Tedavi Yardımına İlişkin
Uygulama Tebliği ve Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği ile Devlet
Hastaneleri ve Üniversite hastanelerinde yatarak tedavi gören sosyal güvenlik
kurumu hastalarının ilaç ve tıbbi malzemelerinin karşılanmasında bir düzenleme
yapılmış, dönemsel ertelemeler sonrasında bu düzenlemenin 01 Ocak 2008
tarihinden itibaren yürürlüğe gireceği belirtilmişti.
08.01.2008
BASINA VE KAMUOYUNA
Son günlerde kamu
hastanelerinde yatan hastaların yaşadığı mağduriyetler ne yazık ki kamuoyunca
tam olarak fark edilemediği gibi, yetkililer tarafından da olayın ciddiyetine
uygun girişimlerinde bulunulmadığı görülmektedir. Tedavi Yardımına İlişkin
Uygulama Tebliği ve Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği ile Devlet
Hastaneleri ve Üniversite hastanelerinde yatarak tedavi gören sosyal güvenlik
kurumu hastalarının ilaç ve tıbbi malzemelerinin karşılanmasında bir düzenleme
yapılmış, dönemsel ertelemeler sonrasında bu düzenlemenin 01 Ocak 2008
tarihinden itibaren yürürlüğe gireceği belirtilmişti.
Sağlık hizmetinin
niteliği bütüncül bir yaklaşımı zorunlu kılar. Bu nedenle sağlık hizmetini sunan ekibin
bütünlüğünün korunması, hizmet verirken yarışma ve rekabet duygularını
körükleyen "performans" ücretlendirmesi gibi uygulamalar yerine, dayanışma ve
uyumu sağlayan bir çalışma ortamının yaratılması önemlidir. Aynı biçimde sağlık
hizmetinde birinci basamaktan (sağlık ocakları) başlanarak sevk zinciri
uygulanması ve hastaların ihtiyaçlarının tıp biliminin gereklerine uygun olarak
yönlendirilmeleri gerekmektedir. Bu yaklaşımla hastanelerde yatarak tedavi
görme ihtiyacı olan hastaların ilaç ve tıbbi malzemelerinin yattıkları kurumca
(hastanelerce) karşılanması en doğal ve doğru yöntemdir. Ülkemizde de
yıllarca tüm tahrip ve çökertme girişimlerine rağmen SSK hastaneleri bu
hizmetin verilebileceğini göstermişti. Eczaneleri, eczacı ve ekipman olarak
geliştirilmiş, yatan hastalara kamusal bir hizmeti bütünsel olarak vermeyi
planlayan hastanelerin bu hizmeti organize etmesinden daha doğal bir şey
olamaz. Ancak ne yazık ki şu anda bu sorunla karşı karşıya bırakılan devlet
ve üniversite hastanelerinin kamusal niteliği özü itibariyle ortadan
kaldırılmış durumdadır. Tüm gereksinimlerini taşeronlar aracığıyla dışarıdan
hizmet satın alma yöntemiyle gidermeye çalışan bu hastanelerin neredeyse tüm
işleyişi döner sermaye gelirlerine bağlanmış, hastanelerin mali yapısı esas
olarak Sosyal Güvenlik Kurumu ve yeşil kart ödemelerine bağımlı kılınmıştır.
Pek çok hastanede yeterli eczacı bulunmamakta ve yeterli etkinlikte
çalışmamaktadır. Bu gün uygulanmaya çalışılan tebliğe göre neredeyse tüm
ilaçları bulundurma gibi yükümlülüğü fiilen karşılaması imkansız olan hastane
eczanelerinin bu gün ve gelecekte aksaklıklara yol açması kaçınılmazdır.
Hastanelerin
birçoğunun kendi açıklamalarıyla Milyonlarca YTL alacaklarını alamadıkları ya
da ilaç ve tıbbi malzeme depolarına yönelik önceki ödemelerindeki aksaklıklar
ve borçlar yüzünden ihale açamadıklarını ifade etmeleri sorunun en önemli
boyutunu oluşturmaktadır. Özellikle üniversite hastaneleri bu süreçte tam bir
tıkanma ve kısır döngü ile karşı karşıyadır. Bakanlıkça "hastanemizde ilaç yoktur" kaşesi basılması
sonrasında faturalandırılmış harcamaların daha sonra hastalara geri ödeneceği
içerikli tebliğin pratik hiçbir karşılığı ne yazık ki görülmemektedir.
Tebliğler üzerinde teknik olarak sorunu çözdüğünü ve herkese çare önerdiğini
varsayan Kurumun, sağlık hizmet
sunumunun özel niteliğini bilmediği ya da hesaba katmadığı görülmektedir.
Sağlık hizmeti diğer hiçbir hizmet ile karşılaştırılmayacak bazı özellikler
taşır. Ertelenemez ve vazgeçilmezdir.
Aciliyet taşır. Sağlık hizmetine
ulaşmaya çalışan hasta ile ona bu hizmeti sunacak olan hekim, sağlık personeli
ve hastane idaresi arasında eşitsiz bir ilişki bulunur. Tüm bu nedenlerle
tahrip edilmiş sağlık altyapısında bu acil sorunların tebliğler yoluyla
çözülemediği ve her durumda hasta mağduriyetlerinin devam ettiği bilinmelidir.
Hasta ve yakınlarını
maddi ve manevi yönden çaresiz bırakan tıkanıklık durumlarında hastalarla
hekimlerin karşı karşıya geliyor olması ise bir başka endişe kaynağımızı
oluşturmaktadır. Hekimlerin sorumlusu olmadıkları ve çözemeyecekleri süreçlerin
doğrudan muhatabı olarak görülmesi önlenmelidir.
Halen onlarca
hastanede başta beyin cerrahisi ve ortopedi olmak üzere ameliyatlar durma
noktasında olduğu görülmektedir. Yatan hastaların "bekleme hali" ve yakınlarının ilaç ve
tıbbi malzeme temininde yaşadıkları sıkıntıların manevi tahribatı
önemsenmelidir. Sosyal Güvencesi olduğu halde ve bir kamu kurumunda tedavi olma
çabasındaki hastaların ilaç ve tıbbi malzemelerini ayrıca ceplerinden
karşılamaları nasıl bir sağlık sisteminin bizlere öngörüldüğünü göstermeye
yeterlidir. Kar- zarar eksenli ve piyasa merkezli sağlık sisteminin, ister
Bakanlık ister hastane yöneticilerinden kaynaklı her finansal tıkanıklığı hasta
mağduriyeti ile sonuçlanacaktır. Yapısal olarak devlet ve üniversite hastanelerimiz
kamusal bir işleyiş ve finans yapısına yeniden kavuşturulmadıkları sürece, her
ihale döneminde ve SGK'nın geri ödemelerinde yaşanacak tüm aksamalarda
hastaların maddi ve manevi olarak zarar göreceği sonuçlar ortaya çıkaracaktır.
Bu gün yaşanmakta olan
tıkanıklık örneğinde görüldüğü gibi hastalar bu kaosla uğraşmak yerine en
değerli varlıkları olan sağlıklarını korumak amacıyla özel sağlık kurumlarına
yönelmekte, kendi başlarının çaresine bakmaktadır. Parası olanlar yıllarca prim ödedikleri ve
ödeyecekleri sosyal güvenlik kurumundan vazgeçip harcamalarını cepten
karşılamaya çalışmakta, bu ölçekte parası olmayan kaderiyle baş başa
kalmaktadır.
Buradan bu sorunun
muhatabı olan tüm kurumlara; Sağlık Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı, Sosyal
Güvenlik Kurumu ve Hastane başhekimlerine seslenmek ve bu seslenme üzerinden
kamuoyunun sağlık hizmetinin içeriği ve sunumu konusunda daha duyarlı olmasını
sağlamak istiyoruz. Öncelikle kurumlar arasında organizasyon eksikliği gibi
gerekçelerin hiçbir biçimde kabul edilemeyeceği bilinmelidir. Halen tedavi
bekleyen hastaların mağduriyetleri ivedilikle giderilmelidir.
Hükümetin mevcut
sorumluluğundan kaçamayacağını bilmesini istiyoruz. Hükümeti, sağlık ortamında
karmaşa ve kargaşaya yol açan uygulamalardan bir an önce vazgeçerek sorunun
çözümü için tüm taraflarla samimi bir iş birliğine davet ediyoruz. Güncel
tıkanıklığın giderilmesinin yanı sıra yapısal olarak bu sorunlara hiçbir zaman
yol açmayacak bir sağlık sistemi tesis edilmesi zorunluluktur. Türk Tabipleri
Birliği ve bağlı Tabip odaları olarak bu konuda ülkemizde hizmet sunmakta olan
tüm hekimlerle birlikte her türlü katkı ve desteği vereceğimizin bilinmesini
isteriz.
TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ MERKEZ KONSEYİ - İSTANBUL TABİP
ODASI
Bu içerik 2334 defa okunmuştur.
|