Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nca 15.02.2007 gününde kabul
edilen 5581 sayılı "Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun" Cumhurbaşkanı tarafından bazı maddeleri veto edildi.
T.C.
CUMHURBAŞKANLIĞI
SAYI : B.01.0.KKB.01-18/A-2-2007-138
02/03/ 2007
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
İLGİ: 16.02.2007 günlü, A.01.0.GNS.0.10.00.02-24024/57205 sayılı yazınız.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nca 15.02.2007 gününde kabul
edilen 5581 sayılı "Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun" incelenmiştir.
1- Yasa'nın 1. maddesiyle, 07.05.1987 günlü, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri
Temel Yasası'na eklenen ek 12. maddede,
"Bu Kanunda öngörülen zorunlu mali sorumluluk sigortasını; kendileri
yaptırmak zorunda oldukları halde yaptırmayan tabiplere ve çalıştırdıkları
tabipleri sigorta ettirmek zorunda olanlardan, bu sigortayı yaptırmayanlara
sigorta yaptırmadığı süre için ödemesi gereken primin beş katı idari para
cezası verilir. Bu para cezası, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler
Kanunundaki usul ve esaslara tabidir.
Kamu kurum ve kuruluşlarında, sigorta yaptırılmamasından dolayı verilen
idari para cezasından o kurum ve kuruluşun amiri şahsen sorumludur."
düzenlemesine yer verilmiştir.
Düzenlemede, kimi durumlar için öngörülen idari para cezalarının, 30.03.2005
günlü, 5326 sayılı Kabahatler Yasası'ndaki ilke ve yöntemlere bağlı olduğu
belirtilmiştir.
5326 sayılı Kabahatler Yasası'nın 3. maddesinin birinci fıkrasındaki,
"Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da
uygulanır." kuralı, Yasa'nın,
- 2. maddesinde, kabahat deyiminden, karşılığında idari yaptırım
uygulanmasının öngörüldüğü haksızlıkların anlaşıldığı,
- 16. maddesinde, kabahatlerin karşılığında uygulanacak idari yaptırımların,
idari para cezası ve idari önlemler olarak belirlendiği; idari önlemlerin,
mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili yasalarda yer verilen diğer önlemler
olduğu,
- 27. maddesinin (1). fıkrasında, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya
geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı sulh ceza mahkemesine
başvurulabileceğinin öngörüldüğü,
- 3. maddesinin birinci fıkrasının, yukarıda açıklanan kurallarla birlikte
incelenmesinden, bu kuralın, idari yargının görev alanına giren işlemleri de
kapsadığı,
gerekçeleriyle, Anayasa Mahkemesi'nin 01.03.2006 günlü, E.2005/108,
K.2006/35 sayılı kararıyla, Anayasa'nın 125 ve 155. maddelerine aykırı
bulunarak iptal edilmiştir.
Ancak, doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte
görüldüğünden, iptal hükmünün, kararın yayımlanmasından başlayarak altı ay
sonra yürürlüğe girmesi kararlaştırılmış, bu karar 22.07.2006 günlü, 26236
sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.
Kuralın iptaliyle doğan hukuksal boşluk 06.12.2006 günlü, 5560 sayılı
Yasa'nın 31. maddesiyle doldurulmuş; Kabahatler Yasası'nın 3. maddesi,
"Bu Kanunun,
a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya
geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanır."
biçiminde yeniden düzenlenmiştir.
Ne var ki, bu düzenlemede de maddenin eski içeriği korunmuştur. Yasalarda
tersine kural olmadığı durumlarda, idari yaptırım kararlarından doğan
uyuşmazlıklara ilişkin davalar, Kabahatler Yasası'nın 27. maddesi uyarınca,
yine sulh ceza mahkemelerinde görülecektir.
İncelenen Yasa'nın 1. maddesiyle getirilen ek 12. maddede sözü edilen idari
para cezasına yapılacak itirazların, madde metninde tersine bir kurala yer
verilmediği için, Kabahatler Yasası'nın genel kurallarına bağlı olacağı ve
itirazın sulh ceza mahkemesinde görüleceği açıktır.
Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasında, idarenin her türlü eylem ve
işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu; 140. maddesinin birinci
fıkrasında, yargıçlar ve savcıların adli ve idari yargı yargıç ve savcıları
olarak görev yapacakları; 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşu, görev ve
yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin yasayla düzenleneceği; 155.
maddesinin birinci fıkrasında da, Danıştay'ın, idari mahkemelerce verilen,
yasanın başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son
inceleme mercii olduğu, yasada gösterilen belli davalara da ilk ve son derece
mahkemesi olarak bakacağı belirtilmiştir.
Bu kurallara göre, Anayasa'da idari ve adli yargı ayrılığı kabul edilmiştir.
Bu ayrım uyarınca idarenin kamu gücü kullandığı ve kamu hukuku alanına giren
işlem ve eylemleri idari yargı, özel hukuk alanına giren işlemleri de adli
yargı denetimine bağlı olacaktır. İdari yargının görev alanına giren bir
uyuşmazlığın çözümünde, adli yargının görevlendirilmesi konusunda yasakoyucunun
takdir hakkının bulunduğunu söylemek olanaklı değildir.
İdare hukuku ilkelerine göre oluşturulan bir idari işlemin, yalnızca para
cezası yaptırımı içermesine bakılarak denetiminin idari yargı alanından
çıkarılıp adli yargıya bırakılması, yukarıda açıklanan anayasal kurallar
karşısında olanaklı görülemez.
Bu nedenle, incelenen Yasa'nın 1. maddesiyle getirilen ek 12. maddede
öngörülen, idare hukuku esaslarına göre oluşturulan bir idari işlem
niteliğindeki idari para cezasının yargısal denetiminin, 5326 sayılı Kabahatler
Yasası'na gönderme yapılarak adli yargı yerine bırakılması, Anayasa'nın 125 ve
155. maddeleriyle bağdaşmamaktadır.
2- İncelenen Yasa'nın 2. maddesinde,
"Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrası
aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve bu fıkradan sonra gelmek üzere maddeye
aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
ÔKlinik şefi, klinik şef yardımcısı, başasistan ve asistan kadrolarına,
açıktan atama izni alınmaksızın ilgili mevzuatı çerçevesinde atama yapılır. Şef
ve şef yardımcılığı sınavı, Sağlık Bakanlığınca yılda bir yapılır. Bu sınava,
tıpta uzmanlık unvanını kazanmış, orijinal bilimsel araştırma ve yayınlar
yapmış ve Üniversitelerarası Kurulca merkezi sistemle hazırlanacak bir yabancı
dil imtihanını başarmış bulunan adaylar, gerekli belge ve yayınlar ile birlikte
uzmanlık alanını bildirerek başvururlar. Bakanlık, uzmanlık alanlarını dikkate
alarak üç veya beş kişilik jüri teşkil eder. Bu jüri yayınları inceleyip adayı
sözlü ve gerektiğinde ayrıca uygulamalı sınava tabi tutar ve başarılı olanlara,
ilgili uzmanlık alanında şef veya şef yardımcılığı sınavı başarı belgesi verir.
Bir eğitim ve araştırma hastanesi biriminde açık bulunan şeflik veya şef
yardımcılığı kadrosu, Sağlık Bakanlığınca, isteklilerin başvurması için ilan
edilir. Şef veya şef yardımcılığı sınavı başarı belgesi bulunanlar ile profesör
veya doçent olan adaylar ilan edilen kadroya müracaat ederler. Bakanlık
tarafından, adayların bilimsel ve eğitim yeterliliklerini incelemek üzere, en
az biri atama yapılacak eğitim ve araştırma hastanesi dışından olmak üzere üç
profesör veya şef tespit edilir. Bu profesör veya şefler, adaylar hakkında ayrı
ayrı mütalaalarını Bakanlığa bildirirler. Bu mütalaaların Bakan, Müsteşar,
Sağlık Eğitimi Genel Müdürü, Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü ve Personel Genel
Müdürünün birlikte değerlendirmesi sonucunda atama yapılır.
Kalkınmada öncelikli illerde bulunan eğitim ve araştırma hastanelerinde ilan
edilen şef kadrolarına en az fiilen beş yıl şef yardımcısı olarak çalışmış
olanların başvurularında sınav şartı aranmaz. Bu kişiler atandığı kadroda beş
yıl fiilen çalışmadan kalkınmada öncelikli iller dışındaki illerin şef
kadrolarına atanamazlar.
Yapılacak klinik şef ve şef yardımcılığı sınavı ile başasistanlık
sınavlarına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından hazırlanan ve bu
Kanunun yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde yürürlüğe konulan yönetmelikle
belirlenir.
Servis ve laboratuvar şefleri veya şef yardımcıları ile tıp alanında doçent
veya profesör tabipler eğitim ve araştırma hastanelerine; uzman tabipler veya
tıp alanında doktora yapmış tabipler veyahut hukuk, kamu yönetimi, iktisat,
işletme ve sağlık yönetimi alanlarında lisans, yüksek lisans veya doktora
eğitimi almış tabipler diğer hastanelere baştabip olarak atanabilirler.' "
düzenlemesine yer verilmiştir.
Düzenlemede,
- Klinik şefi, şef yardımcısı, başasistan ve asistan kadrolarına, izin
alınmaksızın açıktan atama yapılacağı,
- Klinik şef ve şef yardımcılıklarına atanacaklardan, doçent ve profesörler
dışındakilerin sınavla belirleneceği,
- Sağlık Bakanlığı'nca açılacak sınava katılacak adayların hangi koşulları
taşımaları gerektiği,
- Bakanlıkça oluşturulacak jürilerin, adayların yayınlarını inceleyip, adayı
sözlü ve gerektiğinde ayrıca uygulamalı sınava bağlı tutacağı,
- Sınavda başarılı olanlara, ilgili uzmanlık alanında şef ya da şef
yardımcılığı sınavı başarı belgesi verileceği,
- Bir eğitim ve araştırma hastanesi biriminde açık bulunan şeflik ya da şef
yardımcılığı kadrosunun Sağlık Bakanlığı'nca ilan edileceği,
- Başarı belgesi olanlar ile profesör ya da doçent unvanını taşıyan
adayların ilan edilen kadro için başvuruda bulunabilecekleri,
- Bakanlık'ca adayların bilimsel ve eğitim yeterliliklerini incelemek için,
en az biri atama yapılacak eğitim ve araştırma hastanesi dışından olmak üzere
üç profesör ya da şef saptanacağı,
- Bu profesör ve şeflerin adaylara ilişkin görüşlerini Bakanlığa
bildirecekleri,
- Bu görüşlerin Bakan, Müsteşar, Sağlık Eğitimi Genel Müdürü, Tedavi
Hizmetleri Genel Müdürü ve Personel Genel Müdürü'nce birlikte değerlendirileceği
ve bunun sonunda atama yapılacağı,
belirtilmiştir.
Daha önce, 02.07.2005 günlü, 5382 sayılı Yasa'nın 6. maddesiyle, 3359 sayılı
Sağlık Hizmetleri Temel Yasası'nın ek 1. maddesinin ikinci fıkrasına eklenen
kurallarda,
- Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanelerinde klinik şefi ve klinik
şef yardımcılığı kadrolarına ilgili dalda uzman olan profesör ya da doçentler
arasından doğrudan, ilgili dal doktorları arasından ise yapılacak sınav
sonucuna göre Bakanlık'ca atama yapılacağı kuralının getirildiği,
- Uzman doktorlar arasından yapılacak atamaların sınavda başarılı olma
koşuluna bağlandığı,
- Sınavlara ilişkin ilke ve yöntemlerin yönetmelikle belirleneceği,
öngörülmüştür.
5382 sayılı Yasa'nın sözkonusu 6. maddesi,
- Danıştay Beşinci Dairesi'nin 16.06.2004 ve 23.06.2004 günlü kararlarıyla
iptal edilen Tababet Uzmanlık Yönetmeliği'ndeki, Tababet Uzmanlık Tüzüğü
kapsamında uzman olan profesör ve doçentlere, Sağlık Bakanlığı eğitim ve
araştırma hastanelerindeki klinik şefi ve şef yardımcılığı kadrolarına, mevcut
kadroların yüzde 25'ini geçmemek koşuluyla sınavsız atanmalarına olanak
sağlayan düzenlemenin bu kez yasa kuralı olarak getirildiği; ancak, profesör ve
doçentler arasından bu kadrolara atanacakların seçiminin nasıl ve hangi
ölçütlere göre yapılacağına ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği,
- Sağlık Bakanlığı'nın bu atamalarda mutlak bir takdir yetkisine sahip
kılındığı; ayrıca, tüm klinik şef ve yardımcılarının bu yöntemle atanmasına
olanak tanındığı,
- Sağlık hizmetlerinin kusursuz biçimde sunulmasında nitelikli uzman ve
doktor yetiştirmenin belirleyici rol oynadığı, eğitim ve uygulama
hastanelerinde bu görevin çoğunlukla klinik şefi ve şef yardımcılarına düştüğü
ve bu görevin en iyi biçimde yerine getirilebilmesinin göreve atanacak kişilerin
nitelikleriyle doğrudan ilgili olduğu,
- Eğitim ve araştırma hastanelerinde klinik şefliği ve şef yardımcılıkları
görevinin önemine karşın bu göreve atanacak profesör ve doçentler arasından en
uygun olanın belirlenmesine yönelik nesnel ölçütlerin bulunmadığı ve bu durumun
kamu yararı ile bağdaşmadığı,
- Bu tür atamaların, siyasal kimliği önde gelen ve çeşitli baskılar altında
bulunan Bakan'ın öznel değerlendirme ve mutlak takdirine bırakıldığı, bu göreve
atama yapılırken "göreve en uygun olanın" seçilmesi yerine siyasal
tercihlerin öne çıkabileceği, bu durumun işyeri huzuru ve çalışma barışını
bozacağı, hizmet kalitesini ve verimini düşüreceği,
gerekçeleriyle, Anayasa'nın 89 ve 104. maddeleri uyarınca bir kez daha
görüşülmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne geri gönderilmiştir.
Anılan 6. madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nca yeniden
görüşülerek, aynen kabul edilmiş ve bu maddeyi içeren 5413 sayılı Yasa
17.12.2006 günlü, 26026 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.
Açılan dava üzerine, Anayasa Mahkemesi'nin 12.12.2005 günlü, E.2005/145,
K.2005/23 sayılı kararıyla, 5413 sayılı Yasa'nın 6. maddesinin yürürlüğü
durdurulmuştur.
İncelenen Yasa'nın 2. maddesinin, Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı üzerine
düzenlendiği anlaşılmaktadır.
Ne var ki, yapılan incelemede, Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma
hastaneleri klinik şef ve şef yardımcılıklarına atanacakların seçimi konusunda,
incelenen Yasa'yla yapılan düzenlemelerin, özü yönünden eski düzenlemelerden
farklı olmadığı; Sağlık Bakanlığı'nın bu seçim ve atamalardaki etkisinin
getirilen kurallarla daha da arttırıldığı görülmektedir. Gerçekten, yapılan
düzenlemede,
- Klinik şefliği ve şef yardımcılığı sınavını yapacak jüriyi oluşturacak
kişilerin seçimi tümüyle Sağlık Bakanlığı'na bırakılmaktadır.
- Jüri, sınav konusunda keyfi bir yetkiyle donatılmıştır. Adayları isterse
yalnızca sözlü sınava bağlı tutabileceği gibi, "gerekli gördüğünde"
ayrıca uygulamalı sınav da yapabilecektir. "Gerekli görmenin" ölçütü
belirtilmemiştir.
- Jüri'nin yalnızca sözlü sınav yapması ve bunun sonucunda kimi adaylara şef
ya da şef yardımcılığı başarı belgesi vermemesi durumunda, bu değerlendirmenin
yargısal denetiminin yapılamayacağı açıktır.
- Eğitim ve araştırma hastanelerinde boş bulunan ve ilan edilen klinik
şefliği ya da şef yardımcılığı kadrolarına yapılan başvuruları değerlendirmek
üzere oluşturulacak üç kişilik kurulda yer alacak profesör ya da şefleri
saptama yetkisi, yapılacak görevin eğitim boyutu gözardı edilerek, Sağlık
Bakanlığı'nın öznel takdirine bırakılmıştır.
- Seçilecek profesör ve şeflerin verecekleri görüşlere hukuken hiçbir
bağlayıcı değer atfedilmemiştir. Sağlık Bakanı ve ona hiyerarşik olarak bağlı
Bakanlık bürokratlarınca bu görüşlerle yetinilecek, ancak, bu görüşlerle bağlı
olunmaksızın adaylardan biri şefliğe ya da şef yardımcılığına atanabilecektir.
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, getirilen kuralların, önceki
düzenlemelerden "esasa" ilişkin önemli bir farkı bulunmamakta;
biçimsel kimi öğeler öngörülerek Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen
kararı etkisiz kılınmaktadır.
Ayrıca, yapılan düzenlemeyle, kalkınmada öncelikli illerde bulunan eğitim ve
araştırma hastanelerinde boş bulunan şef kadrolarına yapılacak atama yönünden,
takdir yetkisinin hizmet dışı öznel nedenlerle ve hizmet gerekleri ile
bağdaşmayan etkilere açık olarak kullanılmasına da olanak yaratılmaktadır.
Daha önce 5382 sayılı Yasa'yı geri gönderme yazısında da belirtilen ve
yukarıda yer verilen gerekçelerle, eğitim ve araştırma hastanelerindeki klinik
şefliği ve şef yardımcılığı görevinin nitelik ve işlevinden kaynaklanan önemi
nedeniyle, Yasa'da nesnel hiçbir ölçüt getirilmeyerek, seçimin ve atamanın, bir
siyasal organın öznel takdir ve değerlendirmesine bırakılmasını, işyeri
huzurunu, çalışma barışını bozucu niteliği nedeniyle hizmet kalitesini ve
verimini düşüreceğinden, hizmetin gerekleri ve kamu yararıyla bağdaştırmak
olanaksızdır.
3- İncelenen Yasa'nın 7. maddesiyle, 11.04.1928 günlü, 1219 sayılı
"Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun"un 3.
maddesine eklenen fıkrada,
"Anestezi teknisyenleri; anestezi uzmanı veya bunun bulunmadığı
hallerde ameliyatı yapan ilgili uzmanın gözetiminde ve direktiflerine uygun
olarak anestezi iş ve işlemlerini yaparlar."
düzenlemesine yer verilmiştir.
Düzenleme ile, anestezi teknisyenlerinin ameliyatlarda anestezi iş ve işlemi
yapmalarına olanak sağlanmaktadır.
Anestezi teknisyenleri, sağlık meslek liseleri ile iki yıl süreli önlisans
diploması veren yüksekokulların ilgili bölümlerini bitiren sağlık
görevlileridir.
Yataklı Tedavi Kurumları Yönetmeliği kuralları incelendiğinde, anestezi
teknisyenlerinin görevinin, anestezi iş ve işlemlerinde kullanılan araç ve
gereçleri eksiksiz ve kullanılabilir durumda ameliyata hazırlamak ve
eksiklikleri anestezi uzmanı doktora bildirmek olduğu görülmektedir.
Yönetmelik'le anestezi teknisyenlerine verilen görevler arasında hiçbir
biçimde, ameliyat olacak hasta yönünden anestezi işlemlerini başlatıp
sonuçlandırmak ya da ortaya çıkabilecek olumsuz durumlara müdahale etmek gibi
bir görev ve sorumluluk bulunmamaktadır. Çünkü, anestezi teknisyenlerinin
eğitiminin bu konular için yeterli olmadığı açıktır.
Oysa, "Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanlığı", tıp uygulaması
içinde yer alan bir bilimsel disiplindir. Bu uzmanlık, her yaş, cins ve riskte
hastaya uygulanacak tüm "cerrahi" ve "invaziv" tıbbi
girişimlerin ağrı ve stresten korunarak gerçekleştirilebilmesi için gerekli
hazırlığın yapılıp anestezi uygulandığı, akut ve kronik ağrı tedavisinin
yapıldığı, her tür kritik hasta ve politravmalı hastanın acil tedavisinin,
naklinin, resüsitasyonunun ve ileri tedavisinin yapıldığı, hemodinamik ve
solunumsal destek ve tedavi gereken hastaların yoğun bakım koşullarında izlenip
tedavi edildiği ve gereken her koşul ve ortamda yenidoğan, pediyatrik, erişkin,
temel ve ileri yaşam desteğinin uygulandığı bir uzmanlık dalı olarak
belirlenmiştir.
Bu uzmanlık dalının görevli ve sorumlu olduğu uygulama alanı ise, anestezi,
yoğun bakım, acil tıp ve ağrı olmak üzere dört ana başlıktan oluşmaktadır.
Tıpta Uzmanlık Sınavı sonrası başlanılan anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanlık
eğitiminin süresi beş yıldır.
İncelenen Yasa'nın 7. maddesiyle, bu kadar önemli görülen ve tıp fakültesi
eğitiminden sonra beş yıllık bir eğitimle kazanılan anesteziyoloji ve
reanimasyon uzmanlık dalıyla ilgili anestezi iş ve işlemlerinin, kimi
koşullarla da olsa, anestezi teknisyenlerince yapılmasına olanak
sağlanmaktadır.
Söz konusu uzmanlık alanıyla ilgili yeterli eğitim formasyonuna ve
donanımına sahip olmayan bir meslek grubuna, anestezi alanında görev ve
sorumluluk yüklenilmesi, hasta yönünden giderilmesi çok güç sağlık sorunları
yaratabilecek, hatta ölümle sonuçlanabilecek zararlar oluşturabilecektir.
Maddede her ne kadar, anestezi teknisyenlerinin, anestezi iş ve işlemlerini,
anestezi uzmanının bulunmaması ve ameliyatı yapan ilgili uzmanın gözetiminde ve
direktiflerine göre yapması gibi koşullara yer verilmiş olsa da, bu durum
sonuca etkili değildir. Çünkü, anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanlık dalı, ameliyatta
bulunan diğer uzmanların uzmanlık alanlarından çok farklı olduğundan, konulan
koşul olası riskleri ve olumsuzlukları ortadan kaldırmaya yetmeyecektir.
Ayrıca, bu düzenlemeyle, anestezi teknisyenlerinin kusur ve hatalarından
anestezi uzmanı olmayan doktorların sorumlu olmasının da yolu açılmaktadır.
Anayasa'nın 17. maddesinde, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını
koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmiş; 56. maddesinde, Devlet,
herkesin yaşamını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla ödevli
kılınarak bunun yöntemi gösterilmiş; 5. maddesinde de, insanın maddi ve manevi
varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamaya çalışmak Devlet'in
temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.
Yaşam hakkı en temel insan hakkıdır. Anayasa'nın 17. madde gerekçesinde de
belirtildiği gibi, yaşam hakkı ile insanın maddi ve manevi varlığını koruma ve
geliştirme hakkı bir bütün oluşturmakta, birbirini tamamlamaktadır. Yaşama
hakkını korumak için Devlet gerekli önlemleri almak zorundadır.
Bu kurallara göre, hukuk devletinin amaç edindiği yaşama hakkını zedeleyecek
ya da ortadan kaldıracak nitelikte yasal düzenleme yapılamaz.
Bu nedenle, incelenen Yasa'nın 7. maddesiyle getirilen ve anestezi
teknisyenlerine, anestezi uzmanı olmayan uzmanların gözetiminde anestezi iş ve
işlemlerini yapabilme olanağı sağlayan kural, Anayasa'nın 5., 17. ve 56.
maddeleriyle bağdaşmamaktadır.
Ayrıca, söz konusu kural, sağlıklı yaşam hakkını zayıflatıcı nitelikte
etkiler yaratacağından, sağlık hizmetlerinin gerekleriyle ve kamu sağlığıyla da
örtüşmemektedir.
4- İncelenen Yasa'nın,
- 6. maddesinde,
"11.4.1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının
Tarzı İcrasına dair Kanunun 1 inci maddesindeki Ôve Türk bulunmak' ibaresi
madde metninden çıkarılmıştır.",
- 8. maddesinde de,
"1219 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci cümlesindeki Ôizinli
Türk hekimlerinin' ibaresi Ômezun hekimlerin' olarak değiştirilmiştir.",
düzenlemelerine yer verilmiştir.
1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Yasa'nın,
- 1. maddesinde,
"Türkiye Cumhuriyeti dahilinde tababet icra ve her hangi surette olursa
olsun hasta tedavi edebilmek için Türkiye Darülfünunu Tıp Fakültesinden diploma
sahibi olmak ve Türk bulunmak şarttır.",
- 4. maddesinin birinci tümcesinde de,
"Yabancı memleketlerin tıp fakültelerinden izinli Türk hekimlerinin
Türkiye'de hekimlik edebilmesi için ÉÉÉ"
kuralları bulunmaktadır.
Görüldüğü gibi, bu kurallara göre, Türkiye'de doktorluk mesleğini yapabilmek
için Türk yurttaşı olmak gerekmektedir.
İncelenen Yasa'nın 6 ve 8. maddelerinde öngörüldüğü gibi, 1. maddeden
"Türk bulunmak" ibaresinin çıkarılması, 4. maddedeki "izinli
Türk hekimlerinin" ibaresinin "mezun hekimlerin" ibaresiyle
değiştirilmesi ile, yabancı uyruklu doktorlara, Türkiye'de doktorluk yapabilme
olanağı sağlanmaktadır.
Böylece, Cumhuriyet tarihinde ilk kez, sağlık alanında uygulanagelen Türk
doktorları merkezli sağlık politikasından vazgeçilmektedir.
Konuya ilişkin tüm yazılı kurallar göz önünde bulundurularak
değerlendirildiğinde, yabancı doktorların kamu kurum ve kuruluşlarında
çalıştırılamayacağı, yalnızca özel sağlık kuruluşları ile özel muayenehanelerde
çalışabilecekleri; bir jüri tarafından yapılacak değerlendirmelerden geçmeleri,
kimi koşulları taşımaları, diploma denkliklerinin kabul edilmesi gerektiği
gibi, zorlayıcı koşullar bulunduğu sonucuna varılsa da, tüm bunlar, yabancı
uyruklu doktorlara Türkiye'de doktorluk yapma olanağı sağlandığı gerçeğini
değiştirmemektedir.
Türk doktorları, toplumun sağlık sorunlarını ve sosyal sorunları bilerek,
hizmet isterlerine uygun biçimde yetiştirilmektedirler. Bir doktorun, toplumsal
gerçekleri ve koşulları bilmeden sağlık alanında hizmet vermesi, nitelikli
hizmet üretilmesi yönünden sakıncalıdır. Yabancı doktorların dil sorunları da,
bu olumsuzluğu artırıcı bir öğe olarak değerlendirilmektedir.
Öte yandan, ülkemizde, doktor sayısının yetersizliğinden çok dengeli ve adil
olmayan bir dağılım ve sağlık alanında altyapı eksikliği sorunu bulunmaktadır.
Ayrıca, ülkemizin kimi yöresel koşulları, çalışma koşulları ve ekonomik
koşullar gözönünde bulundurulduğunda Türkiye'ye nitelikli yabancı doktor
gelmeyeceği de bir gerçektir.
Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı doktorların henüz istihdam sorunu
çözülmemişken, yabancı uyruklu doktorların Türkiye'de çalışmasını olanaklı
kılmanın yerinde olmayacağı değerlendirilmektedir.
İncelenen Yasa'nın gerekçesinde, "Avrupa Birliğine tam üyelik
sürecinde, kişi ve hizmetlerin serbest dolaşımı önündeki engellerin
kaldırılması amacına uygun olarak, Türkiye'de tababet icra edebilmek için Türk
olmak şartının kaldırılması gerektiği" ileri sürülerek, değişikliğin
Avrupa Birliği uyum sürecinde gerçekleştirildiği belirtilmektedir.
Oysa, değişiklik, Avrupa Birliği ülkelerinde sağlık alanına ilişkin, halk
sağlığı, hasta güvenliği, meslek sahibi insanların haklarının korunması gibi
ayrıntılı ve kapsamlı düzenlemelere koşut bir yaklaşım içermemekte, yalnızca
ülkemizde doktor olarak çalışmak için aranan yurttaşlık koşulunu
kaldırmaktadır.
Avrupa Birliği'ne henüz üye olmadığımız için, doktorlarımızın serbest
dolaşım hakkına sahip bulunmadıkları gerçeği bir yana, düzenleme ile yalnızca
Avrupa Birliği ülkelerinin değil, tüm ülkelerin doktorlarına ülkemizde çalışma
olanağı sağlanmaktadır. Eğitim ve çalışma koşulları kötü olan ülkelerden, düşük
ücretle çalışmaya istekli doktorların ülkemize gelmesi, sağlık kalitesini daha
da düşürecektir.
Bu nedenlerle incelenen Yasa'nın 6 ve 8. maddeleriyle yapılan
düzenlemelerin, kamu sağlığının gerekleri yönünden uygun olmadığı
düşünülmektedir.
Yayımlanması yukarıda açıklanan gerekçelerle uygun görülmeyen 5581 sayılı
"Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun", 1., 2., 6., 7. ve 8. maddelerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce
bir kez daha görüşülmesi için, Anayasa'nın değişik 89 ve 104. maddeleri
uyarınca ilişikte geri gönderilmiştir.
Ahmet Necdet SEZER
CUMHURBAŞKANI
BAZI KANUN VE
KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN
|
Kanun No. 5581
|
|
Kabul Tarihi :
15/2/2007
|
MADDE 1- 7/5/1987 tarihli
ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununa aşağıdaki ek
maddeler eklenmiştir.
"Zorunlu malî sorumluluk sigortası
EK MADDE 9- Tıbbî hizmetlerden kaynaklanan
her türlü tazminat taleplerinin karşılanmasını teminen;
a) Serbest olarak mesleğini icra
eden tabipler kendileri için,
b) Personelin katkısıyla elde
edilen döner sermaye gelirlerinden personele ödeme yapılan kamuya
ait döner sermayeli sağlık kurum ve kuruluşları ile özel hukuk kişilerine
ait sağlık kurum ve kuruluşları çalıştırdıkları tabipler için,
zorunlu malî sorumluluk sigortası
yaptırmak zorundadır.
(b) bendi kapsamındaki kamu kurum
ve kuruluşlarında görev yapan tabipler için çalıştıkları kurum ve kuruluşça
yaptırılan sigorta, ilgili tabibin mesleğini serbest olarak icra
etmesi hâlini kapsamaz.
Sağlık kurum ve kuruluşlarında
çalışan tabiplerin zorunlu malî sorumluluk sigortasının yaptırılmasından,
ilgilinin çalıştığı sağlık kurum ve kuruluşunun amiri birinci derecede
sorumludur.
Bu Kanunla getirilen zorunlu sigorta
kapsamındaki bilfiil veya hâl sebebi ile sigorta yaptıranın tazminata
mahkûm edilmesi hâlinde; sigorta yapan, zorunlu malî sorumluluk
sigortasında öngörülen sınırlar içinde tazminatı doğrudan zarar
görene öder.
Sigorta primleri ve tarifeler
EK MADDE 10- Kamuya ait döner
sermayeli sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan tabiplerin
bu Kanun ile getirilen zorunlu malî sorumluluk sigortası primlerinin
yüzde ellisi kurum ve kuruluşa ait döner sermaye gelirlerinden;
yüzde ellisi ise bizzat sigortalının döner sermaye ek ödemesi payından
karşılanır. Askerî sağlık kurum ve kuruluşlarında görevli tabiplere döner
sermayeden ek ödeme yapılıncaya kadar primlerinin tamamı, döner sermayeden
karşılanır.
Kamu kurum ve kuruluşları dışındaki
kurum ve kuruluşlarca istihdam edilen tabiplerin sigorta primleri
istihdam eden veya işverence karşılanır. Bu maddenin birinci fıkrasındaki
yüzde ellilik pay ve üçüncü fıkrasındaki hâl istisna olmak üzere,
sigortalılar için ödenen sigorta primi hiçbir isim altında ve hiçbir
şekilde sigortalının maaş ve sair malî haklarından kesilemez, bu
yolda hüküm ihtiva eden sözleşme yapılamaz.
Bir tabibin kusuru sebebiyle, o
tabip için emsallerine göre daha yüksek prim ödenmesi hâlinde,
aradaki fark ilgili tabibin döner sermaye gelirinden kesilmek suretiyle
karşılanır.
Zorunlu malî sorumluluk sigortasına
ilişkin genel şartlar Hazine Müsteşarlığınca, tarife ve talimatlar
ise Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlıkça, Sağlık Bakanlığının
görüşü alınarak belirlenir ve Resmî Gazetede yayımlanır.
Sigorta yapma yetkisi
EK MADDE 11- Bu Kanun ile getirilen
zorunlu malî sorumluluk sigortası, Hazine Müsteşarlığının bağlı
olduğu Bakanlıkça ilgili dalda ruhsat verilmiş sigorta şirketleri
tarafından yapılır.
Sağlık Bakanlığı, kamuda görevli
tabiplerin en uygun şartlarda sigortalanabilmesini teminen, birinci
fıkrada belirtilen sigorta şirketleri arasından prim ve teminat
kapsamı bakımından en uygun taahhütte bulunan bir veya birden fazla
sigorta şirketini bir yıllık süre ile yetkili kılmak için kamu ihale
mevzuatına göre ihaleye çıkabilir. Bu durumda, kamuda çalışan tabiplerin
zorunlu malî sorumluluk sigortası, sadece bu ihale neticesinde
tespit olunacak sigorta şirketince yapılabilir.
Para cezası
EK MADDE 12- Bu Kanunda öngörülen
zorunlu malî sorumluluk sigortasını; kendileri yaptırmak zorunda
oldukları hâlde yaptırmayan tabiplere ve çalıştırdıkları tabipleri
sigorta ettirmek zorunda olanlardan, bu sigortayı yaptırmayanlara
sigorta yaptırmadığı süre için ödemesi gereken primin beş katı
idarî para cezası verilir. Bu para cezası, 30/3/2005 tarihli ve 5326
sayılı Kabahatler Kanunundaki usûl ve esaslara tâbidir.
Kamu kurum ve kuruluşlarında,
sigorta yaptırılmamasından dolayı verilen idarî para cezasından o
kurum ve kuruluşun amiri şahsen sorumludur."
MADDE 2- Sağlık Hizmetleri
Temel Kanununun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde
değiştirilmiş ve bu fıkradan sonra gelmek üzere maddeye aşağıdaki
fıkralar eklenmiştir.
"Klinik şefi, klinik şef yardımcısı,
başasistan ve asistan kadrolarına, açıktan atama izni alınmaksızın
ilgili mevzuatı çerçevesinde atama yapılır. Şef ve şef yardımcılığı
sınavı, Sağlık Bakanlığınca yılda bir yapılır. Bu sınava, tıpta uzmanlık
unvanını kazanmış, orijinal bilimsel araştırma ve yayınlar yapmış ve
Üniversitelerarası Kurulca merkezî sistemle hazırlanacak bir yabancı dil
imtihanını başarmış bulunan adaylar, gerekli belge ve yayınlar ile birlikte
uzmanlık alanını bildirerek başvururlar. Bakanlık, uzmanlık alanlarını dikkate
alarak üç veya beş kişilik jüri teşkil eder. Bu jüri yayınları inceleyip adayı
sözlü ve gerektiğinde ayrıca uygulamalı sınava tâbi tutar ve başarılı olanlara,
ilgili uzmanlık alanında şef veya şef yardımcılığı sınavı başarı belgesi verir.
Bir eğitim ve araştırma hastanesi
biriminde açık bulunan şeflik veya şef yardımcılığı kadrosu, Sağlık Bakanlığınca,
isteklilerin başvurması için ilan edilir. Şef veya şef yardımcılığı sınavı
başarı belgesi bulunanlar ile profesör veya doçent olan adaylar ilan edilen
kadroya müracaat ederler. Bakanlık tarafından, adayların bilimsel ve eğitim
yeterliliklerini incelemek üzere, en az biri atama yapılacak eğitim ve
araştırma hastanesi dışından olmak üzere üç profesör veya şef tespit edilir. Bu
profesör veya şefler, adaylar hakkında ayrı ayrı mütalaalarını Bakanlığa
bildirirler. Bu mütalaaların Bakan, Müsteşar, Sağlık Eğitimi Genel Müdürü,
Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü ve Personel Genel Müdürünün birlikte
değerlendirmesi sonucunda atama yapılır.
Kalkınmada öncelikli illerde bulunan
eğitim ve araştırma hastanelerinde ilan edilen şef kadrolarına en az fiilen beş
yıl şef yardımcısı olarak çalışmış olanların başvurularında sınav şartı
aranmaz. Bu kişiler atandığı kadroda beş yıl fiilen çalışmadan kalkınmada
öncelikli iller dışındaki illerin şef kadrolarına atanamazlar.
Yapılacak klinik şef ve şef
yardımcılığı sınavı ile başasistanlık sınavlarına ilişkin usûl ve esaslar
Bakanlık tarafından hazırlanan ve bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren üç ay
içinde yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.
Servis ve laboratuvar şefleri veya
şef yardımcıları ile tıp alanında doçent veya profesör tabipler eğitim
ve araştırma hastanelerine; uzman tabipler veya tıp alanında doktora
yapmış tabipler veyahut hukuk, kamu yönetimi, iktisat, işletme ve
sağlık yönetimi alanlarında lisans, yüksek lisans veya doktora eğitimi
almış tabipler diğer hastanelere baştabip olarak atanabilirler."
MADDE 3- Sağlık Hizmetleri
Temel Kanununun ek 5 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmişir.
"Devlet hizmeti yükümlülüğünü yapmakta
olan personel, bulundukları ilde sözleşmeli aile hekimi olarak çalışabilirler
veya ihtiyaç halinde aile hekimliği uygulamaları için görevlendirilebilirler.
Bu personelin aile hekimliğinde geçen süreleri Devlet hizmeti yükümlülüğünden
sayılır. Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde bu uygulamadan
kaynaklanan nedenlerle birinci basamak sağlık kuruluşlarında görev yapan Devlet
hizmeti yükümlüsü personelin il içinde görev yeri değiştirilebilir."
MADDE 4- 31/12/1980 tarihli
ve 2368 sayılı Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına
Dair Kanunun 2 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"MADDE 2- Kamu sağlık hizmetlerinde
çalışan personelin haftalık kanunî çalışma süresi 45 saat, 4
üncü maddede tanınmış olan haktan yararlananlar için ise 40 saattir.
Personelin günlük çalışma saatleri, 657 ve 926 sayılı kanunlardaki
hükümlere göre tespit edilir. Ancak, bu personelden iyonlaştırıcı
radyasyon ile teşhis, tedavi veya araştırmanın yapıldığı yerler
ile bu iş veya işlemlerde çalışan personel, Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak
yönetmelikte belirlenen radyasyon dozu limitleri içinde çalıştırılabilir."
MADDE 5- 2368 sayılı Kanunun
4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"MADDE 4- 1 inci madde kapsamına
giren personelden, özel kanunlarına göre meslek ve sanatlarını
serbest olarak icra etme hak ve yetkisine sahip olanlar istedikleri
takdirde 1 inci maddede öngörülen tazminat hakkından yararlanmamak
şartı ile mesai saatleri dışında serbest olarak çalışabilirler.
Bunlara iş güçlüğü, iş riski ve teminindeki güçlük zamları veya bu
mahiyetteki zamlar ödenmez. Ancak, il sağlık müdürlüğü ve başhekimlik
görevini yürütenler serbest olarak çalışamazlar. Askerî sağlık kurum
ve kuruluşlarında görev yapan başhekimler serbest çalışma yasağına
tâbi değildir."
MADDE 6- 11/4/1928 tarihli
ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair
Kanunun 1 inci maddesindeki "ve Türk bulunmak" ibaresi madde metninden
çıkarılmıştır.
MADDE 7-1219 sayılı
Kanunun 3 üncü maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki
fıkra eklenmiştir.
"Anestezi teknisyenleri; anestezi
uzmanı veya bunun bulunmadığı hâllerde ameliyatı yapan ilgili uzmanın
gözetiminde ve direktiflerine uygun olarak anestezi iş ve işlemlerini
yaparlar."
MADDE 8- 1219 sayılı Kanunun
4 üncü maddesinin birinci cümlesindeki "izinli Türk hekimlerinin"
ibaresi "mezun hekimlerin" olarak değiştirilmiştir.
MADDE 9- 1219 sayılı
Kanunun 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"MADDE 9- Eğitim kurumlarına eğitim
yetkisi verilmesi ve eğitim yetkisinin kaldırılmasına ilişkin teklifleri
karara bağlamak, uzmanlık ana dallarının rotasyonlarını belirlemek,
uzmanlık sınavı jürilerini tespit etmek, yabancı ülkelerde asistanlık
yapanların bilimsel değerlendirilmesini yapacak fakülteleri ve
eğitim hastanelerini belirlemek, tıpta uzmanlık eğitimi ve uzman insan
gücü ile ilgili görüşler vermek, uzmanların tıbbî gelişmeleri izlemesini
sağlayıcı inceleme ve araştırmalar yapmakla görevli olmak üzere,
Sağlık Bakanlığının sürekli kurulu niteliğinde Tıpta Uzmanlık Kurulu
teşkil olunmuştur.
Tıpta Uzmanlık Kurulu;
a) Bakanlık Müsteşarı, ilgili
genel müdür ve 1. Hukuk Müşaviri,
b) Biri diş tabibi olmak üzere
eğitim hastanelerinden Bakanlığın seçeceği beş,
c) Dört tıp fakültesinden ve bir
diş hekimliği fakültesinden YÖK'ün seçeceği birer,
ç) Gülhane Askeri Tıp Akademisi
ve Fakültesinin seçeceği bir,
d) Türk Tabipleri Birliğinin seçeceği
bir,
e) Türk Diş Hekimleri Birliğinin
seçeceği bir,
üyeden oluşur.
Kurumlar, seçecekleri asıl
üye sayısı kadar yedek üye de belirler.
Kurula seçilecek asıl ve yedek
üyelerin uzman olmaları, ayrıca en az üç yıllık klinik veya laboratuvar
şefi ya da profesör unvanına sahip bulunmaları şarttır. Üyelerin
görev süreleri üç yıldır. Süresi bitenler tekrar seçilebilir.
Kurul, Bakanlığın daveti üzerine
yılda en az iki kez toplanır. Kurula
Bakanlık Müsteşarı veya yapılacak ilk toplantıda
üyeler arasından seçilecek başkan vekili başkanlık eder. Kurul, üyelerden
en az beşinin teklifi ile olağanüstü toplanır.
Kurul, üyelerin üçte ikisinin katılımı
ile toplanır. Türk Tabipleri Birliği temsilcisi yalnızca tabiplerle
ilgili, Türk Diş Hekimleri Birliği temsilcisi de yalnızca diş tabipleri
ile ilgili konuların görüşüleceği toplantılara katılabilirler
ve kendi meslek alanları ile ilgili konularda oy kullanırlar. Kararlar
oyçokluğuyla alınır. Oyların eşitliği halinde başkanın bulunduğu
taraf çoğunluğu sağlamış sayılır. Ancak, kurumların eğitim yetkisinin
kaldırılmasına ilişkin toplantılarda katılanların en az üçte iki
çoğunluğu ile karar alınması şarttır.
Kurul toplantılarına üst üste
iki kez mazeretsiz olarak katılmayanların üyeliği düşer.
Kurulun çalışma usûl ve esasları
ile ilgili diğer hususlarla ihtisas belgelerinin alınması ve uzmanlık
eğitimi ile ilgili diğer usûl ve esaslar Sağlık Bakanlığınca hazırlanıp
Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenir.
Bu yönetmelik yürürlüğe konuluncaya kadar, mevcut düzenlemelerin
uygulanmasına devam edilir."
MADDE 10- 13/12/1983 tarihli
ve 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamenin 31 inci maddesinin beşinci ve yedinci
fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Bakanlık, ülkenin sağlık ile ilgili
konularında danışma fonksiyonu yapmak üzere Şûra'ya bağlı olarak
danışma kurulları ve tababet şubeleri sanatlarını ifadan doğan
adlî konularda dosyaları inceleyip Şûra'ya sunmak üzere ihtisas
komisyonları oluşturabilir. Kurul ve Komisyon Başkanları, Sağlık
Şûrası toplantılarına tabiî üye olarak katılır. Kurul üyelerine
1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanununun 16 ncı maddesinde tespit
edilen huzur hakkı ödenir.
Şûra'nın, danışma kurullarının
ve ihtisas komisyonlarının çalışma usûl ve esasları Bakanlıkça hazırlanacak
yönergede tespit edilir."
MADDE 11- 181 sayılı Sağlık
Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin
ek 3 üncü maddesinde yer alan "ücretleri döner sermayeden karşılanmak
kaydıyla" ibaresi "ücretleri döner sermayeden veya merkezî yönetim
bütçesinden karşılanmak üzere" şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 12- 10/7/2003 tarihli
ve 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli
Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin
üçüncü fıkrasına birinci cümleden sonra gelmek üzere, "Ancak, sözleşmeli
personel pozisyonlarının bulunduğu hizmet birimlerinin, birleşme,
nitelik değiştirme veya isim değiştirme gibi nedenlerle değişikliğe
uğraması halinde bu değişiklikler, il içinde olması kaydıyla, yılda
en fazla iki kez Bakanlar Kurulu Kararı aranmaksızın Maliye Bakanlığı
vizesiyle yapılabilir." cümlesi eklenmiş ve dördüncü fıkrasının
ikinci cümlesi "Ancak sözleşmeli personel; deprem, yangın, su baskını,
yer kayması, çığ ve benzeri afetler, sıkıyönetim, olağanüstü hal,
seferberlik ve savaş hali ile yılda bir ayı geçmeyen hizmet içi eğitim
çalışmaları esnasında, tabip ve hemşireler diyaliz eğitimi amacıyla
en fazla bir defa ve toplam üç ayı geçmemek üzere ve bu sürenin dört katı
mecburi hizmet yükümlüsü olarak çalışmayı taahhüt etmek kaydıyla,
pozisyonunun tahsis edildiği yer dışındaki birimlerde geçici olarak
görevlendirilebilir." şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 13- 4924 sayılı
Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi "Bir sözleşmeli
personel pozisyon unvanından sınavla atanması öngörülen diğer bir pozisyon
unvanına nakiller merkezî sınav puanına göre yapılır. Sözleşmeli personelin
aynı pozisyon unvanı ile bu Kanunun 1 inci maddesi gereğince hazırlanan
Bakanlar Kurulu kararında gösterilen hizmet birimleri arasındaki aynı unvanlı
sınavla atanması öngörülen boş diğer pozisyonlara nakillerinde hizmet puanı
esas alınır." şeklinde değiştirilmiş, üçüncü fıkrasında yer alan "boş diğer
pozisyona nakilleri" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve hizmet puanı" ibaresi
eklenmiştir.
MADDE 14- Bu Kanunun;
a) 1 inci maddesiyle 3359 sayılı
Kanuna eklenen ek 10 uncu maddenin son fıkrası hariç olmak üzere, 1 inci ve 4
üncü maddeleri yayımı tarihinden itibaren altı ay sonra,
b) 1 inci maddesiyle 3359 sayılı
Kanuna eklenen ek 10 uncu maddenin son fıkrası ile diğer maddeleri yayımı
tarihinde,
yürürlüğe girer.
7 nci maddesi yayımı tarihinden
itibaren yedi yıl sonra yürürlükten kalkar.
MADDE 15- Bu Kanun hükümlerini
Bakanlar Kurulu yürütür.
Bu içerik 3303 defa okunmuştur.
|