1930 yılında kabul edilen Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile işyeri hekimliği halk sağlığının temel bileşeni olarak sayılmasına karşın, 2012 yılında Avrupa Birliği mevzuatına uyum amacıyla çıkarılan 6331 sayılı Kanunun 21. maddesiyle Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi kurulmuş, ardından uygulama yönetmeliği yayımlanmıştır. Kanun ile Türk Tabipleri Birliğinin eğitim yetkisi elinden alınmış ve sonraki aşamalarda “iş tevzii” yetkisi de kuruluş Kanununda değişiklik yapılarak kaldırılmıştır. Halihazırda işyeri hekimliği yapılması için zorunlu olmasına karşın tabip odasına üyeliği koşul olarak göstermemekte ısrar eden ve bu yolla kayıt dışılığın önünü açan bir yapılanma vardır.
İşçi sağlığı ve iş güvenliğine yaklaşımın bu yönde olması nedeniyle 2012’den bu yana Konsey’in bir faaliyeti olmamış, Türkiye’de iş cinayetleri her geçen yıl artmıştır.
2018 yılında Cumhurbaşkanı eliyle yürütme modeline geçişte uygulanmak üzere yayımlanan 703 sayılı KHK ile Kanunun, Konsey’in kurulduğuna ilişkin birinci fıkrası dışındaki tüm hükümleri yürürlükten kaldırılmış ve ardından herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Anayasa Mahkemesi tarafından 703 sayılı KHK’nin bu düzenlemesi Konsey bileşenleri açısından “kamu hizmetine girme hakkı” kapsamında ele alınarak KHK ile düzenleme yasağı olan haklardan olması gerekçesiyle iptal kararı verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararının ardından 21. Maddenin iptal gerekçesine uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerekirken bu yapılmamış, bunun yerine 6331 sayılı Yasaya içeriği belirsiz, yasal düzenleme niteliğinden uzak ek madde eklenmiştir.
Ardından Anayasa Mahkemesi kararı sonrasında açık bir Anayasal ve yasal dayanağı olmamasına karşın, Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile Konsey’e ilişkin düzenleme yapılmıştır. Düzenleyici işlemlerin en altında kabul edilen ve idarenin kendi çalışanlarına yönelik iç işleyişi belirleyebilecek genelge ile TMMOB ve TTB Konsey üyeliğinden çıkarılmıştır. Bu düzenleme, Anayasaya göre mutlak olarak yasayla yapılması zorunlu, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenemeyeceği açıkça kurala bağlanan bir hakkın “genelge” ile belirlenmesi nedeniyle anayasa ve idare hukuku açısından üzerinde çalışılmaya muhtaç bir metindir.
Aynı Genelge ile esasen Konsey’in işlevi de değiştirilmiş, daimi bir yapı olmaktan çıkarılarak “politika belgesi hazırlama” amaçlı ve örtük olarak süreli bir yapıya dönüştürülmüştür. Dolayısıyla şu anda Türkiye’de herhangi bir bakanlık veya Cumhurbaşkanlığı teşkilatı içinde tanımlı, daimi olarak görev yapacak bir Konsey bulunmamaktadır.
Son olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik yayımlanmıştır. Böylelikle “genelge” ile teşkilatı tanımlanmış bir yapının çalışmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek için yönetmelik çıkarılmıştır. Tüm süreç normlar hiyerarşisi, hukuk devleti, anayasanın bütünlüğü ve bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi ve tüm yargı kararlarının, yasama ve tüm idareler için bağlayıcı olduğuna ilişkin ilkelerin tümüyle göz ardı edildiği bir “hukuk türü” ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.
ILO Türkiye ofisine, Genelge ile yapılan düzenlemeye ilişkin görüş alışverişi yapmak ve hekimlerin çalışan olarak işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerinden yararlanmalarını teminen ortak çalışma yapılabileceğini anımsatan mektubumuza bugüne kadar yanıt verilmemiştir.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği idarenin öncelikleri arasında değildir ve anılan değişiklikler birlikte ele alındığında anlaşıldığı gibi işçilerin hayatını bir maliyet kalemi olarak gören anlayış tümüyle idarenin yaklaşımına egemen olmuştur. Genelge’nin iptali için TTB ve TMMOB tarafından açılan davada Danıştay yürütmenin durdurulması talebini reddetmiştir. Karara itiraz edilmiştir, henüz bir karar verilmemiştir.
TTB’nin ILO’ya mektubuna ilişkin haber
Genelge’nin iptali talebiyle açılan davaya ilişkin haber
Yönetmelik hakkında ortak açıklama
Türk Tabipleri Birliği Hukuk Bürosu