bugün Kürtler, Türkmenler, Araplar, Aleviler, Sünniler, Süryaniler, Hristiyanlar başta olmak üzere her kimlik ve inançta halklar birarada özyönetimlerini kurarak kendi kendilerini yönetiyorlar. İşte tam da bu yüzden çetelerin, emperyalistlerin ve gerici güçlerin saldırı