tok_logo.gif2012-2013 DÖNEMİ TÖK MYK ÜYELERİ
6 EKİM 2012 TARİHİNDE ANKARA'DA GERÇEKLEŞEN GENEL KURULDA YAPILAN SEÇİMLE MERKEZİ YÜRÜTME KURULU (MYK) ÜYELERİ BELİRLENDİ.

Manifesto

MANİFESTOMUZ

Çağrımızdır; insana dair, hayata dair kaygıları olanların, sözünü söylemek isteyenlerin, boyun eğmeyip direnmeyi seçenlerin, herkesin topluluğu olabilmek için tüm arkadaşlara duyurduğumuz...

Devamı için tıklayınız...

DOKU Sayı 3
1.gif
DOKU SAYI 3
DOKU Sayı 2
DOKU SAYI2
DOKU Sayı 1
1.gif
DOKU SAYI 1

TTB.org Haberleri

"Heybesinde yılan işaretleri

Baldıran zehiri yüzüğünün içinde

Ve yanında kav taşıyan ben ;

Tekinsizim size göre

İbret için yakılması gereken..."

Metin ALTIOK

PDF Yazdır E-posta
Yazar Fırat   

Mektubumuz var!

 

 

Sincan F Tipi Cezaevi'nde 5 ayı aşkın süredir tutuklu bulunan tıpve sağlık öğrencilerinden mektup var!

 

 “Of dedi fare. Dünya da günden güne daralıyor, ilkin bir genişti ki korktum koştum ileri, uzakta sağlı sollu duvarlar. Görür görmez dünyalar benim oldu. Ama bu uzun duvarlar da bir çabuk birbirlerine yaklaşıyor ki, en son odadayım işte, orada köşede de kapan duruyor, gide gide kısılacağım kapana.”
“Kedi; sen de öyleyse yönünü değiştir” dedi ve fareyi yedi.(Bir Savaşın Tasviri; F.Kafka)
Yukarıda alıntıladığımız insanın içini ürperten hikaye, ülkemizde son yıllarda başta KCK ile Kürtlere olmak üzere sol, sosyalist ve demokrat kesimlere yönelik yapılan siyasi operasyonlar ve tutuklamaların zihniyetini ortaya koymaktadır. Demokratik siyaseti ve ifade özgürlüğünü kısıtlayarak kendisi dışındaki seslere yaşama imkanı tanımamak. Bu geçmişte de böyleydi şimdide böyledir. Geçmişin ve şimdinin egemenleri farklı olsa da içtikleri su aynıdır. 
Egemenler çok temel sorular sorarak kendilerini dayatma konusunda ilerlerler. “Kim? Nerede? Hangisi? Nasıl?” Bu sorulara verilen yanıtlara göre de yapacakları uygulamayı seçerler. Egemen değerleri tersine çevirmek istiyorsak bizlerin de kendi sorularını sorması gerekir. Nietzche köle ahlakını; “Kim konuşuyor?” sorusuyla çözmüştür. Yaşamı sınırlandıran, yok eden ve itaat isteyen bir dil mi konuşuyor, yoksa daha yaşanılası ve özgür bir hayatı yaratma gayesi olan bir dil mi?
12 Eylül Darbesiyle beraber ülkemizde uygulanmaya başlanan neoliberal politikalar en son AKP iktidarıyla yaşamın her alanında çok hızlı bir şekilde uygulandı ve uygulanıyor. Sağlık alanında da “Sağlıkta Dönüşüm Programı” adıyla “Aile Hekimliği” ile başlayan süreç. “Tam Gün Yasası” , “Kontenjanların Artırımı” , “ Performans Sistemi” , “Sigorta Sistemi ve en son “Kamu Hastaneleri Birliği” ile devam etmiştir. Nihai aşamada hastalar müşterileşmiş, sağlık çalışanları güvencesizleştirilerek puan peşinde koşan birer mario konumuna düşürülmüş ve hastaneler ise şirketleşmiştir. Bütün bunların hepsi geçmişteki sağlık sisteminin hali ortaya çıkarılarak, orayla kıyas yapılarak uygulandı. Sağlık hizmeti alan hastalar ve bu hizmeti sunan sağlık çalışanları, tıpkı siyasal alanda yaşananlarda olduğu gibi hikayedeki farenin içinde bulunduğu durumdadırlar. Öyleyse kar amacı gütmeyen, parasız toplumcu bir sağlık anlayışı mümkün müdür? Sağlık çalışanlarının güvenceli çalışabildiği, emeklerinin karşılığını alabildiği ve nitelikli bir sağlık hizmeti sunduğu bir anlayış mümkün müdür? Kampüse kıstırılmış sağlık eğitimini, sınırlarının dışına çıkaran bir eğitim anlayışı mümkün müdür? Bütün bu soruların ardından sorumuz da peşi sıra geliyor; bunları söylerken sorarken konuşan kim?
Bizler ülkemizde ve dünyada yaşanan sorunları kendilerine dert edinen bunların anlaşılabilmesine dair tartışmalar yürüten, daha yaşanılası ve özgür bir hayat tahayyülleri olan bireyleriz. Bu açıdan sağlık alanında neoliberal politikaların bu kadar fütursuzca uygulandığı ve geleceğimizin ipotek altına alınmaya çalışıldığı böylesi bir dönemde yaşanılanların ne olduğunu anlamaya ve tartışmaya çalışmak, sağlık algısı üzerine taramalar, anketler yapmak ve düzenlenen mitinglere katılmak demokrasinin olduğu yerlerde gayet doğaldır. Belki kedinin ve kapanın ne olduğunu tam olarak bilemesek de her ikisinin bizlere yıkım getireceğini gayet iyi görebiliyoruz. Öte yandan ülkemizin bir tarafında yıllardır yaşanan çatışmalı süreçten kaynaklı her gün ölümler yaşanırken ve bir halkın dili, kültürü ve tarihi yk sayılırken barışı savunmak ve barış ikliminin hakim kılınmasına da çaba göstermeyi de insan olmamızın bir gereği olarak bildik.
Sevgili Dostlar! 6 Haziran sabahından bu yana maruz kaldığımız “Herne Peş” demokrasisinin bu hukuk garabetini gözler önüne sermek için, sizleri 5 Aralık günü görülecek davamıza , Ankara Adliyesine davet ediyoruz…
Şimdiden sizleri teslim ve satın alınamayan duygu ve düşüncelerle selamlıyor ve sevgilerimizi yolluyoruz…
TUTUKLU SAĞLIK ÖĞRENCİLERİ(20/11/2012)

 

Bir mektup daha.. Mahkeme gününden haberdar olan arkadaşlarımız en sonunda hepimizi davet ediyor olsalar bile aslında hala niye orda tutulduklarına anlam veremediklerini anlatmışlardır ama buyrun sizde okuyun...
“Of dedi fare. Dünya da günden güne daralıyor, ilkin bir genişti ki korktum koştum ileri, uzakta sağlı sollu duvarlar.  Görür görmez dünyalar benim oldu. Ama bu uzun duvarlar da bir çabuk birbirlerine yaklaşıyor ki, en son odadayım işte, orada köşede de kapan duruyor, gide gide kısılacağım kapana.”
“Kedi; sen de öyleyse yönünü değiştir” dedi ve fareyi yedi.(Bir Savaşın Tasviri; F.Kafka)
Yukarıda alıntıladığımız insanın içini ürperten hikaye, ülkemizde son yıllarda başta KCK ile Kürtlere olmak üzere sol, sosyalist ve demokrat kesimlere yönelik yapılan siyasi operasyonlar ve tutuklamaların zihniyetini ortaya koymaktadır. Demokratik siyaseti ve ifade özgürlüğünü kısıtlayarak kendisi dışındaki seslere yaşama imkanı tanımamak. Bu geçmişte de böyleydi şimdide böyledir. Geçmişin ve şimdinin egemenleri farklı olsa da içtikleri su aynıdır.  
Egemenler çok temel sorular sorarak kendilerini dayatma konusunda ilerlerler. “Kim? Nerede? Hangisi? Nasıl?” Bu sorulara verilen yanıtlara göre de yapacakları uygulamayı seçerler. Egemen değerleri tersine çevirmek istiyorsak bizlerin de kendi sorularını sorması gerekir. Nietzche köle ahlakını; “Kim konuşuyor?” sorusuyla çözmüştür. Yaşamı sınırlandıran, yok eden ve itaat isteyen bir dil mi konuşuyor, yoksa daha yaşanılası ve özgür bir hayatı yaratma gayesi olan bir dil mi?
12 Eylül Darbesiyle beraber ülkemizde uygulanmaya başlanan neoliberal politikalar en son AKP iktidarıyla yaşamın her alanında çok hızlı bir şekilde uygulandı ve uygulanıyor. Sağlık alanında da “Sağlıkta Dönüşüm Programı” adıyla “Aile Hekimliği” ile başlayan süreç. “Tam Gün Yasası” , “Kontenjanların Artırımı” , “ Performans Sistemi” , “Sigorta Sistemi ve en son “Kamu Hastaneleri Birliği” ile devam etmiştir. Nihai aşamada hastalar müşterileşmiş, sağlık çalışanları güvencesizleştirilerek puan peşinde koşan birer mario konumuna düşürülmüş ve hastaneler ise şirketleşmiştir. Bütün bunların hepsi geçmişteki sağlık sisteminin hali ortaya çıkarılarak, orayla kıyas yapılarak uygulandı. Sağlık hizmeti alan hastalar ve bu hizmeti sunan sağlık çalışanları, tıpkı siyasal alanda yaşananlarda olduğu gibi hikayedeki farenin içinde bulunduğu durumdadırlar. Öyleyse kar amacı gütmeyen, parasız toplumcu bir sağlık anlayışı mümkün müdür? Sağlık çalışanlarının güvenceli çalışabildiği, emeklerinin karşılığını alabildiği ve nitelikli bir sağlık hizmeti sunduğu bir anlayış mümkün müdür? Kampüse kıstırılmış sağlık eğitimini, sınırlarının dışına çıkaran bir eğitim anlayışı mümkün müdür? Bütün bu soruların ardından sorumuz da peşi sıra geliyor; bunları söylerken sorarken konuşan kim?
Bizler ülkemizde ve dünyada yaşanan sorunları kendilerine dert edinen bunların anlaşılabilmesine dair tartışmalar yürüten, daha yaşanılası ve özgür bir hayat tahayyülleri olan bireyleriz. Bu açıdan sağlık alanında neoliberal politikaların bu kadar fütursuzca uygulandığı ve geleceğimizin ipotek altına alınmaya çalışıldığı böylesi bir dönemde yaşanılanların ne olduğunu anlamaya ve tartışmaya çalışmak, sağlık algısı üzerine taramalar, anketler yapmak ve düzenlenen mitinglere katılmak demokrasinin olduğu yerlerde gayet doğaldır. Belki kedinin ve kapanın ne olduğunu tam olarak bilemesek de her ikisinin bizlere yıkım getireceğini gayet iyi görebiliyoruz. Öte yandan ülkemizin bir tarafında yıllardır yaşanan çatışmalı süreçten kaynaklı her gün ölümler yaşanırken ve bir halkın dili, kültürü ve tarihi yk sayılırken barışı savunmak ve barış ikliminin hakim kılınmasına da çaba göstermeyi de insan olmamızın bir gereği olarak bildik.
Sevgili Dostlar! 6 Haziran sabahından bu yana maruz kaldığımız “Herne Peş” demokrasisinin bu hukuk garabetini gözler önüne sermek için, sizleri 5 Aralık günü görülecek davamıza , Ankara Adliyesine davet ediyoruz…
Şimdiden sizleri teslim ve satın alınamayan duygu ve düşüncelerle selamlıyor ve sevgilerimizi yolluyoruz…
TUTUKLU SAĞLIK ÖĞRENCİLERİ(20/11/2012)

 

 
< Önceki   Sonraki >