Bergama Raporu 2001

Siyanür Liç Yöntemiyle Yapılan Altın Madenciliğinin İnsan ve Çevre Sağlığı Üzerindeki Etkileri ve Bergama-Ovacık Altın Madeninin Yaratacağı Risklerin Değerlendirilmesi

Türk Tabipleri Birliği tarafından hazırlanan bu raporda Eurogold’un Bergama-Ovacık’ta kurmakta olduğu tesisin insan ve çevre sağlığı yönünden yaratabileceği riskler değerlendirilmekte, ayrıca bu risklerin anlaşılabilmesi için gerekli bazı temel kavramlar ve bilgiler tartışılmaktadır.

Raporumuzda TÜBİTAK raporunun da eleştirisi yapılmaktadır.

Çünkü madene işletme izni verilmesi için bilimsel bir dayanak olarak kullanılmak istenen rapor bilimsel ve etik ilkeler açısından çok ciddi sorunlar taşımaktadır.

Kısa tarihçe:

Söz konusu maden İzmir’in Bergama ilçesine bağlı Ovacık ve Çamköy’ün yakınında bulunmaktadır. Bu bölge İzmir’e 130 km, kıyı kasabası olan Dikili’ye 15 km, Bergama’ya ise 10 km uzaklıkta bulunmaktadır.

Esan Eczacıbaşı Endüstriyel Hammaddeler Sanayi ve Tic. A.Ş.; 26. 04. 1989 tarihinde 299,458 hektarlık saha için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından arama ruhsatı almış; 4. 10. 1989 tarihinde Eurogold Madencilik A.Ş.’ne devretmiştir.

Eurogold Madencilik A.Ş., Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu ile Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ve Hazine ve Dış Ticaret  Md. Yabancı Sermaye Gn. Md. izni ile 29 Ağustos 1989 tarihinde kurulmuştur. Şirket kurulduğunda % 66.67 si Avustralya Normandy Poseidon Group şirketlerinden Poseidon Gold Limited’e; % 33.33 ü Alman Metallgeselschaft Grup şirketlerinden Metal Mining Corporation şirketine aitti. Hisselerinden belli olacağı üzere Eurogold, tamamen yabancı sermayeye ait bir madencilik şirketidir.

1989’da arama çalışmaları sırasında altın bulunmuş ve 18.10.1990 tarihinden geçerli olmak üzere 30 ay süre ile 3404,18 hektarlık alan için  maden arama ruhsatı alan Eurogold Madencilik A.Ş., karotlu sondaj çalışmaları hazırlayarak bu alanlarda  4165 ağacın kesilmesini planlamıştır. Sonraki gelişmeler sırasıyla şöyledir:

Altın madenine 1991 yılında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından işletme ruhsatı verildi.

Çevre Bakanlığı 1994 yılında şirketin çalışabilmesi için gerekli izni verdi. Bunun üzerine yöre halkı, çevre avukatları, sivil toplum örgütleri altın madenine karşı bir mücadele başlattı ve Eurogold firmasının   siyanür yöntemli  altın eldesi için Çevre Bakanlığı’ndan aldığı  ”mahsur yoktur izninin’’ iptali için İzmir İdare Mahkemesine    652 kişi başvurarak iptal davası açtı.

Yerel mahkeme üç uzmandan görüş istedi ve bu uzmanlar projeye izin verilmesini onayladılar; bunun üzerine İzmir’deki yerel mahkeme oy çokluğu ile firma lehinde karar verdi.

Danıştay’a temyize gidildi. Ancak firma Danıştay kararını beklemeden ağaçları kesmeye ve yoğun inşaat faaliyetlerine başladı.

Yöre halkı ve onları destekleyenler bir dizi protesto eylemine başladılar.

Danıştay 6. Dairesi 1997 yılında “madenin işletilmesinde kamu yararı bulunmadığı” kararını vererek İdare mahkemesinin kararını bozdu.

8 mart 1999’da Başbakanlık TÜBİTAK’a yazılı bir talimat göndererek “Danıştay kararında belirtilen risklerin kabul edilir olup olmadığının” araştırılmasını istedi (Danıştay kararından üç yıl sonra).

TÜBİTAK raporu Ekim 1999 tarihinde tamamlandı ve hükümetin Temmuz 2000’deki açıklaması ile kamuoyu tarafından duyuldu.

Ekim ayı ortalarında Çevre Bakanlığı’nın söz konusu tesise işletme izni vermesi ile olay yeni bir boyut kazandı.

Eurogold tarafından 1990’lı yılların başında hazırlatılan Çevresel Etki Değerlendirme Raporunun birçok eksikliği içerdiği o tarihlerde başta İzmir Barosu ve İzmir Tabip Odası tarafından hazırlanan raporlarla açıklandı. İzmir’deki iki tıp fakültesinin Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyelerinin de katkısıyla yazılan İzmir Tabip Odası Halk Sağlığı Komisyonu raporunda madenin açılmasıyla oluşabilecek risk ve tehlikeler anlatıldı. O dönemde de hazırlanan ÇED raporlarında sık sık insan sağlığından bahsedildiği halde bu raporları hazırlayanlar arasında halk sağlığı uzmanlarının olmaması, hatta sağlıkla ilgili hiçbir kimsenin olmaması İzmir Tabip Odası tarafından eleştirilmişti. Söz konusu ÇED raporunun incelenmesi ile

  • 3 yıl süre ile açık ocak işletmesi ve 5 yıllık yeraltı işletmesi planlandığı;
  • Maden sahasında bulunan kayaların dinamitle patlatılacağı;
  • Parçalanan kaya ve toprağın öğütülmek suretiyle toz haline getirileceği;
  • Öğütülecek toprağın 2,5 milyon ton olacağı;
  •  Katı ve sıvı atıkların siyanür havuzunda depolanacağı;
  •  Bu işlem için günde yaklaşık 1000 m3 su kullanılacağı;
  • 8 yıllık faaliyet süresinde 4000 ton kadar siyanürün yöreye taşınacağı;

Şirketin 8 yıllık faaliyetinden sonra yaklaşık 20-50 yıl daha siyanürlü atık havuzunun yörede kalacağı anlaşılmaktaydı.

Çevreye ve insan sağlığına duyarlı kişi ve örgütler zaten yöre halkına ve ülkeye bir katkı sağlamayacak olan bu madenin dünyadaki deneyimlerin de ışığında hiç açılmaması gerektiğini dile getirdiler ve endişelerini ÇED raporunda değinilmeyen çevre sorunlarını da sorgulayarak dile getirdiler. Bu arada İzmir Barosu çevre avukatları da hukuksal bir mücadeleye başlamışlardı.

Raporun tamamına ulaşmak için lütfen buraya tıklayınız…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir