Savaş karşıtı hekimler Mardin’de buluştu

altTürk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, İstanbul, Mersin, Adana ile bölge tabip odalarının yönetici ve üyelerinin katılımı ile 15 Eylül 2013 tarihinde Mardin’in Nusaybin ilçesinde bir araya gelerek bir toplantı gerçekleştirdi.

Mitani Kültür Merkezi’de düzenlenen toplantıda; Suriye’de yaşanan savaş, Rojava bölgesine uygulanan ambargo ve ülkemize gelen sığınmacıların sağlık sorunları v.b. konular ele alındı.
Toplantı öncesinde Rojava’da yaşanan dramı yakından bilen Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan katılımcılara bilgi verdi. Toplantıda bölgede yürütülecek çalışmaları koordine edecek bir komisyon kuruldu. Toplantının ardından ise Nusaybin – Kamışlı sınırına beyaz önlüklerle bir yürüyüş gerçekleştirildi. Nusaybin sınır kapısı önüne gelen katılımcılar adına konuşan TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan, hekimlerin savaş istemediğini ve savaşa karşı olduklarını söyledi. Savaşın bir halk sağlığı problemi olduğunu belirten Aktan, “Bugün yanı başımızda bir savaş yaşanıyor. Rojava’nın dört bir tarafı kuşatılmış durumda ve sağlığa ulaşımda zorluk çekiyor. Bu günkü toplantımızda Rojava’ya yardımın nasıl ulaşması gerektiğini konuştuk. Bizler savaşın engellenmesi için her türlü mücadeleyi sürdüreceğiz” dedi.

Konuşmasında sığınmacıların sağlık, barınma ve beslenme sorunlarına da değinen Aktan şunları söyledi: “TTB ve Bölge Tabip Odaları sığınmacıların sağlık sorunları ve bu sorunları çözme konusunda adımlar atacak kararlar aldı. Bölgede sağlık sorunlarının haledilmesi için mutlaka uluslararası çağrının yapılması ve sağlık otoritelerinden daha fazla destek talep etmek lazım”.

Basın açıklaması metni ise Bölge Tabip Odaları Sekreteryası adına Dr. Halis Yerlikaya tarafından okundu.

 

Basın Açıklaması

15.09.2013

Savaşa Zemin Hazırlayan Koşullar ve Savaşlar Sağlık İçin En Büyük Tehdittir: İçerde, Dışarda Savaşa Hayır!

Savaşlar ve buna zemin hazırlayan koşullar yol açtığı doğa ve insani tahribatlar nedeniyle halk sağlığını tehdit eden en önemli sorundur. Savaşlar doğa tahribatının yanında fiziksel, ruhsal, sosyal ve siyasal sağlık açısından onarılmaz devasa sorunlarla sadece mevcut kuşağı etkilemekle kalmaz gelecek kuşaklarımızın sağlığında da kalıcı olumsuz etkilere sahip olma gerçekliği ile hem günümüz hem de geleceğimiz açısından en büyük tehdittir. Sayılarla ifade ederek yabancılaştırdığımız ölümler, sakatlıklar, hastalıklar, rahatsızlıklar hem yakınları olarak bizler için hem de tüm toplum için olağan koşullarla kıyaslanmayacak kadar katlanılmaz boyuttadır. Doğrudan silahlara bağlı yaralanmaların ve ölümlerin yanı sıra savaş ortamının yarattığı barınma, beslenme, temiz su ve atıklar gibi çevre koşulları, toplu yaşam, ulaşım, insan onuruna yakışmayan baskılar vb. olumsuzluklar ile dolaylı olarak sağlığımız üzerindeki tehdit kendini devam ettirir.  Biz hekimler, sağlıkçılar için acımaz olan gerçeklik savaşa zemin hazırlayan koşulların ve savaşların insan eliyle oluşturulan halk sağlığı ve doğa üzerindeki felaketler olmasıdır; dolayısıyla ÖNLENEBİLİR olmasıdır. Önlemenin yolu barış ortamı ve demokrasinin inşasından geçmektedir. Savaşa taraf olan Ortadoğu halkları değildir. Ortadoğu halkları için çözüm barıştır, demokrasidir, emperyalist-kapitalist politikaların ortadan kaldırıldığı insanca yaşamanın mümkün olduğu Özgür, eşit, sömürüsüz, her türlü tahakkümün ortadan kalktığı bir dünya ve toplumsal düzendir. Biz burada bir kez daha Türkiye’li hekimler olarak tüm hekimler adına bu önlenebilir soruna sessiz kalmanın, demokratik çözüm yollarını kapamanın, halkların çözüm için harekete geçmesinin engellenmesinin bir insanlık suçu olduğunu, bu soruna sessiz kalmadığımızı, kalmayacağımızı her türlü demokratik mücadele yöntemlerini kullanacağımızı ilan ediyoruz.

İLAÇ TIBBİ MALZEME VE GIDA YARDIMINA AMBARGO İNSANLIK SUÇUDUR

Savaş ortamının yol açtığı önemli bir soruna, sağlık hizmetine erişim sorununa dikkat çekmek istiyoruz. Bugün Suriye’de savaşın yol açtığı tahribat, ekolojik yıkım, yoksulluk, yaşanılan toprakların terke zorlanması, barınma olanaklarının ortadan kalkması ve yaşanmaz hale gelmesi, çevre sağlığına yönelik artan tehditler, bulaşıcı hastalık tehditleri, sağlık hizmetlerinin tahrip olması, ilaç başta olmak üzere tıbbi olanaklara erişememe savaşın yol açtığı acıların yalnızca bir bölümüdür. Sıcak çatışma ortamında, savaşın etkilediği olumsuz ortamlarda ve savaşa bağlı göçün gerçekleştiği her yerde sağlık hizmetlerini en üst düzeyde sürdürmek, olağan durumları aşan bir çaba ile sağlık hizmeti vermek hekimler, sağlıkçılar için vazgeçilmez, ikame edilemez bir sorumluluktur. Ne yazık ki, hekimler ve sağlıkçılar olarak sağlık hizmetlerinin niceliği ve niteliği ve sağlık hizmetine erişimle ilgili yaşanan ciddi sorunların tanıklarıyız. Türkiye, Suriye ve Irak Kürt Federe devletinin Rojava’ya uyguladığı ilaç,  tıbbi ve gıda yardımını da içeren ambargosu biz hekimler için kabul edilemezdir. Ambargonun yol açtığı sorunları göz önünde bulunduğumuzda bir insanlık suçu ile karşı karşıyayız. İlaç, tıbbi ve gıda yardımına ambargonun yol açtığı ölümler, sakatlıklar ve hastalıklar vicdanlarımızı sızlatıyor. Anestezik ilaçlar, kan ürünleri, diyaliz sıvısı, antibiyotik, kanser ilaçları, ağrı kesiciler, Şeker ve tansiyon vb. kronik hastalıklar için gerekli ilaçlara; klor, mama, gıda, vb. maddelerine erişilememesi; elektrik olmadığı için buğdayların öğütülememesi, sağlık hizmetine sunulamaması vb. nedenlerle gerçekleşen ölümler, sakatlıklar ve hastalıklar önlenebilirdir, önlemek için çaba gösterilmemesi, sessiz kalınması sağlıkçılar için anlaşılmazdır. İnsanlık suçu niteliğindedir. Biz Türkiye’li hekimler olarak sınıra komşu olan tüm ülkelerin kapılarını ilaç, tıbbi ve gıda yardımları için açmasını talep ediyoruz. Bu talep tüm insanlık adınadır. Yine TTB ve Bölge tabip odaları olarak Rojava için başlatılan ilaç, tıbbi ve gıda yardımı kampanyasını tüm tabip odalarına yaydığımızı, toplanan yardımları kendi ellerimizle sınır illerimizdeki kapılardan teslim edeceğimizi ilan ediyoruz.

TÜM SIĞINMACILARI GÖZETEN BÜTÜNCÜL YERİNDE SAĞLIK HİZMETİ

Ülkede her geçen gün artan sığınmacı gerçeğine dikkat çekmek istiyoruz. Devlet kurumlarının ulaşmadığı sığınmacı nüfusu her geçen gün artmaktadır. Parklarda ve kentin varoşlarında, harabe ve yıkılmış binalarda her türlü olanaktan yoksun çok sayıda sığınmacı yaşamaktadır. Kamp dışında yaşayanlar için ayakta durmak oldukça zordur. Başta barınma, beslenme, iş, gelir olmak üzere sağlık ve eğitim alanında da ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Özellikle yaşam koşulları da düşünüldüğünde koruyucu hizmetlerin kamp dışında yaşayanlarda da sürekli bir şekilde verilmesi zorunluluktur. Geçen yıl yaşadığımız kızamık, sıtma, şark çıbanı salgınlarının daha da artarak karşımıza çıkması kimseyi şaşırtmamalıdır. Tifo, dizanteri, polio gibi hastalıklarında ortaya çıkma potansiyeli mevcuttur. Sığınmacılara yönelik koşullarının düzeltilmediği takdirde bebek, çocuk, anne ölümleri ve kronik hastalıkların komplikasyonları kaçınılmaz olacaktır. Bir an önce tüm sığınmacıları gözeten, bütüncül bir sağlık hizmetini yerinde sunma anlayışına geçilmelidir. TTB tarafından oluşturulan Halk sağlığı ekibi sığınmacıların yoğun olarak yaşadıkları sınır illerinde incelemelerde bulunarak tespit ve önerilerini içeren bir rapor önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşılacaktır.

KÜRT SORUNUNDA ÇÖZÜM: TÜRKİYENİN DEMOKRATİKLEŞMESİ

Son olarak Kürt sorunun çözümünde gündeme gelen barış ve müzakere süreci ile ilgili kaygı ve endişelerimiz silahlı güçlerin geri çekilmeyi durdurması ile birlikte her geçen gün daha da artıyor. Süreçle ilgili şeffaf bir ortamın sağlanmaması, siyasi muhalefetin ve tarafların eşit katılmaması, toplumsal muhalefetin dahil edilmemesi, barışı inşa edecek adımların atılmaması, barış süreçleri ile ilgili dünya birikimlerinin ve akademinin katkılarının göz ardı edilmesi ciddi engeller olarak karşımıza çıkıyor. Barış sürecinin önündeki engellerin ortadan kaldırılması için başta AKP hükümeti olmak üzere, tüm kesimler eller