Suriye’ye Emperyalist Müdahaleye Hayır!..

TTB, TMMOB, KESK ve DİSK Başkanları, Suriye konusunda yaşanan gelişmeleri, görüş ve beklentilerini kamuoyuyla paylaşan bir basın toplantısı düzenlediler.

 

 

SURİYE’YE EMPERYALİST MÜDAHALEYE HAYIR!..

YAŞASIN ORTADOĞU HALKLARININ KARDEŞLİĞİ!

Değerli Basın Emekçileri,

AKP hükümetinin emperyalizmin Ortadoğu’daki taşeronluğuna soyunarak, Türkiye’yi saldırgan politikaların bir parçası yapan yaklaşımlarını kaygıyla izlemekteyiz.

Suriye halkını ve Ortadoğu’daki sınıf kardeşlerimizi de yakından ilgilendiren bir basın toplantısını yapma ihtiyacı hisseden biz emek ve meslek örgütlerini, gerek demokratik hak ve özgürlükler mücadelesinden ve gerekse topluma karşı sorumluluğunun da bir ifadesi olan anti-emperyalist ve enternasyonalist çizgisinden dolayı kamuoyu yakından tanımaktadır.

Irak’ta olduğu gibi, hemen yanıbaşımızdaki komşumuz Suriye üzerinde de oynanmak istenen emperyalist oyunlara sessiz kalmamız düşünülemez.

Değerli Dostlar,

Kendisi muhalefetin en küçük demokratik bir hakkını bile kullanmasınıyasaklayarak, muhaliflerine karşı alabildiğine baskıcı, demokratik hak ve özgürlükleri kendi halkına çok gören dikta özlemleri içinde olan AKP’nin, komşu ülkelerin yönetimlerini, halklarına uyguladıkları baskılardan dolayı yüksek tonda eleştirmesi ilginç bir tezat oluşturmaktadır.

Irak’ta iki milyona yakın insanın katledilmesine sesini çıkartmayan; ülkesinde yaptığı katliamlar ve insanlık suçları nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi’nce hakkında yakalama kararı çıkarılan Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir’i Türkiye’de ağırlayan Başbakan Erdoğan’ın Kaddafi’ye ya da Esat’a karşı esip gürlemesi, taşeron psikolojisiyle asıl patrona yaranmasına yetse de, kendi özrünü kapatmasına asla yetmeyecektir.

Çünkü halkın ve vekillerin sokakta kendilerini demokratik siyasi yollardan ifade etme kanallarını kapatan, özellikle Kürt halkını demokratik siyaset yapma zemini dışına iten AKP, sendikaları ve meslek örgütlerini dışlayarak çalışma hayatını, üniversite bileşenlerini dışlayarak yüksek eğitimi, kadınları dışlayarak toplumsal hayatı, Alevileri ve azınlıkları dışlayarak tek mezhepli bir dini yapıyı, toplumsal kesimleri dışlayarak yeni bir anayasayı, adaleti ve hukukçuları dışlayarak hukuksuzluğu, gazetecileri ve basın ahlakını dışlayarak medyayı, sosyalliği dışlayarak otoriter devleti yeniden inşaa etmektedir.

AKP’nin bu tutumunun arka planında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da “eşbaşkanı” olduğunu ilan ettiği emperyalist Büyük Ortadoğu Projesi  yatmaktadır. İzin verirseniz, Türkiye’nin ve Suriye’nin bugünkü durumunu açıklamak için kısaca bu projeyi hatırlatmak istiyoruz.

Büyük Ortadoğu Projesi, ABD'nin batıda Fas, Moritanya, doğuda Orta Asya ve Moğolistan, kuzeyde Kafkasya ve Türkiye, güneyde Arap Dünyası'ndan Somali'ye kadar uzanan bir coğrafyada yer alan ülkelere yönelik siyasi, hukuki, bilgi/eğitim, ekonomi, sosyal ve güvenlik boyutlarını içeren kapsamlı bir "islam coğrafyası" dönüşüm stratejisidir ve bu alanlarda uzun vadeli  ekonomik/politik bir coğrafi değişimi hedeflemektedir.

ABD'de yapılan G-8 toplantısında çerçevesi genişletilerek ''Kuzey Afrika ve Genişletilmiş Ortadoğu Girişimi'' adıyla sunulan proje esas olarak, ABD’nin 1997'de oluşturduğu 'Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi'nin bir alt unsurudur.

G-8'de tartışılan, Avrupa Birliği ülkelerinin de hoşuna giden yeni liberal motiflerle renklendirilen bu projenin 12 maddelik sonuç bildirgesinde ''projenin bölgeye dışarıdan empoze edilmeyeceğine'' dair ifade bulunmasına rağmen, BOP öz itibariyle emperyalist müdahalelerle uygulamaya konulmuştur.

BOP’un uygulanacağı bölge, emperyalistlerin beklediği istikrara sahip gözükmemektedir ve hükümetler değil, bölge halkları genelde ABD karşıtıdır.

Bu durumda sürekli askeri güç bulundurmanın yanında yöredeki ülkelerin siyasal ve ekonomik olarak emperyalistler tarafından yeniden yapılandırılmaları stratejik olarak da gerekli gözükmektedir.

Petrol başta olmak üzere doğal kaynakları yakından denetleme stratejisi ve politikaları, çokuluslu petrol şirketleri ve ABD yönetimi arasındaki ilişkilerin ele alınmasını gerektirmektedir. 70 ve 80'li yıllarda ABD'nin çıkarları silah üreticisi büyük şirketler, petrol şirketleri ile finansal şirketler arasında yapılan bir işbirliğine dayanmıştı. Yani silah satıcıları ve petrol satıcıları koalisyonu yapılmış, finansal şirketler de bu koalisyonda yer bulmuşlardır.

Dünya hâkimiyeti için Avrasya'yı, Avrasya hâkimiyeti için de Büyük Ortadoğu'yu kontrol etmenin zorunluluğunu hisseden ABD, bu yolda stratejik bir madde olan petrol ve ona ulaşım yolları üzerinde egemenlik tesis ederek, rakipleri karşısında stratejik üstünlük sağlamayı amaçlamaktadır.

Bölgeyi denetim altına almak istemesinde, kendi ihtiyacını garanti altına almak amacıyla ilgili hesaplar olmasıyla birlikte, esas amaç, dünya üzerindeki rakiplerinin çok büyük ölçüde bu kaynaklara bağımlı olmasıdır.

Bir yandan hâkim olmayı planladığı yörelerdeki doğal kaynakları emniyete almak, diğer yandan IMF ve Dünya Bankası'nın desteğiyle ilgili ülkelerin ekonomilerini çokuluslu ABD şirketlerine açmayı hedefleyen ABD’nin bu projesini ekonomik düzeyde “neoliberalizm”, ideolojik düzeyde “ılımlı İslam” ve askeri olarak da “işgal” ile ifade etmek doğru olacaktır.

BOP, Avrasya coğrafyasında ''mekânın özelleştirilmesi'' seferidir. Avrasya jeopolitiğinin omurgasını oluşturan Fas'tan Çin sınırına kadar uzanan geniş coğrafi alan, BOP'un ''özelleştirme harekâtı'' için tek pazar haline gelmelidir, ama parçaları küçük olmalıdır.

Buna göre; federatif yapılar, küçük devletçikler yaratılmalı ve onların pazarlık güçleri kırılmalı, doğal kaynakları üzerinde daha zahmetsizce egemenlik kurulabilmelidir. Taşeron rolünü benimsemiş Türkiye'nin, bu süreçten olumlu etkilenmesi mümkün değildir.

İşte Türkiye'nin geleneksel dış politikasında öncelikle komşuları için olmazsa olmaz koşul saydığı ve varlığına büyük özen gösterdiği ''toprak bütünlüğünden yana olma'' çizgisinin geçerliliğini yitirmesi ve komşularla sıfır problemden, neredeyse tüm komşularla çatışma noktasına taşınmasının arka planı budur...

Soğuk Savaş döneminde ABD’nin “yeşil kuşak” projesinin parçası olarak bir “ABD üssü” haline getirilen Türkiye bugün de adı konulmamış “yeni paylaşım savaşı”nda emperyalizmin cephe ülkesi olarak konumlandırılmaktadır.

AKP, ABD tarafından “model ülke ve model ortak” olarak Ortadoğu’nun yeniden düzenlenmesinde çok yönlü işbirlikçi bir rol üstlenmektedir. Bunun tam adı şudur: Ilımlı İslam ideolojik harcıyla tutturulmuş bir taşeron cumhuriyeti!..

Değerli Dostlar,

Yıllardan beri bölgede oynanan bu “büyük oyunun” 21. yüzyıldaki kritik noktası Suriye’dir. Suriye’ye dönük bir askeri müdahale bölgesel bir savaşın da tetikleyicisi olacaktır. Ortadoğu bu şekilde iç savaşlarla, etnik ve dini boğazlaşmalarla kaosu sürüklenirken, Türkiye de bu kaosun parçası olacak ve bölge halkları büyük acılarla yüz yüze kalacaktır.

Bütün bu yaptıklarını "insan haklarını koruma", "demokrasiyi yerleştirme" kılıfıyla yapıyorlar. Suriye için özgürlük ve demokrasi istemek ne dünya halklarına kan kusturan ABD’ye, ne Suudi Prensi’ne kalmıştır ne de kendi halkını baskı ve şiddet operasyonlarıyla sindirmeye çalışan Başbakan Erdoğan’a.. 

Suriye’ye dönük bir askeri müdahalenin gerçekleştirilmesinin açık çağrıcılığını üstlenen, Suriye’de iç savaşın geliştirilmesi amacıyla sınırları açan AKP iktidarı, bu politikalarıyla Türkiye’yi bölgedeki etnik-dini boğazlaşmanın ve bölgesel bir savaşın tam ortasına sürüklüyor.

Suriye’ye dönük müdahaleler giderek bölgesel bir çatışmaya dönüşecektir. Çünkü bu savaş Suriye’yle savaş değil, esasen İran’la ve hatta dolaylı olarak Rusya ve Çin’le yapılacak bir savaş olacaktır. Suriye savaşı büyük bir bölgesel savaşa dönüşecektir. Bu durum aynı zamanda bölgede sınırın her iki tarafında kalarak bölünen ailelerin bile karşı karşıya kalmalarına neden olacaktır.

Dün Başkent Şam’da düzenlenen intihar saldırısı emperyalistlerin planladığı savaşı açıkça ortaya koymuştur. Bu saldırıda Savunma Bakanı Davud Racha, Devlet Başkan Yardımcısı Hasan Türkmeni ve Genel Kurmay Başkan Yardımcısı Asıf Şevkey öldürülmüştür. Suikast için seçilen gün de oldukça dikkat çekicidir. Tam BM Güvenlik Konseyi’nde 7’nci maddenin de görüşülmesinin gündemde olduğu toplantıya saatler kala Suriye’de intihar saldırısı gerçekleştirilmiştir. Aynı gün de Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Moskova’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un, Çin Devlet Başkanı Hu ile görüşmesi vardı. Bu iki ülke de biliyorsunuzki Suriye’de askeri müdahaleye karşıydı. Çeşitli saldırı ve savaş politikaları ile Suriye halkı savaşa sürüklendiği bir gerçektir.

Değerli Dostlar,

AKP iktidarı bugün Kürt sorununun demokratik çözümünü sağlamak yerine, Kürtleri sadece kendi dayattığı politikalara tabi kılmaya çalışıyor, bunu reddeden Kürtleri de etkisizleştirmeye yöneliyor. Açıkça görülüyor ki bu politikanın bir yanı yine askeri yöntem ve şiddete dayanıyor. Bölgede cemaat-tarikat ağlarının güçlendirilmesi, Hizbullah’ın tekrar aktif hale getirilmesi ve Kürt hareketinin demokratik alandaki güçlerinin KCK operasyonlarıyla etkisizleştirilmeye çalışılması işte bu stratejinin gereği olarak uygulanıyor. Kürt sorununda şiddete dayalı politikalar, Uludere’dekine benzer katliamcı sonuçlarla birlikte sürerken, bütün bunlar bir arada yaşam zeminlerini de tahrip ediyor. Özellikle batıda Kürt ve Türk halkının birlikte yaşadığı yerler, etnik bir çatışmanın zeminlerine dönüşüyor.

Bu nedenle Türkiye halklarının özgürlük, eşitlik, demokrasi ve bağımsızlık taleplerinin Kürt halkının özgürlük ve eşitlik talepleriyle birleştirilmesi bölge halklarının kardeşliği ve enternasyonalizmi açısından canalıcı öneme sahip bir aşamadadır.

Değerli Dostlar,

Bizler, anti-emperyalist ve enternasyonalist emek ve meslek örgütleri olarak; bölge ülkelerinin demokratik farklı mezhepsel ve etnik kimliklerin bir arada yaşadığı demokratik ve laik bir yapıya kavuşabilmesi için emek örgütlerinin ortak mücadelesinin gerekli olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle Suriye’deki emek ve meslek örgütleriyle dayanışma ilişkilerimizi güçlendireceğimiz buradan duyuruyoruz. Özgürlükçü, sosyal, bağımsız ve laik bir Türkiye isteyen güçler olarak demokratik, laik ve bağımsız Suriye isteyenlerle dayanışmayı ertelenemeyecek bir görev olarak görüyoruz.

Komşumuz Suriye’ye karşı herhangi bir dış müdahaleyi asla kabul etmiyor, bütün emperyalist güçlerin ve işbirlikçi devletlerin ellerini Suriye’den derhal çekmesini istiyoruz!

Bölgesel güç olma hevesiyle Suriye’yi rüştünü ispat edeceği bir sınav olarak gören AKP Hükümeti’ne sesleniyoruz: Ateşle oynamayın! ABD emperyalizminin çıkarlarına odaklanmış dış politika anlayışınızdan vazgeçin!

Gerçekten tam laik, çok kültürlü, çok inançlı, herkesin eşit yurttaşlık haklarına sahip olduğu, eşit, özgür, sosyal bir Suriye, Suriye emekçi ve ezilenlerinin mücadelesinin ürünü olacaktır. Biz bu mücadele ile dayanışma içerisinde olacağız.

Şimdi, AKP’nin, emperyalizmin aktif taşeronluğunu üstlenerek Suriye’de iç savaşın geliştirilmesine yönelik hamlelerinden vazgeçmesini sağlama zamanıdır. Şimdi, savaş çığlıkları atanlara karşı, halkların kardeşliği için sorumluluk alma zamanıdır. Bizler dün olduğu gibi bugün de tüm savaş karşıtlarıyla birlikte “Suriye’ye Emperyalist Müdahaleye Hayır” diyeceğiz, meydanlarda olacağız.