7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesinde başta Ankara olmak üzere birçok ilde toplantı ve gösteri yürüyüşlerine yönelik yasak kararları alınmış; gece saatlerinde gerçekleştirilen ev baskınları sonucunda aralarında gazetecilerin, avukatların, öğrencilerin, emeklilerin ve öğretim üyelerinin de bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alınmış, bir kısmı tutuklanmıştır.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, ifade özgürlüğü ile adil yargılanma hakkı; Anayasa’nın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerinin güvence altına aldığı temel haklardandır. Bu haklara yönelik müdahalelerin ancak hukuka uygun, zorunlu ve ölçülü olması mümkündür.
Bu süreçte hak ihlali iddialarının gündeme geldiği kişilerden biri de komedyen Deniz Göktaş’tır. Deniz Göktaş, stand-up gösterilerindeki bazı ifadeleri gerekçe gösterilerek “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” ve “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamalarıyla gözaltına alınmış, gözaltı işlemi sırasında ters kelepçe uygulanmış ve bu görüntüler kamuoyuyla paylaşılmıştır. Ayrıca avukatlarının açıklamalarına göre, hakkında herhangi bir uyuşturucu suçlaması bulunmamasına rağmen saç, kıl ve tırnak örnekleri alınmıştır. Bu uygulamaların hukuka uygunluğu, gerekliliği ve ölçülülüğünün açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
İşkence ve diğer zalimane, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya ceza mutlak olarak yasaktır. Bu yasak hiçbir koşulda askıya alınamaz. Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa’nın 17. maddesi uyarınca devletin işkence ve kötü muameleyi önleme, bu yöndeki iddiaları etkili biçimde soruşturma ve sorumluları hesap verebilir kılma yükümlülüğü bulunmaktadır.
Son yıllarda yaygın biçimde başvurulan ters kelepçe uygulamasına, her ne kadar Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 1 Nisan 2004 tarih ve 2004/68 sayılı genelgesi ile meşruiyet kazandırılmaya çalışılsa da Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 93. Maddesi bu genelgenin yok hükmünde olduğunun bir kanıtıdır. 93. maddede ellerin önden kelepçelendiği “düz” diye nitelendirilen kelepçe uygulamasının bile kişilerin kaçacaklarına ya da kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlükleri bakımından tehlike arz ettiğine ilişkin belirtilerin varlığı hallerinde, bir başka deyişle ancak zorunluluk hallerinde uygulanabileceğini ifade etmektedir. Ters kelepçe uygulaması pozisyonel bir işkence yöntemidir; akut ve kalıcı fiziksel yaralanmalara, psikolojik travmaya ve aşağılanma duygusuna neden olabilmekte, aynı zamanda toplum üzerinde korku ve sindirmeyi hedeflemektedir.
Deniz Göktaş’ın sevk edildiği Tekirdağ Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi gibi yüksek güvenlikli ceza infaz kurumları ile Y ve S tipi cezaevlerinde uygulanan infaz rejimi ve tutulma koşulları uzun süredir meslek örgütleri ve insan hakları kuruluşlarının gündemindedir. Kuyu tipi olmayan bir ceza infaz kurumuna sevk edilme talebiyle Antalya Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde başlattığı açlık grevi sürecini gün gün ve endişeyle takip ettiğimiz Gürkan Türkoğlu’nun yaşamını yitirmesi, bu ceza infaz kurumlarındaki tutulma koşulları ve tecrit uygulamalarına ilişkin kaygıları bir kez daha gündeme taşımıştır. Tek veya üç kişilik sınırlı yaşam alanları, doğal ışık ve temiz havaya erişimde yaşanan kısıtlılıklar, mahremiyeti zedeleyen kamera uygulamaları ve uzun süreli tecrit niteliğindeki infaz rejimlerinin mahpusların fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlıkları üzerindeki olumsuz etkileri ulusal ve uluslararası raporlarda dile getirilmektedir. Ceza infaz kurumlarında tutulan herkesin insan onuruna uygun yaşam ve sağlık koşullarına erişimi güvence altına alınmalıdır.
Türk Tabipleri Birliği’nin uzun yıllardır vurguladığı üzere; işkence ve kötü muamele yalnızca hukuksal bir sorun değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı sorunudur. İşkence ve kötü muameleye maruz bırakılan kişilerde fiziksel yaralanmaların yanı sıra travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, anksiyete bozukluğu ve diğer ruhsal hastalıklar gelişebilmekte; bu etkiler bireyin yaşamını, ailesini ve toplumsal yaşamı uzun yıllar boyunca etkileyebilmektedir. Hekimlerin etik yükümlülüğü; işkencenin önlenmesine katkı sunmak, işkenceyi etkili biçimde belgelendirmek ve mağdurların tedavi ile rehabilitasyon süreçlerinde mesleki sorumluluklarını yerine getirmektir.
İşkence ve kötü muamele iddiaları etkili, bağımsız, tarafsız ve hızlı biçimde soruşturulmalı; sorumlular hakkında gerekli adli ve idari işlemler yürütülmelidir. Gözaltı ve ceza infaz kurumlarındaki tüm uygulamalar insan hakları standartlarına, tıp etiğine ve insan onuruna uygun biçimde yürütülmelidir.
İşkence ve kötü muamelenin mutlak yasak olduğunu bir kez daha hatırlatıyor, gözaltında ve ceza infaz kurumlarında bulunan herkesin yaşam hakkı, sağlık hakkı ve insan onurunun korunmasına yönelik devletin pozitif yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesi çağrısında bulunuyoruz.
Türk Tabipleri Birliği İnsan Hakları Kolu
Türk Tabipleri Birliği