DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’li Kadınlardan Barış Çağrısı

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB üyesi kadınlar, Ortadoğu’daki savaş politikalarının tetiklediği kadın düşmanlığını ve kadınlara yönelen saldırıları protesto etmek için 26 Ağustos 2014 tarihinde Ankara’da basın açıklaması düzenledi.

Türkçe, Kürtçe ve Arapça “Ortadoğu’da savaşı ve kadın kırımlarını durduralım” yazılı pankart açan kadınlar basın açıklaması için Güvenpark’ta buluştu. Ortadoğu'da yaşanan vahşetin fotoğraflarının taşındığı eylemde kadınlar, Ezidi kadınların geleneksel kıyafetlerini giydiler, yüzlerini siyaha boyadılar.

TTB Merkez Konseyi Üyesi Deniz Erdoğdu ile Ankara Tabip Odası Genel Sekreteri Ebru Basa’nın da katıldığı eylemde ortak açıklama metni ise KESK Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy tarafından okundu. Basın açıklamasında tüm kadınlar; katliamlara, şiddete, tacize, tecavüze ve kanlı savaşlara karşı 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde alanlara çağrıldı.

BASIN AÇIKLAMASI

26 Ağustos 2014

Ortadoğu’da Savaşı ve Kadın Kırımını Durduralım!

Irak’ta Şengal bölgesinde IŞİD çeteleri tarafından yapılan saldırılar yaklaşık bir aydır sürmektedir. Bu süreçte; binlerce Ezidi kadın ve çocuk katledildi, göç yollarında açlık ve susuzluktan dolayı öldüler. Ele geçirilenler savaş ganimeti olarak pazarlarda çarşafların içine sokulup, zincirlere bağlanıp cariye/ köle olarak satıldı. Şengal Dağı’na sığınanlar ise açlık ve susuzlukla terbiye etmeye çalışılmaktadır. Bebekler, çocuklar, kadınlar, hastalar ve yaşlılar yerlerinden edilmekte, zorla asimilasyon ve soykırım politikalarına maruz kalmaktadır.

Ortadoğu’nun binlerce yıllık kadim halklarından ve inançlarından olan Ezidilik, sözüm ona İslam’ın gereği olarak eli kanlı çetelerce saldırılara uğramakta,kutsal mekânları yıkılmakta ve yaşam alanları ortadan kaldırılmaktadır. Çetecilerden kaçarak Şengal Dağı’na sığınan Ezidi kadınlar ve çocuklar yiyecek ve su sıkıntısı yaşamakta, sığınacak yer, ağaç gölgesi bulamamaktadır. Şengal Dağı Ezidilerin kutsal dağıdır. Bugün çetecilerin saldırısına karşı binlerce Ezidi’nin dayanılmaz sıcağın altında yaşam mücadelesinin mekânı haline dönüşmüştür. Şengal Dağı’ndan daha güvenli olabilecek yerlere gitmek isteyen Ezidiler ise Rojava’ya, Erbil’e, Duhok’a, Uludere'ye ya da Silopi’ye ulaşabilmek için yüzlerce kilometrelik yolu yalın ayak yürümek zorunda kalmaktadır.

 Çocukların oyun oynaması, şarkılar söylemesi gereken topraklarda mermiler, toplar, mayınlar ve tanklarla karanlığın haritası çizilmektedir. Çocukların gelecekleri, gülümsemeleri çalınmaktadır. Anne karnında bebekler savaşın soğukluğuna doğmakta; birkaç yıldır hayatı tanımaya başlayan çocuklar silah seslerinin ayırdına varmaktadır. Genç kadınlar ve anneler IŞİD çetelerinin eline canlı halde düşmemek için yanlarında bıçaklarını taşımaktadır.

Tüm bu vahşetten kaçıp geride komşularını, akranlarını, sevdiklerini bırakarak Türkiye’ye göç eden bazı kadınlar için ise en basiti küçük yaşta evlendirilmek, kuma gitmek, istemediği evliliklere zorlanmak başta olmak üzere kadın tacirlerinin eline düşmek, taciz, tecavüze maruz kalmak söz konusudur. Savaştan kaçan kadınlar kamplarda ve kampların dışında erkek devletin gazabına uğramakta, hem de bin bir güçlükle sığındıkları ülkelerde ucuz iş gücü olarak kullanılmaktadırlar.

Kadın bedeni ve ruhuna yapılan saldırıların en iğrenç biçimlerini uygulayanlar, IŞİD çeteleri ve ona göz yuman devletlerdir. Türkiye Devleti de, Ezidi kadınların ve çocukların yaşadığı istismar, tecavüz ve katliamların doğrudan içindedir. Çünkü:

·         AKP hükümetinin IŞİD çetelerine destek verdiği bilinmekte, zaten aksini de iddia edememektedir.

·         Yakın zamanda bu ülkenin başbakanı olacak  olan Dışişleri bakanı Ahmet DAVUTOĞLU, bu katliamcı ve kadın düşmanı çeteleri meşru gördüğünü her defasında çok rahat biçimde söylemektedir.

·         Sınırlardan ülkeye geçmeye çalışanların bir kısmına izin verilmemekte, hatta katledilmesine seyirci kalınmaktadır.

·         Metropollerde artan ırkçılığa sessiz kalınmakta özellikle kadınların bir mal gibi satılmasına, fuhuş yapmak zorunda bırakılmasına karşı önlem alınmamaktadır.

Biz bu ülkede yaşayan, farklı halklar, inançlar, diller ve kültürlerden gelen kadınlar olarak erkek egemen zorbalığa karşı mücadele içindeyiz ve olanların farkındayız. Ezidi kadınların Şengal’de ve Türkiye’de maruz kaldıkları insanlık dışı muameleyi derinden hissediyor, gözyaşları, ağıtlar ama her şeyden önemlisi isyanımızla savaşa karşı çıkıyoruz. Savaşla yoğrulmuş bu topraklarda biz kadınlar birbirimizi tanıyor, bize kader diye yutturulmak istenen katliamlara teslim olmuyoruz.

Bizler; Ezidi Kürt, Hıristiyan, Şii Arap ve Şii Türkmen,Ermeni ve Keldani, binlerce yıldır kültürleri, inançları ile bu coğrafyada var olan kadim halklara saygı duyuyoruz. Bizler farklılıklarımızla bir arada yaşamının hayatta en değerli kazanım olduğunun farkındayız. Acının ve öfkenin her türlüsüne maruz kalan Ortadoğulu kadınların bilinciyle; son dönemde İslam’ı kullanarak terör estiren çetelerin yok etmek istediği tüm değerlere sahip çıkıyoruz. Buradan Ortadoğu’da yeni bir paylaşımının kurbanı olmayacağımızı ilan etmek istiyoruz.

Bu savaşta payı olan başta AKP iktidarı başta olmak üzere tüm dünya devletlerine sesleniyoruz. Birleşmiş Milletler’in de aralarında olduğu bütün uluslararası kurumlara çağrıda bulunuyor, ‘katliamlara göz yummayın’ diyoruz.

 Kadınların eşit ve özgürce yaşadığı bir toplum inşa etmek ve  yeni bir geleceği kurmak için her dilden, kültürden, inançtan ve halktan kadınlar olarak birlikte direnmeye devam edeceğiz.

Biz; KESK, DİSK, TMMOB VE TTB'li kadınlar olarak, Ortadoğu’da eşit ve özgür bir şekilde bir arada yaşamak için halkların verdiği mücadeleyi selamlıyor, erkek egemen zihniyetin kadına reva gördüğü şiddet, tecavüz, katliam ve savaşa karşı 1 Eylül Dünya Barış Gününde tüm kadınları alanlara çağırıyoruz.

KESK, DİSK, TMMOB, TTB