MUAYENEHANE HEKİMLİĞİ Mİ? SOSYAL GÜVENLİK KURUMU HEKİMLİĞİ Mİ?

PDFYazdırE-posta

Dr. Hasan Oğan


“Bu yazı 2008 yılı itibarı ile muayenehanelerin SGK ile sözleşme yapma konusunda sürdürülen, özelliklede son dönem –serbesttabip- mail grubunda yürütülen tartışmalardan, olumlu, olumsuz görüş ve önerilerden yararlanılarak tartışmanın biraz daha açıklığa kavuşması için hazırlanmıştır.”

Yazı başlığı muayenehane hekimliği açısından bir yol ayrımını işaret etmekte. Tartışmanın sonunda ya da karar verme aşamasında verilecek cevap bu iki sorudan birine evet olacaktır. “İkisi birden olmaz mı?” sorusu için daima birinin belirleyici olacağı bilinmelidir.

Türkiye’desağlık hizmeti geçmiş yıllarda ağırlıklı olarak kamu tarafından verilirken kamusal hizmetin yanı sıra çok sayıda muayenehane ve az sayıda da özel hastane bulunmaktaydı.

Muayenehaneler ülkenin her yerinde yaygın olarak bulunurken toplumun tüm kesimleri bir şekilde muayenehanede verilen sağlık hizmetinden yararlanmaktaydı.  Muayenehane hekimliği uzman hekimlerin genel tercihi olup pratisyen hekimlerin de önemli ölçüde muayenehanesi vardı.


Tıp fakültesi öğrencilik yıllarından itibaren hekimin nerede ve nasıl olmasına bağlı olmaksızın idealinde mesleğini bağımsız olarak yapması, muayenehane açması hep doğal bir olay olarak görülmüştür.

Uzun bir süre hekimler yalnızca muayenehanede çalışmanın yanısıra kamu-muayenehane, özel sektör-muayenehane biçiminde de çalışmışlardır. Çeşitli dönemlerde bazı yasal kısıtlamalar (tamgün 1978, mecburi hizmet) çalışma biçimlerine kısmi, geçici engellemeler getirsede yaygın çalışma biçimi kamu-muayenehane olarak devam etmiştir.

1983 yılı itibarı ile Türkiye’de serbest rekabetin ağırlık kazanması, sermayenin globalleşmesi, kapitalizmin sosyal devlet olgusundan giderek uzaklaşarak“vahşi kapitalizme” dönüşmesi, dünya sermayesinin kendine yeni yatırım alanları oluşturma isteğine bağlı olarak sağlık hizmetlerin özelleştirilmesi sürecinde 2002 tarihi toplumun sağlık hakkı, sağlık hizmetleri ve hekimler açısından bir dönüm noktası olmuş“Sağlıkta Dönüşüm Programı” en acımasız biçimde uygulanmaya başlanmıştır.

1983 itibarı ile devletin sağlık alanındaki yatırımları teşvik etmesiyle birlikte özellikle 2003 yılından itibaren Türkiye’de özel hastane sayısı hızla artarken bugün Türkiye’de özel hastane sayısı 500 sayısına yaklaşmış, sağlık hizmetinin %35’i özel sektör tarafından sağlanır duruma gelmiştir.

Özel hastaneler çalışma olanakları açısından birçok hekime avantajlar yaratırken muayenehane hekimliği anlayışı yerini özel sağlık sektöründe çalışmaya bırakmış, kamusal alanda da yasal zorlamalar ve performans uygulamaları yine muayenehanelerin kapanmasına, yenilerinin açılmamasına sebep olmuştur. Sonuçta gelinen noktada büyük iller haricinde birçok ilde dahi muayenehaneler tamamen kapanmak zorunda kalmıştır.

Elimizdeki rakamlar tüm Türkiye genelini yansıtmasa da mevcut bilgiler gelinen nokta hakkında az çok gerçeği göstermektedir.

 İstanbul da sadece muayenehane hekimliği yapanların sayısı 1160 olup son iki yıl içerisinde açılan ve kapanan muayenehane sayısı da aşağıdaki gibidir.

 

Sağlıkta Dönüşüm Programı sağlık ocaklarını kapatıp, SSK hastanelerini Sağlık Bakanlığı’na devrederek başlattığı yıkım süreci tüm hekim kesimlerini bir şekilde olumsuz yönde etkilemiş ve 3 Ağustos 2010 tarihinde “Ayakta Teşhis Ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik” de yapılan 8. Değişiklikle muayenehanelerin de kapısını çalmıştır.

İşte bu noktada bugüne dek doğal bir durum kabul edilen hekimlerin muayenehane, poliklinik, laboratuvar ve tıp merkezi açmasının esasında bir mesleki hak olduğu kavranarak dönüşümün olumsuz gerçekleri ile karşılaşan muayenehane hekimleri var olma mücadele sürecini başlatmışlardır.

Sağlıkta Dönüşüm Programı ile tekelci sağlık sermayesi kendi sağlık düzenini kurarken, hekimlik mesleğini ve hekimleri kendi egemenliği altına alarak “istediği hekimliği” uygulatmak için şiddet dahil her türlü argümanı, yaptırımı kullanmaktan çekinmemiştir. Bu nedenledir ki siyasi iktidar ve tekelci sağlık sermayesi baştan itibaren muayenehaneleri yok saymış ve zamanı geldiğinde de tamamen yok etmek için elinden geleni yapmaya çalışmıştır, çalışmaktadır.

Amaç hekimin serbest meslek olanaklarını ortadan kaldırarak hekimi doğrudan iktidara ve sağlık sermayesine bağımlı kılmak, güçsüzleştirmek, yalnızlaştırmak, korkutmak ve ona istediği hekimliği yaptırmaktır.

Yine tekelci sağlık sermayesi bugün muayenehanelerden bireysel hizmet alanların ve özel sağlık sigorta kurumlarının mevcut hasta potansiyeline doğrudan sahip olmak istemekte, rekabet yapmak istememektedir.

Oysa hekimin serbest meslek hakkı ve çalışma alanları her türlü baskıya karşı kendini koruyabileceği ve varlığını sürdürebileceği alanlar olup sonuna kadar korunması gereklidir, zorunludur.

“Muayeneheneme dokunma” mücadelesi ile başta muayenehane hekimleri olmak üzere tüm hekimler birlikte ortak mücadele ederek geçici de olsa önemli kazanımlar elde etmiş, yönetmelikten önce açılmış muayenelerin kapatılması belirli bir süre ertelenmiş, fakat yeni açılacak veya adres değiştirecek muayenehanelerin önündeki ‘’uyum belgesi’’ şartı ise devam etmektedir.

Burada en önemli kazanım, hekimlerin bundan sonra da mesleklerini serbest olarak sürdürme hakları için örgütleri ile birlikte mücadele etme düşüncesinin oluşması ve mücadele pratiğini kazanmalarıdır.

Bu süreçte sık sık muayenehane hekimlerininde “SGK ile sözleşme imzalayarak SGK’lı hasta bakma” talepleri dile getirilmiş olsa da mücadelenin ana gündeminin muayenehanelerin kapatılıp, kapatılmaması olduğundan istek gündemde çok fazla yer bulamamıştır.

Geçtiğimiz günlerde SGK’lı hasta bakma talebi “serbesttabip” mail grubunda yeniden gündeme gelerek olumlu ve olumsuz yönleriyle tartışılmaya başlanmıştır.

Muayenehane; hekimin mesleğini etik değerlere bağlı kalarak gerçekleştirdiği bir alan olarak tanımlanırken, ticarideğerlerin/ beklentilerin hekimlik mesleğinin önüne geçmesine izin verilmemelidir. Ekonomik değerlerin ön plana geçmesi halinde konunun tartışılmasında mesleki kavramların yerini ticari kavramlar ve kurallar alacaktır.

Hekimler mesleklerini serbest olarak icra ederken birçok kurumla ortak çalışma içinde bulunabilirler. Özel sağlık sigorta hastalarının tedavisi, işyeri hekimliği, ilaç şirketleri hekimin birey olarak çalıştığı çalışma alanlarından bazılarıdır. Burada hekim kurumla karşılıklı ya da meslek odasınca belirlenen ve de kendisinin onay verdiği koşullar çerçevesinde mesleki çalışmalarını sürdürür. Koşulların belirlenmesinde taraflar genelde eşit kabul edilir.

Bu çerçevede muayenehane hekimleri bugün ülkenin en büyük ve neredeyse tek sağlık hizmet alıcısı SGK ile tarafların istemesi ve koşulların karşılıklı belirlenmesine bağlı olarak hizmet sözleşmesi yapabilir.

Ancak hizmet sözleşmesi için öngörülen “tarafların istemesi” ve “koşulların karşılıklı belirlenmesi” sorunun kilit noktalarıdır.

Yaşananlardan bilinmektedir ki SGK muayenehanelerden hizmet alımı istememekte ve de hizmet alımlarında her zaman koşulları tek taraflı kendisi belirlemektedir.

Siyasi iktidar ve yandaşları tarafından şirketleştirilen devlet yapısı içerisinde özel hastaneler üzerinden oluşturulan rant çarkı muayenehane hekimlerini ortadan kaldırılması gerekenler olarak görürken aynı zamanda siyasi amaçlar için de propaganda malzemesi olarak kullanmaktadır.

Her ne kadar siyasi iktidarın ve tekelci sağlık sermayenin ana düşüncesi bu olsa da hekimler olarak serbest çalışma hakkının sonuna kadar savunulması, muayenehanelerde iyi ve onurlu hekimliğin devam ettirilmesi tüm hekimlerin önünde temel bir görev olarak durmaktadır.

Siyasi iktidarın gerçek amacının ne olduğunun bilinmesi, gerek konunun tartışılması gerekse tüm mücadelenin örgütlenmesi, yürütülmesi ve sürdürülmesi açısından önemlidir.

Doğru kararın verilebilmesinde muayenehanelerin SGK ile hizmet sözleşmesi imzalaması sonucu olası sonuçlar da değerlendirilmelidir.

1.    Bugüne dek var olan muayenehane kavramı ve çalışma biçimleri değişecektir
2.    Hekim yaptığı sözleşme ile artık SGK’nun istediği tüm şartlara uymak, uyum sağlamak zorunda kalacaktır
3.    Hekim muayenehanesini SGK sözleşmesi için SB ve TSE’nin öngördüğü standart ve uygulama pratiğine uygun hale getirmekle karşı karşıya kalacaktır
4.    Hekim mesleğinin yanı sıra bürokratik işlemlerin takibi ve emeğinin karşılığının uzun zaman sonra tahsilatı ve de bunlarla ilgili çıkan sorunların çözümü ile uğraşacak ya da profesyonel destek almak zorunda kalacaktır
5.    Hekim hastasına istemeden de olsa “performans” kurallarına uygun davranacak, hastasına daha az zaman ayırırken hastaları açısından SGK’lı, SGK’sız hasta ayrım batağına düşecektir
6.    Hekim hastasına daha önce uyguladığı tedavileri terk ederek SGK’nun tedavi şemasına uygun tedavi düzenleyecektir
7.    Hekim tıbbi tetkikler açısından kota uygulamaları ile karşı karşıya kalacak ve tedavileri SGK’nun bütçe talimatına uygun programlayacaktır
8.    Hekim hasta mahremiyeti konusunda tüm bilgileri internet ortamına aktarırken SGK’lı hasta bilgisinin saklanmasını istediğinde zor anlar yaşayacaktır
9.    Hasta hekime, kendisini iyileştirecek hekim olarak değil istediğini yapmak zorunda olan bir görevli gibi davranacaktır
10.    Kurum tarafından tüm işlemler denetime tabi tutulacak ve aykırı durumlarda sözleşme iptalini de içeren yüksek maddi cazalar uygulanacaktır
11.    Hekim sisteme girdikten sonra tekrar sistemden çıkmak istesede bunun zor olduğunu görüp bir şekilde istemeden de olsa çalışmaya devam edecektir
12.    İlk başta sözleşmede olmayan hükümler SGK tarafından eklendikçe karşı çıkma olanağı bulamayacaktır
13.    Hekim artık kendi işinin değil SGK’nun hekimi olarak mesleğine devam etmek zorunda kalacak ve her türlü performansı SGK tarafından takip edilecektir
14.    Hekim hasta potansiyelini artırmak açısından hastadan belirlenenden daha az fark alma durumuyla ya da benzeri etik dışı davranışlarla karşı karşıya kalacaktır
15.    Bir müddet sonra diğer sağlık birimleri ile rekabet içerisinde olan muayenehaneler SGK’lı hasta bakan muayenehanelerle de rekabet etmek zorunda kalacaktır.

Böylesi sonuçlar beklenirken bugün için öngörülemeyen, esnek mesai adı altında çalışma saatlerine müdahale, zorunlu ilave sağlık elemanı, evde muayene zorunluluğu, sevk zincirine dahil edilme, planlama gereği adres değişikliğine zorlanma vb gibi birçok olumsuzluğun yaşanma olasılığı da göz ardı edilmemelidir.

Konu mesleki olarak değerlendirilirken ekonomik yönden de irdelenmelidir.

Siyasi iktidar sağlık hizmetlerinin ücretlendirilmesinde izleyeceği politikanın ilk adımı olarak 23.3.2006 tarihinde 5477 sayılı “Türk Tabipleri Birliği Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la” 6023 sayılı kanunun 28. maddesinde ki yaptığı değişiklikle atmıştır. Bu değişiklikle TTB’nin “asgari ücret tarifesi”, “rehber tarife” olarak değiştirilmiş ve sağlık alanındaki SGK’nun SUT ile istediği ücretleri belirlemesinin önünü açmıştır.

Herşeyden önce SGK muayenehaneler için SUT politikasının dışında bir uygulama düşünmeyecek ve burada en asgari değerleri temel alacaktır.

SUT hasta muayenesi ve alınması gereken ek fark miktarlarını belirlemiştir.

“Kamu idaresi sağlık hizmeti sunucuları dışındaki vakıf üniversiteleri ile sözleşmeli özel sağlık hizmeti sunucuları bulundukları sınıf için Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunca belirlenen sağlık hizmetleri bedelinin % 100’üne kadar genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü oldukları kişilerden ilave ücret talep edebilir” cümlesi kanun hükmüdür ve hastalardan istenebilecek oranı da Bakanlar Kurulu belirleme yetkisine sahiptir.

Bakanlar Kurulu tıp ve dal merkezleri için  bu oranı %30 olarak belirlemiştir. Özel hastane grubuna göre üst sınır olarak  % 100 e kadar ilave ücret alınabilmektedir.

 Yukarıdaki rakamlara hemogram, sedimantasyon, rutin biyokimya, hormon  ve idrar tahlilleri ile radyoloji uzmanı tarafından yapılan ultrasonografi incelemesi, akciğer grafisi ve diğer direkt  röntgen grafileri gibi  işlemler dahil olan paket birim fiyatlarıdır.

Bu işlemler için Özel Sağlık Kuruluşları ayrıca hastadan ilave para isteyemez denilmektedir.

Tıp ve Dal merkezlerine  ultrasonografi, röntgen, laboratuar tetkikleri dahil SGK tarafından vaka başı ödenen ücret genel olarak 20 TL, maksimum 29 TL’dir. Genel olarak alınabilecek  fark ücreti  6 TL, maksimum alınabilecek fark ücreti ise  8,7 TL’dir.

Katkı payı olarak hastadan 12  TL Tıp ve Dal merkezinde doğrudan, 3 TL eczanede olmak üzere toplam 15 TL alınmaktadır.

Hastanın SGK için ödediği 15 TL katkı payına  ilave olarak yine hastanın sağlık kuruluşuna ödediği 6 TL fark ücreti de hesaba katıldığında  muayene için Tıp merkezine  vaka başı ödenen toplam 26  Liranın 21 lirası hastadan çıkmaktadır.

SGK’nun kasasından muayene ve tetkikler için  sadece 5 TL çıkarken vatandaşın cebinden 21 TL çıkmaktadır. Aslında vatandaş kendi parasıyla muayene olmakta SGK çok daha fazlasını veriyor zannederek hekime ve sağlık kuruluşuna öfke  duymaktadır.

Zorunlu olarak yapılan faturalandırmada KDV, SGK ve vatandaş tarafından ayrıca ödenmekte oda yine Devlete dönmektedir. Esas olarak Devlet aldığı vergilerle, SGK primleriyle   kar etmektedir.

Sistem bu fark oranları ve bu SUT fiyatlarıyla sürdürülebilir değildir. Sağlık işletmeleri bu fark oranları ve bu kurallara  uyduğunda sürekli zarar edeceğinden, fark oranları ve kurallarına uymayarak ayakta kalabilmektedir. İzmir’de SGK tarafından yapılan denetimlerde tüm özel sağlık kuruluşlarının kurallara uy(a)madığı ve cezaların yazıldığı SGK yetkilileri tarafından basına duyurulmuştur.

SGK sözleşmesine uyulması mümkün olmayan kurallar konulmuş ve istenildiği zaman da astronomik cezalar kesilmektedir. İmkânsızı isteyen SGK sözleşmesi “Demoklesin Kılıcı” gibi sağlık işletmelerinin üzerinde sallanmaktadır.

SGK vaka başı tetkikler dahil olarak ücretlendirmede aynı iş için dal merkezlerine  tıp merkezlerinden daha az, tıp merkezlerine de özel hastanelerden daha az ödeme yapmaktadır. SGK muayenehanelere ödediği ücreti dal merkezleri ile aynı tutsa bile muayenehanelere sadece muayene ücreti ödeyecektir.  

Ortalama vaka başı tetkikler dahil SGK’nun ödediği 20 TL’nin içinde tetkikler için 5 TL ödendiği hesaplanacak olursa, geriye muayene için  en fazla 15 TL kalmaktadır. 15 TL zaten hastanın ödediği katkı payıdır. SGK 15 TL’yi hastadan alıp hekime verecek  % 30 katkı payı olarak hastadan maksimum 4,5 TL alınabilmesine müsaade edecektir. Bugünkü reel muayenehane ücretleri ile SGK’lı hastadan alınacak toplam 19,50 TL  muayene ücreti  arasındaki fark tartışmaya açıktır.

Yine burada vatandaşın cebinden 19,50 TL çıkacak SGK’nun cebinden hiç para çıkmayacak ve 4,5 TL’nin üzerindeki fark ücreti alınmasında SGK 10.000. TL den başlayan cezalar kesebilecektir. SGK’ndan para çıkmadan, SGK’nun uyulması mümkün olmayan kurallarına teslim olunacaktır.

Sonuçta net gelirin bugün ortalama muayenehane ücreti ile karşılaştırılması ve aradaki farkın anlamı konunun ekonomik olarak önemini belirleyecektir.

Özel hastane ve tıp merkezleri SUT değerlerinin çok düşük olduğunu, bu değerlerle hasta tedavi etmenin mümkün olmadığını dile getirmekte, sorunun çözümü için kurumlar farklı yöntemler uygulamaktadır. Uygulamalar tüm hekimlerce bilinirken muayenehane hekimlerinin mevcut SUT değerleriyle herhangi bir etik dışı davranışa girmeden hasta tedavisini üstlenmesi oldukça anlamlı ve zor olacaktır.

Konuyla ilgili yalnızca hastanın muayene edilmesi değil, dahili ve cerrahi branşlara bağlı olarak muayenehanede yapılacak olan tıbbi işlemlerin de irdelenmesi ve SUT değerlerine göre düşünülmesi zorunludur.

Ayrıca muayenehanede tanısı konan, tedavisi başlatılan ve tedavinin hastane koşullarında sürmesi gerekliliği olan durumlarda muayenehane hekimi ile özel hastaneler arasında yeni düzenlemelerin yapılmasını gerekli kılacaktır.

Muayene ve yapılacak tüm işlemler açısından muayenehane hekimi kendi belirlediği ve uyguladığı ücret açısından SGK’nun belirlediği ücretlerin dışında “hastadan ek ücret talep etmeli mi ve de hasta bu ek ücreti muayenehane hekimine doğrudan ödemeli midir?” sorusunun cevabı yine konunun temel tartışma noktalarından biri olarak durmaktadır.

Hasta adına SGK’nın ödeyeceği miktar ve de yasal belirlenen katkı payına ek muayenehane hekimi tarafından talep edilecek ücret için hastaya bazı hekimlerce “tamamlayıcı sigorta” yaptırması bu yolla ek ücretleri ödeyebileceği önerisi sunuluyor.

Sağlıkta Dönüşüm Programı ile özelleştirilen sağlık sisteminin ana ekseni tüm giderlerin hasta tarafından karşılanmasına göre şekillenmektedir. SGK şu anda birçok tedaviyi kapsam dışı bırakırken, yaklaşık 16 kalem altında da hastalardan katkı, katılım payı adı altında ücret alınmasının yolunu açmış ve hastanın bunları ödemeden sağlık hizmeti almasını engellemektedir.

Tamamlayıcı sigorta uygulaması da program içerisinde yer almakta olup koşulların oluşmasıyla birlikte isteğe bağlı değil bizzat zorunlu olarak hastaların karşısına gelecektir.

Burada doğru ve etik olan hekimlerin “kendi parasını alabilmek için” siyasi iktidar ve Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketler Birliğinin görevini üstlenmemesi, onların yaptığını(!) yapmamasıdır.

Buna paralel diğer bir öneri ise hastaların muyenehanede hekim ücretini ödedikten sonra belge üzerinden SGK’nın kendisine geri ödeme yapması istemesidir ki bunun gerçek yaşamla ve de hekimlerle çok fazla ilgisi bulunmamaktadır.

Konuyla ilgili diğer bir öneri “muayenehane hekimleri olarak biz şartlarımızı belirleyelim ve SGK’yı bu şartlara uymaya zorlayalım” anlayışıdır. SGK ve SB’nın ruhsatlandırma ve sözleşme içerikleri açısından öne sürdükleri şartlar belirli iken bu olası şartlar şunlar olabilir mi?

1.    Hastalara randevu sistemi ile bakılması ve randevusuz hasta kabul edilmemesi
2.    Muayenehane dışında hasta muayenesi yapılmaması, nöbet tutulmaması
3.    Günlük çalışma saati sekiz saat olup toplam günlük çalışma süresi 10 saati geçemez
4.    Çalışma başlama ve bitiş saatlerini hekimin kendisi belirler
5.    Hastaya ortalama en az 20 – 30 dakika süre ayrılır ve kontroller için ek süre tanınır
6.    Hekimin günlük tüm hasta sayısı ortalama olarak 30 kişiyi geçemez
7.    Tanı ve tedavi için hekim tarafından önerilen tüm tetkik ve ilaçlar SGK tarafından ödenir
8.    Muayene ve tıbbi işlemlerin ücretlendirilmesinde “tıp merkezlerine uygulanan ücret” baz alınır.
9.    Muayene ve diğer tıbbi işlem sonucu hak edilen ücret evrakların tesliminden bir ay sonra tahsil edilir.
10.    Taraflar sözleşmeyi bir ay önceden haber vererek tek taraflı fesih edebilir
11.    Hekim yılda 15 gün yıllık izin ve en az 10 gün bilimsel kongre izni kullanır. Hastalığa bağlı haller bunların dışındadır
12.    Hastalık ve fizyolojik sağlık sorunlarına bağlı iş göremezlik hali sözleşmenin fesih nedeni sayılamaz.

Bu olası şartlar içerik olarak değiştirilebileceği gibi bunlara ek yeni şartlar da eklenebilir. Bu olası şartlar açısından ayrıca olmazsa olmazların da (kırmızıçizgi) belirlenmesi gerekir.

“SGK’nun muayenehanelerle sözleşme yapması ile muayenehaneler halka açılacak ve halkın sağlık hizmetine ulaşımı artacaktır” söylemini değerlendirmeden önce birkaç noktanın altını çizmekte yarar bulunmaktadır.

Halk kavramı oldukça geniş bir kavram olup halk sözcüğünden kimin ne anladığı tartışanlar açısından genelde değişkenlik gösterir.

Muayenehaneler herkese açık olmakla birlikte hizmetin alınmasında temel kriterhastanın muayene ücretini ödemesidir. Mevcut durumda muayenehanelerdeki ücret uygulamalarına bakıldığındaTTB’nin “rehber” değerleri baz alınmış olsa da çok farklı rakamların uygulandığı bilinmekmektedir.

Belirtilmek istenen hekimin muayene ücretinin bir kısmını SGK ödediği takdirde daha önce muayenehanelere gelemeyen birçok hastanın muayenehanelere de gelme olanağı bulacağımı ya da zaten muayenehanelerden hizmet alan hastaların sözleşmeden sonra ödediklerinin bir kısmını SGK’ndan geri alabilmesi midir?

Soruların cevabı için öncelikle mevcut durumda muayenehanlerden hizmet alan hastaların sosyo-ekonomik yapıları incelenerek tespit edilmeli ve SGK sözleşmesi ile bu sosyo-ekonomik yapıda nasıl bir genişleme olacağı verilerle ortaya konmalıdır.

Ayrıca bu verilerle birlikte halkın özel sağlık hizmeti sunan kurumlara kolaylıkla(!) gitme olanağına sahip olmasına rağmen yoğun bir şekilde kamu hastanelerini tercih etmesi de düşünülmelidir.

Bununla birlikte muayenehanelerle yapılacak olan sözleşmenin SGK adına maliyet azaltıcı etkisini de ortaya koyabilecek rakamsal veriler de sunulmalıdır.

Muayenehanelerin SGK ile “isteğe bağlı” sözleşme yapma seçeneği bugün uygulanan sağlıkta dönüşüm programı çerçevesinde oldukça zor gözüküyor. Çok az sayıda ki bazı özel hastaneler SGK ile sözleşme yapmadan varlıklarını sürdürselerde, SGK sürekli bu hastaneleri sistem içerisine çekmeye çalışmaktadır. Özellikle tıp merkezleri sisteme girmeden var olma olanakları ortadan kalktığı için zorunlu olarak tümü sistem içerisindedir.

Hibrit bir muayenehane hekimliği sistemi olan aile hekimliğinde de uygulamanın belirli aşamalarında direnen hekimler çeşitli baskılara maruz kalmış ve başka seçenekleri bulunmadığından sisteme entegre olmuşlardır. Öyle ki toplum sağlığı merkezi yoluyla sistem dışı kalmayı tercih eden hekimlere baskılar hala devam etmektedir.

Sağlıkta Dönüşüm Programının önemli bir özelliğide hekimler üzerinde uyguladığı cezbedici yöntemlerde başarılı oluşudur. Performans, yüksek maaş gibi ekonomik sunumlar hekimlerin sağlıklı düşünmelerini çoğu zaman etkilemiş ve uzun sürede oluşacak önemli kayıpları görmeden hekimler bugüne dek birçok durumu sonradan karşı çıksalarda ilk anda onaylamışlardır.

Bugün esas olarak üzerinde durulması gereken hekimlerin muayenelerde mesleklerini bağımsız olarak yerine getirirken mesleki bilgisini etik değerlere göre uygulamasıdır. Bunun dışında hastayı muayenehaneye yönlendirecek etkenler muayenehane kavramı içerisinde hasta-hekim ilişkisine zarar verir.

Muayenehaneler ile SGK’nun sözleşme konusunun siyasi iktidara karşı politik argümanlarla birlikte düşünülmesi ve gerekçelendirilmesi de esas açısından doğru değildir. Çünkü önerilen bu argümanlar muayenehane hekiminin ya da hekimlerinin konuyla ilgili karar vermesinde belirleyici olamayacağı ya da olmaması gerektiğidir.

Muayenehaneler ile SGK’nun sözleşme yapması 2009 yılında İstanbul Özel Hekimlik Komisyonu ve İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurullarında değerlendirilerek;
“Sosyal Güvenlik Kurumu özel sermayenin tüm sağlık kurum ve kuruluşlarından hizmet satın alırken hekimlerin mesleklerini serbest olarak sürdürdükleri poliklinik ve muayenehanelerden hizmet almamayı tercih etmiştir. Böylece SGK özel sermayeden yana niyet ve amacını açıkça ortaya koyarak, “ayrımcılık” yapmıştır. Sağlık Bakanlığı, SGK’nun bu yaklaşımını sessiz kalarak onaylamıştır.  

Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde muayenehanelere karşı ısrarla sürdürülen “yok sayma” anlayışı; mesleği bağımsız olarak icra etme hakkını fiilen gasp etmekte ve hekimleri bağımlı, ücretli olarak çalışmak zorunluluğu ile karşı karşıya bırakmaktadır. “ tesbiti yapılmıştır.

Yine 23.06.2009 tarihinde İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü önünde hekimlerin katılımı ile yapılan basın açıklamasında aşağıdaki talepler dile getirilmiştir.

“Bu nedenlerle ki muayenehaneler ve polikliniklerde yaşanan sorunlara, hekimlere ve hekimlik mesleğine karşı yapılan haksızlıklara sahip çıkmanın toplumun sağlık açısından geleceğine sahip çıkmak olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda Sağlık Bakanlığından Sağlıkta Dönüşüm Programını durdurmasını, Sosyal Güvenlik Kurumunun özel sektörden yana ve “ayrımcılık” anlayışından uzaklaşarak diğer sağlık kurumlarından olduğu gibi muayenehaneler, poliklinikler ve laboratuarlardan da sağlık hizmeti alması için gerekli girişimlerde bulunmasını talep ediyoruz.”

Yaklaşık 80 hekim İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’ne bu haksızlığın giderilmesi yönünde dilekçe ile başvuruda bulunmuş ayrıca SGK’ karşı İTO’nun kurumsal desteği ile örnek kişisel dava da açılmıştır.

Hukuksal süreçteki olumsuz gelişmeler ve dilekçeler SB ve SGK’nun uygulamalarında bir değişikliğe yol açmamış, aksine siyasi iktidar tam gün yasası, baş döndüren hız ve sayıda yönetmelik değişiklikleri, çıkarılan KHK’lar, tebligatlar, çalışma yerleri arasında tercih zorunluluğunda bırakma gibi fiili uygulamalarıyla daha azgın/vahşi bir süreç izlemeye başlamıştır.

Muayenehanelerin SGK ile hizmet sözleşmesi imzalama talebi bugün muayenehaneler ve hekimlerin serbest meslek haklarını uyguladıkları alanlara yönelik yok etme amaçlı saldırılar kapsamında düşünülmeli, bu ana başlık içerisinde yerini almalıdır.

2013 yılında tıp merkezleri ve dal merkezlerinin, 2015 yılında da yine muayenehanelerin kapatılması ve de açılmalarının önündeki engellerin kaldırılması yönündeki çalışmalar temel mücadele eksenimizi oluşturken tüm hekimlerin yaşamları boyunca muayenehane açma isteği -olanağı bulunmasa da-, bu hakkın savunulması, benimsenmesi, savunması, tüm hekimlerin bu mücadeleye katılması “hekim emeğinin” korunması açısından önem taşıyacaktır.

Sonuç olarak;  muayenehanelerin özellikle bu dönemde tekelci sermayeye karşı hekimlerin kendilerini koruyabilecekleri bir korunak, iyi ve onurlu hekimlik ilkelerini savunarak hasta ile tedavisini doğrudan bağımsız olarak yaptığı alanlar olarak kalmasını sağlamak ve tekelci sağlık sistemi ile bütünleşmeden rekabet olanaklarını zenginleştirmek en önemli görev olarak durmaktadır.