Nükleer Enerji Kader Değildir

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Çevre İçin Hekimler Derneği (ÇİHD), Japonya’daki deprem ve tsunami felaketi sonrası Fukuşama Nükleer Santrali’nde meydana gelen yangın ve patlamanın yol açtığı radyasyon riski ve vereceği zararlar ortadayken, AKP Hükümeti’nin Türkiye’de nükleer santral kurma girişimlerini ısrarla sürdürmesine tepki gösterdi. TTB ve ÇİHD, konuya ilişkin ortak yazılı açıklama yaptı.

23.03.2011

BASIN AÇIKLAMASI

Nükleer enerji kader değildir

Günümüzde özellikle gelişmiş ülkeler giderek geleneksel kirli enerji elde etme yöntemlerini terk edip, yerine temiz ve yenilenebilir enerji üretim yollarını tercih etmektedir. Kirli üretim teknolojilerini terk edip yerine az enerji kullanan çevreyi daha az kirleten teknolojileri benimserken, enerjinin etkin ve verimli olarak kullanılmasını planlamaktadırlar.

Terk edilen kirli teknolojiler ise bizim gibi gelişmekte olan ülkelere ithal edilmekte, bu ülkeler kirli teknoloji çöplüğüne dönüşmekte, bu teknolojilerin çevreye verdiği yoğun atıklarla insan sağlığı giderek daha çok risk altına girmekte ve enerji gereksinimleri giderek artmaktadır. Artan enerji gereksinimi ise ağırlıklı olarak kömür kullanan termik santraller, hidroelektrik santraller gibi ekolojiyi yerle bir eden, insan sağlığını hiçe sayan tekniklerle karşılanmaya çalışılmaktadır. Ülkemizde bu girişimlerin karşılığı binlerle ölçülen sayıda hidroelektrik santrali ve onlarla ifade edilen sayıda termik santral anlamına gelmektedir.

Bütün bunların üzerine bir de Akkuyu’dan başlayıp Sinop ile devam edecek ve nerede duracağı belli olmayan nükleer enerji santrali kurma girişimleri bulunmaktadır.

Nükleer enerji elektrik enerjisi üretme tekniklerinden yalnızca bir tanesi olup; yenilenemez, çevreyi kirleten, belli kaynakların iddialarının tersine küresel ısınmayı artıran, insan sağlığına zarar veren ve dışa bağımlı bir teknolojidir.

20. yüzyılın ikinci yarısında yaşamımıza giren; ucuz, temiz ve güvenilir bir enerji kaynağı olarak bel bağlanan nükleer enerji kendinden beklenen umutları boşa çıkarmıştır. Kuruluş süresinin uzunluğu, kurulma ve kullanım ömrü sona erdiğinde sökülme maliyetleri yüksek olan ve bu maliyetler giydirildiğinde ürettiği birim enerji maliyeti yüksek olan bir enerji kaynağıdır.

Tüm bunların üzerine ortaya çıkan çok sayıdaki nükleer santral kazasıyla güvenilir olma umutlarını da boşa çıkarmıştır. Güvenliği üzerindeki kaygıları artıran bir diğer konu ise saldığı radyasyon nedeniyle çevresinde yaşayanlarda ortaya çıkan sağlık sorunları, kullandığı soğutma suyunun çokluğu ve ısıtarak alıcı ortama geri vermesi nedeniyle ortaya çıkan ekolojik yıkımdır.

Radyasyonun etkileri Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının etkilerinin izlenmesiyle net olarak ortaya konmuş ve bu bilgiler daha sonra kurulan nükleer santrallerdeki kazaların etkileri konusunda yapılan araştırmalarda ciddi bilimsel verilerle kanıtlanmış ve 1986 yılında gerçekleşen Çernobil Nükleer Santral Kazası sonuçlarının değerlendirilmesiyle hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde bilgiler pekiştirilmiştir.

Günümüzde artık radyasyonun genetik materyal ve anne karnındayken bebek üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle doğumsal anormalliklere, doku ve organların işlevlerinde bozulmalara ve kanser gelişimine neden olduğu çok net olarak bilinmektedir.

Nükleer santraller çevresinde yaşayanlar üzerinde yapılan araştırmalarda çocukluk çağı kan kanserleri, tiroid kanserleri, kadınlarda meme kanseri görülme sıklığında artışlar olduğu gösterilmiştir.

Bütün bu bilgilerin üzerine 11 Mart 2011 günü Japonya’da gerçekleşen deprem ve onu izleyen tsunami sonrası Fukuşima Nükleer Santralı’nda ortaya çıkan yangın ve patlama  sonucu oluşan radyasyon sızıntısı, nükleer enerji santralleri konusundaki kaygıların ne denli haklı ve yerinde olduğunu göstermektedir. Fukuşima Nükleer Santralı’nda Çernobil benzeri bir patlamanın her an gerçekleşme riski bulunmaktadır. İçinde bulunduğumuz durumda bile radyasyonun geniş bir bölgeye yayıldığı, patlama gerçekleşirse tüm dünya açısından bir nükleer felaketin kaçınılmaz olacağı bilinmektedir.

Bu süreçte Başbakan Erdoğan gittiği Rusya gezisi sırasında yaptığı açıklamada Akkuyu’ya nükleer santral yapma kararlılığını dile getirmiş, Fukuşima Nükleer Santralı’ndaki durum hatırlatıldığında her yatırımın riskinin olabileceğini ve bunu da hükümet olarak göze aldıklarını belirtmiştir.

Gelinen noktada eldeki somut veriler ve gerçekleşen felaketler ışığında birçok ülkenin yöneticileri nükleer enerji programlarını askıya alma konusundaki yaklaşımları dile getirirken, AKP Hükümeti’nin nükleer santral konusundaki yaklaşımının anlaşılabilir, akılcı ve bilimsel bir zemini bulunmamaktadır.

Hükümetin izlediği enerji politikalarının ülkenin somut gerçekleriyle, toplumsal istekler ve dinamiklerle, bilimsel gerçeklerle bağdaşmadığı somut olarak görülmektedir.

Bu aşamada, AKP Hükümeti’ni ülke çıkarlarına, bilimsel gerçeklere ve toplumun bu konudaki isteklerine uygun davranmaya çağırıyoruz.

 TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
ÇEVRE İÇİN HEKİMLER DERNEĞİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir