Gereği İçin: 2. Hafta

 

altTTB Merkez Konseyi, Dr. Ersin Arslan'ın ölümünün ardından 'Gereği İçin' başlığıyla düzenlenen haftalık basın açıklamalarının ikincisini yaptı. 

 

5 Mayıs 2012

BASIN AÇIKLAMASI

GEREĞİ İÇİN: 2. HAFTA

“Ya kaybettiğimiz meslektaşımızın acısını taşıyarak -bir başka cinayete kadar- süreci küllendireceğiz ya da hiç istenmeyen bu olayın benzerlerinin yaşanmaması için gerekenleri hep birlikte yapacağız.” (24 Nisan 2012 tarihli basın açıklaması)

Geçen iki hafta boyunca ne üzücü ki hekime/sağlık çalışanına yönelik şiddette azalma değil neredeyse artma bile olduğu söylenebilir. (Tek “sevindirici olan” bir ölümle karşılaşmamış olmamız, diyebiliriz.) Bu tablo herkese –bir kez daha- sorunun münferit, sıradan olmadığını, ciddi ele alınması gereken bir konu olduğunu, kısa sürede sonuç almanın zorlukları nedeniyle vakit geçirmeksizin (en geniş ölçekte katılımla/akılla) adım atılması gerektiğini göstermektedir. Bu anlamda ilk adım konunun muhataplarının yani hekim/sağlık çalışanlarının kurumlarının toplantıya çağrılması, güncel görüşlerine başvurulması olmalıdır.

Bu açıklamamızda son bir haftada yapılanları/gelişmeleri aktarmakta yarar bulunmaktadır:

1.      TBMM’de “SAĞLIK ÇALIŞANLARINA YÖNELİK ARTAN ŞİDDET OLAYLARININ ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA BİR MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU
KURULMASINA İLİŞKİN KARAR” genel Kurulun 25 Nisan 2012 tarihli oturumunda görüşülmüş ve 3 Mayıs 2012 tarihinde resmi gazetede yayımlanmıştır.

Böylece çok uzun süredir dile getirdiğimiz, teklifler verilen, son olarak 14 Mart 2012 tarihinde hekimler adına TTB olarak “bu özel gün için sağlık çalışanlarına yönelik şiddetle ilgili bir Meclis araştırması tek isteğimizdir” dediğimiz ve iktidar partisince red edilen “karar” bu kez alınabildi. İktidar partisi için 14 Mart’tan 25 Nisan’a bir ayda (Dr. Ersin Arslan’ın öldürülmesi ve hep birlikte gösterdiğimiz tutum dışında) ne değişti, bilemiyoruz. Bu iki gerekçeden biri olan ölümler hiç kimse tarafından asla istenmeyeceğine göre sonuç almak için tepkimizin sürekliliği daha da önem kazanmış oluyor.

Arzumuz Meclis Araştırması'nda yürütülecek sürecin amaca hizmet edebilmesi açısından -zoraki değil- içtenlikle bu karara varılmış olmasıdır. Ama her halukarda bu kararın alınmasında başta muhalefet partileri CHP, MHP, BDP olmak üzere destek veren AKP miletvekillerine, emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. TTB’nin bu süreçte her türlü katkıyı sunmaya hazır olduğunu bildiriyoruz.

2.      İçişleri Bakanlığı'nca “bu tür olaylarda kolluk güçlerinin hızla olayı bildirmeleri ve şikayete bağlı olmaksızın sürecin işlemesini” sağlamak üzere bir genelge yayımlandığı söylenmektedir. Halen genelgeye ulaşamamakla birlikte, yıllardır bu tür olaylarda hekimin/sağlık çalışanının şikayetinin gerekmediğini, kamu-özel “işverenin” çalışanların güvenliğini sağlama sorumlukları da göz önüne alınarak gerekli süreci şikayet olmaksızın başlatmaları gerektiğini söyledik, bakanlığa, başhekimliklere yazdık, talep ettik. Bugün gelinen bu noktayı da memnuniyetle karşılıyor, emeği geçenlere teşekkür ediyoruz.

3.      28 Nisan 2012 tarihinde SAĞLIK BAKANLIĞI PERSONELİNE KARŞI İŞLENEN SUÇLAR NEDENİYLE YAPILACAK HUKUKİ YARDIMIN USUL VE ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK çıkarılmıştır. Yönetmelik Sağlık Bakanlığı'nda görev yapanlara karşı sağlık hizmeti sunumu sırasında veya bu görevlerinden dolayı işlenen suçlar sebebiyle ceza hukuku kapsamında yürütülmekte olan işlemleri ve davaları kapsamaktadır. Yönetmelik Sağlık Bakanlığı çalışanları ile sınırlı olmasının ötesinde Sağlık Bakanlığı'ndaki taşeron çalışanları içermemektedir. Her açıdan bizler kadar risk taşıyan mesai arkadaşlarımızın da “işveren”i Sağlık Bakanlığı’dır. Ekibi bölen diğer işlerin (güvence, gelir vd.) düzeltilmesi mücadelesi verilirken böyle hassas bir konuda ayrımcılık kabul edilemez.

Yönetmeliğin 5/c maddesi “İlgili personelin soruşturma safhasında şüpheli, kovuşturma safhasında ise sanık durumunda bulunmaması.” dır. Bu koşulda kısa süre önce Diyarbakır Kocaköy’de Kaymakam’ın saldırısına uğrayan kadın meslektaşımız gibi aynı zamanda şüpheli olanlara hukuki destek sunulamayacağı anlaşılmaktadır. Bu düzenleme yeniden değerlendirilmelidir.

TTB kamu-özel bütün kurumlarda görevi başında ve/veya görevi nedeniyle karşılaşılan olaylar karşısında idarenin hukuki yardım yapmasının doğal görevi olduğunu değerlendirmektedir. Her halukarda bu yönetmeliğin çıkması da bir olumluluk olup emeği geçenlere teşekkür ederiz.

4.      BDP milletvekili Özdal Üçer tarafından Van’da bir meslektaşımıza görevi başında gerçekleştirilen fiili saldırı sonrası aynı gün parti adına TTB Merkez Konseyi aranarak net bir şekilde tasvip edilemeyecek/kabul edilemez bir durum olduğu söylenmiş, BDP yetkilileri ve il başkanlığı tarafından meslektaşımıza böyle bir olayın meydana gelmesinden üzüntü duydukları dile getirilmiş, kamuoyuna açıklama yapılmış, TBMM’de Meclis araştırmasının görüşüldüğü oturumda BDP sözcüsünce asla tasvip edilmediği tekrar ifade edilmişse de başta TTB’nin, hekim/sağlık çalışanları ve kamuoyunun -çok haklı ve yerinde olarak- bu olay nedeniyle “yapılacaklar” hakkında beklentisi sürmektedir. BDP tarafından gerekli incelemenin yapılarak sonuçlandırılacağı söylense de TTB süreci yakından izlemekte, her düzeyde tepkisini ifade ederek gereği için yapılacakları beklemekte olup üzerinin örtülmesine izin vermeyecektir. Her şey bir yana bu olayın bir milletvekilince yapılmış olması ciddiyetini daha da arttırmaktadır.

5.      “Milletvekili vakası”, öncesinde de  acilde her gün benzeri sorunlar yaşanan ama çözüm için adım atı(a)mayan Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne dikkatleri çekmiş ancak milletvekili olayı sonrası da acilde aynı olaylar yaşanmaya devam etmiştir. Bizzat TTB Başkanı tarafından ilgili meslektaşlarımızla ilişki kurularak süreç takip edilmiş, son olarak 26 Nisan 2012 günü TBMM’de doğrudan sayın Bakan’a durumun aciliyeti aktarılmış, “acillerin sisteme bağlı yapısal sorunları nedeniyle Van’da milletvekili olayı sonrası da her gün bir olayın yaşandığı ve her an hiç arzu edilmeyen yeni bir olayın yaşanabileceği” ifade edilmiştir. 27 Nisan 2012 günü Van’da hastane çalışanlarının yaptığı eylem sonucunda Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanı Hasan Çağıl acilen gitmiş, çalışanların Bakan’la yaptığı telefon görüşmeleri sonucu alınan sözlerle eylem sona ermiştir. Bu durum meselenin yaygınlığın, ciddiyetinin ve sorun çözme yolunun bir diğer somut örneği olmuştur. Süreç tarafımızdan takip edilmektedir.   

6.      Yukarıdaki konunun genel olarak hekime/sağlıkçıya yönelik şiddet konusunda Hükümetin kendi sorumluluklarını yerine getirme sürecini gölgelemesine de izin vermemek hepimizin sorumluluğudur. Milletvekiliyle ilgili gereğinin yapılması çok önemli olmakla birlikte şiddetin uygulanan sağlık politikalarıyla, uygulayıcıların uygulama tarz ve söylemleriyle ilgisi konusunda sağlıkçılar arasında ortak bir kanaat olduğu, bu süreç çerçevesinde sadece milletvekiliyle sorunun çözülmeyeceği bilinmektedir.

7.  Geçen süre boyunca medyanın konuya yaklaşımında sorumlu bir yönelime girdiği, daha önceden de özen gösterenlerin çizgilerini devam ettirdikleri sevinerek izlenmektedir. Konuyu gündemde tutan, çözüme katkı sunmak için yayın yapan bütün medya kuruluşları ve mensuplarına teşekkür ederiz.  Desteklerine sürekli ihtiyacımız olduğunu -tekrar da olsa- söylemek isteriz.

8.    Ne var ki bir cinayeti takiben içinde bulunduğumuz bu hassas dönemde kimi yazılanlar, görsel medyada yer alan programlar şiddeti adeta sıradanlaştıran, “makulleştiren” bir rol üstlenmektedir. Hangi niyetle yapılırsa yapılsın en azından acıya/soruna hürmet açısından daha fazla duyarlılık beklemek hakkımızdır. Bu tür yayınlarla ilgili gerekli değerlendirme yapılmaktadır.

9.      TTB Merkez Konseyi değerlendirme ve beklentileri ifade etmek üzere 4 Mayıs 2012 günü Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı ile bir görüşme yapacaktır.

10.  Meslektaşımızın çalıştığı hastaneye adının verilmesi talebi karşılık bulmuş ve hastanenin adı 25 Nisan 2012 tarihinde Gaziantep Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi olarak değiştirilmiştir. Başta Sağlık Bakanı olmak üzere kararı verip uygulayanlara teşekkür ederiz.

11.  Halen cinayetin gerçekleştiği hastanede olay yaşanmadan önce sağlık çalışanlarına yönelik şiddetle ilgili nelerin yapıldığı bilinmemektedir. Sağlık Bakanı’nın CHP Muğla milletvekili Nurettin Demir’in 10 Kasım 2011 tarihli soru önergesine verdiği yanıtta da bahsedilen ve tüm hastanelerde kurulduğu belirtilen “çalışan güvenliği komitesi” bu olay yaşanana kadar şiddet başlığında ne yapmıştır, Bakanlıkça hastane nezdinde bu olay sonrası yapılan incelemenin sonuçları ve bir eksiklik varsa neler olduğu, Başhekim hakkındaki değerlendirmeler kamuoyunda paylaşılmalıdır.

12.  Meslektaşımızın öldürülmesini takiben ülke sathında çok yaygın ve etkili, katılımlı eylemler yapılmıştır. Bu etkinlikler bütünüyle bize yakışan bir çerçeve ve özende sürdürülmesi için azami çaba gösterilmiştir. Bize gelen bilgilere göre kimi yerlerde inceleme/soruşturma süreçleri başlamıştır. Bu durum tarafımızdan takip edilmekte olup benzeri işlemlerin olduğu yerler var ise tabip odalarımıza/TTB Merkez Konseyi’ne hızla bildirilmesi çok önemlidir. Sayın Sağlık Bakanı ile yapılan (19 Nisan 2012) (Sağlık alanında şiddete karşı acil taleplerimiz) görüşmemizde hatırlatıldığında kendileri olumlu bir yaklaşımı bildirmiştir. Bizce kabul edilemez bu durum nedeniyle gerekli tepki ve müdahillik açısından meslektaşlarımızca (ttb@ttb.org.tr adresinden) bilgilendirilmemiz gereğini basın aracılığıyla tekrar hatırlatıyoruz.

13.  Henüz 19 Nisan 2012 tarihinde sayın Sağlık Bakanı’na acil kaydıyla verdiğimiz taleplerden Meclis araştırması dışında diğerleri için ne yapıldığına, ne adım atıldığına dair net bir bilgimiz bulunmamaktadır. Oysaki diğer 6 talepte bugüne kadar çözülebilecek başlıklardır. SABİM başta olmak üzere taleplerimiz hakkında ısrarımız sürmektedir.

14.  TTB olarak 6 talep içerisinde görece öncelik taşıyan ve moral açıdan da önemi olan başta TTB olmak üzere sağlık çalışanlarının örgütlerinin Sağlık Bakanınca çağrılı olduğu ve Başkanlığında bir toplantının cinayeti takiben bugüne kadar yapılmamış olmasını uygun bulmuyoruz. Anlaşılan o ki çalışanların temsilcilerinin görüşleri alınmadan bir süreç yürütülmek istenmektedir.

15.  TTB bu nedenle herhangi bir gecikmeye meydan vermemek üzere 27 Mayıs 2012 tarihinde Ankara’da tabip odaları, uzmanlık dernekleri, sağlık alanındaki meslek örgütleri, sendikalar, derneklerin temsilcilerinin ve ilgili Bakanlık yetkililerinin katılımına açık, sayın Sağlık Bakanı’nın katılımıyla bir toplantı düzenleme kararı almış ve bu açıklama ile kamuoyuna duyurmaktadır. Önümüzdeki günlerde bütün kurumlara çağrı gidecek olup bir nedenle ulaşamadıklarımız olursa TTB Merkez Konseyine katılım isteklerini bildirmelerini hatırlatırız. 

16.  Son olarak belirtmek isteriz ki bugün itibariyle cinayet sonrası sağlık alanında şiddetin bir daha yaşanmaması için atılan ne adım varsa bunun itici kuvveti ve sağlayıcısı hekim/sağlık çalışanlarının birlikteliği, tepkileri olmuştur. Açıklamanın başında söylediğimizi tekrarlamak istiyoruz: “Ya kaybettiğimiz meslektaşımızın acısını taşıyarak -bir başka cinayete kadar- süreci küllendireceğiz ya da hiç istenmeyen bu olayın benzerlerinin yaşanmaması için hep birlikte gerekenleri yapacağız.

TTB olarak bu amaçla Mayıs ayı boyunca meslektaşımızın bıçaklandığı gün ve saate (her Salı 12:45) kamu-özel bütün sağlık kurumlarında 15 dakika süresince oturma eylemyapacağız. Yakalarımızda siyah kurdela ile çalışmanın hasta/hasta yakınları ile olumlu diyaloğumuz ve aktarımımız için bir olanak olarak değerlendirileceği, tabip odalarımızın kamu-özel bütün sağlık kurum yöneticilerine yazılı-sözlü ulaşarak katılıma destek olunmasını hatırlatacakları, kamu-özel yapılan her etkinliğin kurum adıyla ve çekilmiş fotoğraf ve bilgileriyle tabip odalarının yanı sıra TTB Merkez Konseyi adresine de (ttb@ttb.org.tr) gönderilmesini beklediğimiz ve gelenleri duyuracağımız bu süreçte sağlık çalışanları ve sağlık hakkı meclislerinin rolleri olacaktır. Kuşkusuz her ilde konunun ruhuna ve hedefine uygun tarz ve etkinlik çeşitleri geliştirilebilecektir. Kritik olan bizlerin bu olayı sıradanlaştırmayıp taleplerimizin takipçisi olacağımızın yetkililer ve kamuoyunca bilinmesidir.

Sağlık alanında birbirinden ayrılmaz taleplerimizi bugün ve gelecek güvencesi (emeklilik) üst başlığında iş güvencesi, gelir güvencesi, mesleki bağımsızlık, can güvencesi olarak yıllardır söylüyoruz. Bugün hepimizi isyan ettiren bu cinayetle can güvencesi öne çıktı. Biliyoruz ki taleplerin hepsi bir bütün ve hepsi eşit derecede öneme sahip.

Hep birlikte gereğini yapacağız.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ 
MERKEZ KONSEYİ