T.C.
DANIŞTAY
İDARİ DAVA DAİRELERİ
GENEL KURULU
YD.İtiraz No:2004/600
İtiraz Eden(Davacı)
:Türk
Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
Vekili
:Av.Ziynet
Özçelik
Tunus
Cad. No:21/3 Kavaklıdere-ANKARA
Karşı Taraf(Davalı) :Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı-ANKARA
İstemin Özeti
:Danıştay
Onuncu Dairesince verilen ve yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin bulunan
28.5.2004 günlü, E:2004/1253 sayılı karara davacı itiraz etmekte ve yürütmenin
durdurulmasına karar verilmesini istemektedir.
Danıştay Tetkik Hakimi Mürteza Güler’in Düşüncesi :İtirazın reddi gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı Nevzat Özgür’ün Düşüncesi
:İtiraz
dilekçesinde ileri sürülen nedenler Danıştay Onuncu Dairesince verilen yürütmenin
durdurulması isteminin reddine ilişkin kararın kaldırılmasını gerektirecek
nitelikte görülmediğinden, itirazın reddi gerekeceği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm
veren Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca gereği görüşüldü:
16.12.2003
günlü, 25318 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İşyeri Sağlık Birimleri ve
İşyeri Hekimlerinin Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin
4. maddesinin “işyeri hekimi” ve “ortak sağlık birimi” tanımlarının, 5., 9.,
15., 17., 18., 19., 20., 21., 22., 24., 25., 26. maddelerinin ve 30. maddesinin (b), (c),
(e) bentlerinin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açılan davada; Danıştay
Onuncu Dairesince verilen ve yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin bulunan
28.5.2004 günlü, E:2004/1253 sayılı karara, davacı itiraz etmekte ve yürütmenin
durdurulmasına karar verilmesini istemektedir.
Danıştay
İkinci Daire Üyesi Engin Kumrulu, Danıştay Onikinci Daire Üyesi Yücel Irmak, Danıştay
Beşinci Daire Üyesi Mehmet Rıza Ünlüçay, Danıştay Altıncı Daire Üyesi Sinan
Yörükoğlu, Danıştay Onbirinci Daire Üyesi Ahmet Hamdi Ünlü, Danıştay Onbirinci
Daire Üyesi İzge NAzlıoğlu, Danıştay Onikinci Daire Üyesi Murat Cebeci, Danıştay
Beşinci Daire Üyesi Günay Erden, Danıştay Beşinci Daire Üyesi Esen Erol, Danıştay
Beşinci Daire Üyesi Mustafa Kılıçhan’ın, 4857 sayılı İş Kanunu’nun “Sağlık
ve Güvenlik Tüzük ve Yönetmelikleri” başlıklı 78. maddesinin birinci fıkrasında
“Sağlık Bakanlığı’nın görüşünü alarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınması, makineler, tesisat,
araç ve gereçler ile kullanılan maddeler sebebiyle ortaya çıkabilecek iş kazaları
ve meslek hastalıklarının önlenmesi, yaş, cinsiyet ve özel durumları sebebiyle
korunması gereken kişilerin çalışma şartlarının düzenlenmesi amacıyla tüzük ve
yönetmelikler çıkarır.” kuralının yer aldığı, görüldüğü üzere yasa
koyucunun, iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin temel ilkeleri 4857 sayılı Kanun
uyarınca çıkarılacak bir tüzükle, uygulamanın ise bu çerçevede çıkarılacak yönetmeliklerle
düzenlenmesi amaçlandığı, ancak 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde işyerlerinde
iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili temel ilkeleri belirleyecek olan ve yönetmeliklere
göre üst hukuk normu niteliği taşıyan tüzüğün, yasanın yürürlüğe girmesinden
sonra öncelikli olarak hazırlanıp yürürlüğe konulmadığı, diğer yandan 4857
sayılı İş Kanununun “İşyeri Hekimleri” başlıklı 81. maddesinin ikinci
fıkrasında, işyeri hekimlerinin nitelikleri, sayısı, işe alınmaları, görev, yetki
ve sorumlulukları, eğitimleri, çalışma şartları, görevlerini nasıl yürütecekleri
ile işyeri sağlık birimlerinin yönetmelikle düzenleneceği öngörülmüş olmakla
beraber, anılan maddenin birinci fıkrasında işyeri hekimlerinin Sosyal Sigortalar
Kurumunca sağlanan tedavi hizmetleri dışında kalan, işçilerin sağlık durumunun ve
alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin sağlanması, ilk yardım
ve acil tedavi ile koruyucu sağlık hizmetlerini yürütmek üzere işyerlerinde, görevlendirilebileceği
belirtilmek suretiyle, işyeri hekimlerinin çalıştırılabilmesinin bir işyerinde
alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin, ilk yardım ve acil
tedavi ile koruyucu sağlık hizmetlerinin neler olduğunun önceden belirlenmesi
şartına bağlanmış olduğu, belirtilen bu hususlar ile anılan Kanunun 78. maddesi
uyarınca çıkarılacak tüzükle düzenleneceğine göre, 78. maddede öngörülen
tüzük yürürlüğe konulmadan, 16.12.2003 günlü, 25318 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe giren İşyeri Sağlık Birimleri ve İşyeri Hekimlerinin Görevleri
ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğinin uygulanabilirliği ve hukuki
geçerliliği olamayacağı yönündeki oylarına karşılık:4857 sayılı İş Kanununda
işyeri hekimlerinin ayrı bir başlık altında 81. maddede düzenlendiği ve bu maddede
işyeri hekimlerini nitelikleri, sayısı, işe alınmaları, görev, yetki ve
sorumlulukları, eğitimleri, çalışma şartları, görevlerini nalsı yürüteceklerinin
yönetmelikle düzenleneceğinin açıkça kurala bağlandığı, öte yandan 4857 sayılı
İş Kanununun “Sağlık ve Güvenlik Tüzük ve Yönetmelikleri” başlıklı 78.
maddesinde tüzükle düzenlenmesi öngörülen hususların sayıldığı ve bunlar
arasında işyeri hekimlerinin yer almadığı, ayrıca 4857 sayılı İş Kanununun geçici
2. maddesinde; “1475 sayılı Kanuna göre halen yürürlükte bulunan tüzük ve
yönetmeliklerin bu Kanun hükümlerine aykırı olmayan hükümleri yeni yönetmelikler
çıkarılıncaya kadar yürürlükte kalır” hükmüne yer verilerek, kamu
hizmetlerinin sürekliliği ilkesine uygun olarak 1475 sayılı Kanuna göre çıkarılan
“İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü”nün yürürlükte olduğunun
kabul edildiği ve bu Tüzükte, işyerlerinde bulunması gereken sağlık şartlarının
ve işyerlerinde kullanılan alet, edevat, makineler ve hammaddeler yüzünden çıkabilecek
hastalıklara engel olacak tedbir ve araçların, işyerlerinde iş kazalarını önlemek
üzere bulundurulması gerekli araçların ve alınacak güvenlik tedbirlerinin neler olduğunun
esasen belirlenmiş olduğu, dolayısıyla işyeri hekimleri ile ilgili yönetmeliğin yürürlüğe
konulmasının, 78. maddede öngörülen tüzüğün öncelikli olarak yürürlüğe
konulması şartına bağlanamayacağı, 16.12.2003 günlü, 25318 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan İşyeri Sağlık Birimleri ve İşyeri Hekimlerinin Görevleri ile Çalışma
Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin ,yasa koyucunun kamu hizmetinin işleyişinde sürekliliğin
sağlanması amacına uygun şekilde yürürlüğe konulduğu gerekçesiyle kabul
edilmeyerek Daire kararına yapılan itirazın dava konusu Yönetmelik maddeleri
yönünden incelenmesine geçildi.
2577 sayılı
İdare Yargılama Usulü Kanununun 27. maddesine göre ancak idari işlemin uygulanması
halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkca
hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda yürütmenin
durdurulmasına karar verilmesi mümkün olup, İşyeri Sağlık Birimleri ve İşyeri
Hekimlerinin Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 4.
maddesindeki “ortak sağlık birimi” tanımı ile 5., 9., 15., 17., 21., 22., 24.,
25., 26. maddeleri ve 30. maddesinin (b), (c), € bentleri açısından yürütmenin
durdurulması kararı verilebilmesi için Kanunun aradığı koşulların gerçekleşmemiş
olduğu anlaşılmıştır.
Buna karşılık,
Yönetmeliğin 4. maddesinde, işyeri hekimi, Bakanlıkça sertifikalanmış hekim olarak
tanımlanmış olup, Yönetmeliğin 18. maddesinde, işyeri hekiminin nitelikleri düzenlenerek,
işyeri hekimi olarak görevlendirilecek hekimlerin Bakanlıkça verilmiş işyeri
hekimliği sertifikasına sahip olmaları gerektiği; Yönetmeliğin “Sertifikalandırma”
başlıklı 19. maddesinde, işyeri hekimliği sertifikasının, iş müfettişliği
yapmış veya üniversitelerden iş sağlığı bilim doktorası veya bilim uzmanlığı
almış, iş ve meslek hastalıkları yan dal uzmanlığı veya işyeri hekimliği yan dal
uzmanlığı almış olan hekimlere istekleri halinde, Bakanlıkça düzenlenen işyeri
hekimliği sertifika eğitim programlarına katılan ve eğitim sonunda düzenlenecek sınavda
başarı olan hekimlere Bakanlıkça verileceği belirtilmiştir.
Ayrıca
dava konusu Yönetmeliğin “Eğitim ve Sınav” başlıklı 20. maddesinde de, işyeri
hekimliği sertifika eğitim programlarının hazırlanması, uygulanması, sınav
komisyonunun teşekkülü ve sınavın yapılış şekli ile ilgili usul ve esasların,
İşyeri Hekimliği Eğitim Komisyonu tarafından belirleneceği ifade edilerek; bu
Komisyonun, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürünün başkanlığında, İş
Teftiş Kurulu Başkanlığından bir hekim iş müfettişi, İş Sağlığı ve Güvenliği
Merkezi Müdürlüğünden bir hekim, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Eğitim ve Araştırma Merkezi, Sosyal Sigortalar Kurumu Sağlık İşleri Müdürlüğü,
Türk Tabipleri Birliğinden birer üye ile Yükseköğretim Kurul Başkanlığı
tarafından görevlendirilecek iş sağlığı konusunda çalışmaları olan bir öğretim
üyesinden oluşacağı; Komisyonun ne zaman olağan ya da olağanüstü toplantıya çağrılacağı,
toplantı ve karar usulü belirlenmiş olup, Komisyon tarafından belirlenen sertifika
eğitim programı ve sınavının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve Araştırma
Merkezi (ÇASGEM) tarafından yürütüleceği öngörülmüştür.
Her ne
kadar, davacı tarafından, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu uyarınca
mezuniyet sonrası sürekli tıp eğitiminde Türk Tabipleri Birliğinin yetkili ve görevli
olduğu, işyeri hekimliği sertifika eğitiminin 15 yıldan beri Türk Tabipleri Birliği
tarafından sürdürüldüğü ileri sürülmüş ise de, 6023 sayılı Türk Tabipleri
Birliği Kanununun incelenmesinden, hekimlere işyeri hekimliği eğitimi ve bu eğitim
sonrasında sertifika verilmesi konusunda Türk Tabipleri Birliğini yetkili kılan açık
ve tartışmaya yol açmayacak herhangi bir yasal düzenlemeye yer verilmediğinden
davacının bu iddiası yerinde görülmemiştir.
4857 sayılı
İş Kanununun 81. maddesinin ikinci fıkrasında, Sağlık Bakanlığı ve Türk
Tabipleri Birliğinin görüşü alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
tarafından çıkarılacak yönetmelikte düzenlenecek hususlar arasında işyeri
hekimlerinin eğitimleri de yer almıştır. Anılan madde gereği Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığının işyeri hekimliği eğitimi konusunda düzenleme yapma yetkisi bulunduğu
ve bu kapsamda hekimlere yönelik işyeri hekimliği eğitimi ile ilgili usul ve esasları
belirleyebileceği kuşkusuzdur. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bu konuda
sahip olduğu düzenleme yetkisine dayanarak, hekimlere yönelik işyeri hekimliği
eğitiminin Bakanlık ve Bakanlığa bağlı eğitim kuruluşu aracılığıyla verilmesi
şeklinde düzenleme yapması da mümkün olup, dava konusu İşyeri Sağlık Birimleri ve
İşyeri Hekimlerinin Görevleri ile Çalışma ve Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikle
de, belirtilen şekilde bir düzenleme yapıldığı anlaşılmakla beraber, yapılan bu düzenlemenin
hukuka ve hizmet gereklerine uygunluğunun denetiminin yargı yerince yapılacağı
tabiidir.
3146 sayılı
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun
2. maddesinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görevleri sayılmış
olup, maddenin ( e) bendinde, çalışanların mesleki eğitimlerini sağlayıcı
tedbirleri almak, (g) bendinde iş sağlığı ve güvenliğini sağlayacak tedbirleri
almak Bakanlığın görevlerinden olduğu belirtilmiş, ancak bu maddede işyeri
hekimlerinin eğitimlerini verme ve işyeri hekimi sertifikası verme konusunda
Bakanlığa verilmiş bir görev bulunmamaktadır. Zira Bakanlığın ana hizmet
birimlerinden olan İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğünün görevlerinin
sayıldığı Kanunun 12. maddesinde de, işyeri hekimlerine eğitim ve sertifika verme görev
ve yetkisi adı geçen Genel Müdürlüğe tanınmamıştır.
Diğer
yandan 7460 sayılı Kanun ile kurulan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve
Araştırma Merkezinin görevleri, anılan Kanunun 2. maddesinde sayılmış ve (a)
bendinde, “Bakanlık, bağlı kuruluşlar ile bağlı kuruluşun ilgili
kuruluşlarının personeli ile özel veya kamu sektöründe faaliyet gösteren işyerlerindeki
işçi, işveren veya yönetici personelin eğitimlerini sağlamak amacıyla; çalışma
hayatı, sosyal güvenlik, işçi işveren ilişkileri, iş sağlığı ve güvenliği,
işyeri hekimliği, toplam kalite yönetimi, iş teftişi, istihdam, verimlilik, iş
piyasası etütleri, ergonomi, çevre, ilk yardım, iş istatistikleri ve benzeri
konularda eğitim programları hazırlamak, seminerler düzenlemek ve bu konular ile
ilgili araştırmalar yapmak” yer almış ise de, burada kastedilenin, hekimlere işyeri
hekimliği konusunda verilecek eğitim olmayıp, bakanlık personeli ile işçi, işveren
ve yönetici personeli işyeri hekimliği konusunda bilgilendirmeyi amaçlayan eğitim
olduğu açıktır.
Yine
İşyeri Hekimliği Eğitim Komisyonu, herhangi bir yasal dayanağı olmaksızın dava
konusu Yönetmelikle oluşturulmuş ve işyeri hekimliği eğitim programı, sınav
komisyonu, sınavın yapılış şekli gibi kamu hizmetlerinde görevli ve etkin kılınmıştır.
Mevzuatımızda
işyeri hekimliği, 19.6.2002 günlü, 24790 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe
Tıpta Uzmanlık Tüzüğü ile yan dal uzmanlığı şeklinde düzenlenmiş
bulunmaktadır. Aynı şekilde bu Tüzük ile iş ve meslek hastalıkları da yan dal
uzmanlığı şeklinde düzenlenmiştir. Bunun yanında üniversitelerde, iş sağlığı
konusunda bilim doktorası veya bilim uzmanlığı almak mümkün bulunmaktadır. Diğer
bir ifade ile işyeri hekimliğinin, uzmanlık eğitimi vermekle yetkili olan eğitim ve
araştırma hastanelerinde ya da üniversitelerde hekimlere verilecek belli bir eğitim süreci
sonucunda elde edilmesi mümkün bir uzmanlık seviyesi olduğu kuşkusuzdur.
4857 sayılı
Kanunun 81. maddesinde, hekimlere özgü olan işyeri hekimliği eğitiminin, bizzat
Bakanlık ya da Bakanlığa bağlı kuruluşlar tarafından verilebileceği şeklinde münhasır
bir yetki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına verilmediğine göre; hekimleri işyeri
hekimliği konusunda eğitme ve sertifikalandırma yetkisinin, dava konusu Yönetmelikle
uzmanlık eğitim veren kurum ve kuruluşlar devre dışı bırakılmak suretiyle, bu
konuda örgütsel ve bilimsel donanımı olmadığı anlaşılan Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve Araştırma Merkezi’ne ve
İşyeri Hekimliği Eğitim Komisyonuna verilmesi şeklindeki düzenlemede hizmet
gereklerine uyarlık görülmediğinden İşyeri Sağlık Birimleri ve İşyeri
Hekimlerinin Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 4.
maddesindeki işyeri hekimi tanımı ile “işyeri hekiminin nitelikleri” başlıklı
20. maddelerin uygulanması halinde telafisi güç ve imkansız zararların doğacağı
sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İşyeri Sağlık Birimleri ve İşyeri Hekimlerinin Görevleri ile Çalışma
Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğinin 4. maddesindeki işyeri hekimi tanımı ile
18., 19. ve 20. maddeleri yönünden yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi için
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27. maddesinde öngörülen koşulların
gerçekleştiği anlaşıldığından, bu maddeler yönünden Daire kararına yapılan
itirazın kabulü ile yürütmenin durdurulmasına oyçokluğu ile, buna karşılık yürütmenin
durdurulması kararı verilebilmesi için Kanunun aradığı koşulların gerçekleşmemiş
olması nedeniyle dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesindeki “ortak sağlık birimi”
tanımı ile 5., 9., 15., 17., 21., 22., 24. maddeleri ve 30. maddesinin (b), (c), ( e)
bentleri yönünden oybirliği, Yönetmeliğin 25. ve 26. maddeleri yönünden oyçokluğu
ile itirazın reddine, 2.12.2004 günü karar verildi.
Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu
Başkanvekili
6.
Daire Başkanı
2.
Daire Üyesi
Tansel Çölaşan
Acar
Oltulu
Nevin
Gönenç
X
X
11. Daire Üyesi
2.
Daire Üyesi
2.
Daire Üyesi
Yurdagül Dinçsoy
Engin
Kumrulu
Kamuran
Erbuğa
XX
X
12. Daire Üyesi
12.
Daire Üyesi
2.
Daire Üyesi
Sabriye Köprülü
Yücel
Irmak
Mustafa
Yücel Özbilgin
X
XX
X
12. Daire Üyesi
5.
Daire Üyesi
6.
Daire Üyesi
Kenan Atasoy
Mehmet
Rıza Ünlüçay
Sinan
Yörükoğlu
X
XX
6. Daire Üyesi
11.
Daire Üyesi
6.
Daire Üyesi
Banu Dilçin
Ahmet
Hamdi Ünlü
Nazlı
Koçer
X
11. Daire Üyesi
11.
Daire Üyesi
12.
Daire Üyesi
İzge Nazlıoğlu
Belma
Kösebalaban
Murat
Cebeci
X
5. Daire Üyesi
5.
Daire Üyesi
5.
Daire Üyesi
Günay Erden
Esen
Erol
Mustafa
Kılıçhan
XX
XX
11. Daire Üyesi
2.
Daire Üyesi
6.
Daire Üyesi
M.Nihat Turan
Ayfer
Özdemir
Zehra
Birden
X
X
X
11.
Daire Üyesi
Levent
Artuk
X
KARŞI OY
x-3146 sayılı
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun
1. maddesinde öngörülen amaçlar doğrultusunda, çalışma hayatını, işçi-işveren
ilişkilerini, iş sağlığı ve güvenliğini düzenlemek ve denetlemek yetkisi, Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına ait bulunmakta olup, Bakanlığın görevlerinin sayıldığı
2. maddesinin (g) bendinde, iş sağlığı ve güvenliğini sağlayacak tedbirleri almak;
(p) bendinde, çeşitli mevzuatla verilen diğer görev ve hizmetleri yapmak, sayılan bu
görevler arasında yer almıştır. Ayrıca aynı Kanunun 12. maddesinin (i) bendinde, tüm
çalışanların iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı korunmaları amacıyla
gerekli çalışmaları yaparak tedbirlerin alınmasını sağlamak görevi, Bakanlığın
ana hizmet birimlerinden olan İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğünün
görevleri arasında sayılmıştır.
10.6.2003
günlü, 25134 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4857 sayılı
İş Kanununun “İşyeri Hekimleri” başlıklı 81. maddesinin ikinci fıkrası ile
işyeri hekimlerinin nitelikleri, sayısı, işe alınmaları, görev, yetki ve
sorumlulukları, eğitimleri, çalışma şartları, görevlerini nasıl yürütecekleri
ile işyeri sağlık birimlerinin, Sağlık Bakanlığı ve Türk Tabipleri Birliğinin görüşü
alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle
düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
Yukarıda
yer verilen mevzuatın incelenmesinden görüleceği üzere, iş sağlığı ve güvenliğinin
sağlanması, tüm çalışanların iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı
korunması konusunda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, sadece “düzenleme
yapmak” gibi bir role sahip olmayıp, aynı zamanda bu konuda gerekli tedbirleri almak
suretiyle “uygulayıcı” ve “icracı” bir role de sahip bulunmaktadır.
4857 sayılı
İş Kanununun 81. maddesi ile işyeri hekimlerinin eğitimleri konusunda yönetmelik çıkarılarak
düzenleme yapma yetkisinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına verilmiş
olması, işyeri hekimliği eğitiminin, Bakanlığın belirleyeceği bir kuruluş
aracılığı ile verilmesini de beraberinde getireceğinde kuşku yoktur. Nitekim, 4857
sayılı Kanunun 81. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan İşyeri Sağlık Birimleri ve İşyeri
Hekimlerinin Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 20.
maddesi ile işyeri hekimliği eğitim programının İşyeri Hekimliği Eğitim Komisyonu
tarafından hazırlanması, eğitim programı ve sınavın ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Eğitim ve Araştırma Merkezi tarafından yürütüleceği öngörülmek suretiyle, işyeri
hekimliği eğitimini verecek kuruluş belirlenmiş bulunmaktadır.
Diğer
yandan 7460 sayılı Kanun ile kurulan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve
Araştırma Merkezi işçi, işveren ve yönetici personele işyeri hekimliği konusunda
eğitim programı hazırlayıp uygulayabildiği gözetildiğinde, uzmanlarca
hazırlanmış benzer bir eğitim programını hekimlere de, işyeri hekimliği
sertifikasını almak üzere uygulayabileceği açıktır.
Bu arada,
4857 sayılı Kanunun 81. maddesi ile işyeri hekimlerinin eğitimleri konusu yanında
işyeri hekimlerinin niteliklerini belirleme konusunda da, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığına düzenleme yapma yetkisi verildiğine göre, dava konusu Yönetmeliğin 4.,
18. ve 19. maddeleri ile işyeri hekimi olarak görevlendirilecek hekimlerin Bakanlıkça
verilmiş işyeri hekimliği sertifikasın sahip olmaları gerektiğinin öngörülmüş
olmasında mevzuata aykırılık bulunmamakta olup, iş sağlığı ve güvenliğini
sağlayacak her türlü tedbiri almakla görevli bulunan davalı Bakanlığın, üstlendiği
yasal yükümlülükleri gerçekleştirmek adına, işyeri hekimi olarak çalışabilecek
hekimleri, eğitimi bizzat versin ya da vermesin sertifikalandırabileceği kuşkusuzdur.
Açıklanan
nedenlerle dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesindeki “işyeri hekimi”
tanımı ile 18.,
19., ve 20. maddeleri yönünden, yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için
Kanunun aradığı koşulların gerçekleşmemiş olması nedeniyle itirazın reddi
gerektiği oyuyla, aksine verilen çoğunluk oyuna katılmıyoruz.
6. Daire
Başkanı
2.
Daire Üyesi
2.
Daire Üyesi
Acar
Oltulu
Nevin
Gönenç
Kamuran
Erbuğa
12. Daire
Üyesi
2.
Daire Üyesi
12.
Daire Üyesi
Sabriye
Köprülü
Mustafa
Yücel Özbilgin
Kenan
Atasoy
6. Daire
Üyesi
11.
Daire Üyesi
11.
Daire Üyesi
Banu
Dilçin
Belma
Kösebalaban
M.Nihat
Turan
2. Daire
Üyesi
6.
Daire Üyesi
12.
Daire Üyesi
Ayfer
Özdemir
Zehra
Birden
Levent
Artuk
KARŞI OY
XX-İşyeri
Sağlık Birimleri ve İşyeri Hekimlerinin Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları
Hakkında Yönetmeliğin 25. maddesinde, işyeri hekiminin görevlendirilmesi düzenlenmiş
olup, işverenlerin, bu Yönetmelikte belirtilen niteliklere haiz işyeri hekimi veya
hekimleri ile sözleşme yapacakları, yapılan sözleşmenin bir nüshasının İşçi Sağlığı
ve Güvenliği Genel Müdürlüğüne gönderileceği, özel kurum ve işyeri
hekimlerinin, çalıştıkları yerlerin sağlık hizmetlerinin başka bir yerde ikinci
bir görev yapmalarına elverişli bulunduğuna dair tabip odalarınca izin verilmesi
halinde işyeri hekimliği yapabilecekleri öngörülmüştür.Yönetmeliğin davaya konu
26. maddesinde de, sözleşmenin herhangi bir nedenle geçerliliğini yitirmesi halinde,
bu durumun taraflarca üç iş günü içinde aynı Genel Müdürlüğe bildirileceği
belirtilmiştir.
6023 sayılı
Türk Tabipleri Birliği Kanununun 4. ve 5. maddeleri uyarınca işyeri hekimliği sözleşmesinin
içeriğinin mesleki ve deontolojik yeterliliğine ilişkin tabip odalarının denetim
yetkisi bulunduğu, işyeri hekiminin atanmasında ilgili tabip odasının onayı
gerektiği kuşkusuz olup, tabip odasının denetim ve atama yetkisini ortadan kaldıran Yönetmeliğin
25. maddesinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Öte
yandan, Yönetmeliğin 26. maddesinde, işyeri hekiminin görevine son vermede, işverenin
fesih yetkisinin her koşulda varlığı ve geçerliliği kabul edilmiş bulunmaktadır.
Oysa işyeri
hekiminin görevin özelliği gereği işveren ve işçilere karşı
bağımsızlığının korunması gerekmektedir. Nitekim Uluslar arası Çalışma
Örgütü (İLO)’nun 161 sayılı Sözleşmesinin 10. maddesinde, işçi sağlığı
konusunda hizmet veren personelin, işverene, işçilere ve işçi temsilcilerine karşı
görevlerini yerine getirmesi sırasında tam bir bağımsızlık içinde olması
gerektiği belirtilmiş, yine Uluslar arası Çalışma Örgütünün 112 sayılı Tavsiye
kararında, işyeri hekiminin işçilere ve işverenlere karşı bağımsızlık içinde
olmasının, ulusal mevzuatta işyeri hekiminin işe alınması ve işten çıkarılmasının
özel bir statüye kavuşturulmasına bağlı olduğu vurgulanmış durumdadır.
Yönetmeliğin
26. maddesinde ise haksız işten çıkarmaları önleyici, mesleki bağımsızlığı
sağlayıcı düzenlemeye yer verilmediği açıktır.
Diğer
yandan 6023 sayılı Kanunun 5. maddesinin son fıkrası uyarınca işyeri hekiminin görevine
son verilmesi halinde ilgili tabip odasına bildirim yapılması gerektiği halde, Yönetmeliğin
26. maddesinde ilgili tabip odasına bildirimde bulunulması öngörülmemiştir.
Belirtilen
nedenlerle, yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için gerekli olan koşulların
İşyeri Sağlık Birimleri ve İşyeri Hekimlerinin Görevleri ile Çalışma Usul ve
Esasları Hakkında Yönetmeliğin 25. ve 26. maddeleri yönünden gerçekleştiği
anlaşıldığından, bu maddeler yönünden Daire kararına yapılan itirazın kabulü
ile yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi gerektiği oyuyla aksine verilen çoğunluk
kararına katılmıyoruz.
2. Daire Üyesi
12.
Daire Üyesi
5.
Daire Üyesi
Engin Kumrulu Yücel
Irmak
Mehmet
Rıza Ünlüçay
5.
Daire Üyesi
5.
Daire Üyesi
Günay
Erden
Esen
Erol
T.C.
DANIŞTAY
İDARİ DAVA DAİRELERİ
GENEL KURULU
YD.İtiraz No:2004/643
İtiraz Eden(Davacı)
:Sağlık
Bakanlığı/ANKARA
Karşı Taraf(Davalı) :Türk
Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanlığı
Vekili
:Av.Ziynet
Özçelik
Tunus
Cad. No:21/3 Kavaklıdere-ANKARA
İstemin Özeti
:Danıştay
Beşinci Dairesince verilen ve kısmen yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne, kısmen
yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin bulunan 4.10.2004 günlü,
E:2004/2863 sayılı kararın kabule ilişkin kısmına, davalı idare itiraz etmekte ve
kararın bu kısmının kaldırılmasını istemektedir.
Danıştay Tetkik Hakimi Mürteza Güler’in Düşüncesi :İtirazın reddi gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı Mehmet Akkaya’nın Düşüncesi
:İtiraz
dilekçesinde ileri sürülen nedenler Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın yürütmenin
durdurulması isteminin kabulüne ilişkin kısmının kaldırılmasını gerektirecek
nitelikte görülmediğinden, itirazın reddi gerekeceği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm
veren Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca gereği görüşüldü:
Davacının,
Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanıp 28.8.2003 günlü, 25213 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan Eğitim Personelinin Nitelik ve Seçim Esasları Hakkında Yönetmeliğin
tüm maddeleri ile bu Yönetmeliğe dayalı olarak 5 Temmuz 2004 günü yapılacağı ilan
edilen şef ve şef yardımcılığı sınavının, söz konusu Yönetmeliğe dayalı
sınavsız atama işlemlerinin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açtığı
davada; Danıştay Beşinci Dairesince verilen ve dava konusu Yönetmeliğin 1, 2, 3, 17,
19. maddeleri ile 6. ve 7. maddelerin sınavsız atamaya ilişkin fıkralarının, 9.
maddesi ile bu maddeyle bağlantılı 8, 10, 11, 12 ve 13 maddelerinin, 5 Temmuz 2004
tarihli şef ve şef yardımcılığı sınavının, şef ve şef yardımcılığı
kadrolarına sınavsız olarak yapılan atama işlemlerinin yürütülmesinin durdurulmasına;
dava konusu yönetmeliğin diğer maddeleri yönünden ise yürütmenin durdurulması
isteminin reddine ilişkin bulunan 4.10.2004 günlü, E:2004/2863 sayılı kararın,
kabule ilişkin kısmına, davalı idare itiraz etmekte ve kararın bu kısmının
kaldırılmasını istemektedir.
Danıştay
Onbirinci Daire Üyesi Yurdagül Dinçsoy, Danıştay İkinci Daire Üyesi Kamuran Erbuğa,
Danıştay Onbirinci Daire Üyesi Selçuk Hondu, Danıştay Sekizinci Daire Üyesi Ayla
Alkıvılcım, Danıştay Onbirinci Daire Üyesi Ahmet Hamdi Ünlü, Danıştay Onbirinci
Daire Üyesi İzge Nazlıoğlu, Danıştay Sekizinci Dairesi Üyesi Dr.Tacettin Şimşek,
Danıştay Sekizinci Daire Üyesi Yinay Kaya, Danıştay Sekizinci Daire Üyesi Alaattin
Öğüş’ün, davacının 15.10.2003 tarihinde kayda giren dilekçe ile açtığı
davada, Eğitim Personelinin Nitelik ve Seçim Esasları Hakkında Yönetmeliğin bütün
maddeleri ile bu Yönetmeliğe dayalı olarak yapılan atama işlemlerinin iptalini
istediği, Danıştay Beşinci Dairesinin 13.2.2004 günlü, E:2004/213, K:2004/401 sayılı
kararıyla, Yönetmeliğin hangi maddelerinin, hangi sebeplerle iptalinin istenildiğinin,
atama işlemlerinin hangi işlemler olduğunun ve iptal sebeplerinin belirtilmediği gerekçesiyle
dava dilekçesinin reddedildiği, davacı tarafından 13.5.2004 tarihinde yenilenen dava
dilekçesinde ise, önceki talebinden farklı olarak 5 Temmuz 2004 tarihinde yapılacağı
ilan edilen şef ve şef yardımcılığı sınavının iptali ve yürütülmesinin
durdurulmasını da istediği, davacının bu talebinin davanın genişletilmesi
niteliğinde olduğu yolundaki görüşleri ile Danıştay Sekizinci Daire Üyesi Şevket
Apalak’ın belirtilen durumun ayrı bir davanın konusu olan idari işlemin iptali
istemi niteliğinde olduğu ve dava dilekçesinin reddi gerektiği yönündeki görüşleri
yenileme dilekçesinin yeni talebe göre de dava açma süresinde olduğu görülmekle
kabul edilmeyerek itiraz isteminin incelenmesine geçildi:
Danıştay
Beşinci Dairesi; Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyinin, Birlik üyelerinin hukukunu
korumak amacıyla dava açabileceğinin, esasen 6023 sayılı Kanun ile belirlenmiş olan
kuruluş amacı göz önünde bulundurulduğunda düzenleyici işlemlerin yanı sıra, bu
düzenleyici işlemlerin uyulama işlemleri niteliğindeki sınavsız atama işlemlerine
karşı da dava açma ehliyetinin var olduğunun kabulü gerektiği, bu itibarla 6023
sayılı Kanun ile verilen görevler bakımından, Birliği temsilen Merkez Konseyinin bu
davayı açmakta menfaatinin ve dolayısıyla dava açma ehliyetinin bulunduğu
anlaşılarak işin esasının incelendiği, 19.6.2002 günlü, 24790 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Tıpta Uzmanlık Tüzüğünde yeralan Tıpta
Uzmanlık Kurulu ile ilgili hükümlerin Danıştay Sekizinci Dairesinin 19.11.2003 günlü,
E:2002/3784, K:2003/5027 sayılı kararıyla iptal edildiği, söz konusu Tüzüğün 36.
maddesine göre, YÖK’ün uygun görüşü alınmak kaydıyla bu Tüzüğün yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren en geç altı ay içinde Tababet Uzmanlık Yönetmeliği adı
altında Sağlık Bakanlığınca hazırlanıp yürürlüğe konulması gereken yönetmeliğin
halen çıkarılmadığı; Sağlık Bakanlığınca hazırlanıp 28.8.2003 günlü, 25213
sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan dava konusu Eğitim Personelinin Nitelik ve Seçim
Esasları Hakkında Yönetmeliğin 19. maddesiyle, yürürlükteki Tababet Uzmanlık Yönetmeliğinin
eğitim personelinin nitelikleri, atanma ve sınav usulüyle ilgili 27-38. maddeleri kaldırılarak
Tababet Uzmanlık Yönetmeliğinin kapsamındaki kurumlardan sadece Sağlık
Bakanlığına bağlı eğitim ve araştırma hastanelerinde görev yapacak eğitim
personeliyle ilgili hükümlere yer verildiği, SSK ve diğer kurumlara ait eğitim
hastanelerindeki eğitim personelinin bu yönetmeliğin kapsamı dışında
bırakıldığı; oysa 1219 sayılı Kanunun 9., 2547 sayılı Kanunun 3. ve Tıpta
Uzmanlık Tüzüğünün 3 ve 36. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, tıpta
uzmanlık eğitimiyle doğrudan ilgili bulunduğu kuşkusuz olan tıpta uzmanlık eğitimi
verecek tüm personelin niteliklerinin belirlenmesi yetki ve görevinin, Tababet Uzmanlık
Yönetmeliğinin 2. maddesinde belirtilen kurumlar açısından da Sağlık Bakanlığına
bırakılmış olduğu, kaldı ki, adıgeçen Bakanlığın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı ile bir protokol imzalayıp dava konusu yönetmelik hükümlerinin SSK eğitim
hastanelerindeki personel için de geçerli olmasını sağladığı, dava konusu Yönetmelikte,
eğitim personelinin şef, şef yardımcısı ve başasistan olarak sayıldığı, doçent
ve profesörlerin şef ve şef yardımcılığı kadrolarına sınavsız olarak
atanmaları usulünün benimsendiği, sınav yönteminden bağışık tutulan aynı
daldaki çok sayıda profesörün hangi ölçütlere göre boş şef veya şef
yardımcılığı kadrolarına atanacakları konusunda herhangi bir düzenlemeye yer
verilmediği ve bu suretle şef ve şef yardımcılığı kadrolarına yapılacak
atamalarda hiçbir nesnel ölçüte bağlanmamış çok geniş bir takdir yetkisinin
davalı idareye tanındığı, 17. maddesinde, şef ve şef yardımcılığı görevlerinden
herhangi bir şekilde ayrılmış olanların, bu kadrolara atama yöntemine tümüyle aykırı
bir biçimde yeniden atanabilmelerinin öngörüldüğü, düzenleme alanı sınırlı 21
maddelik bu yönetmelikle, Danıştay Beşinci Dairesinin 30.5.2002 günlü, E:2001/2833,
K:2002/2553 sayılı kararıyla iptal edilmiş sınav sisteminin yeniden getirildiği,
buna göre adaylarda 8. maddede belirtilen yabancı dil başarı belgelerinden birinin
bulunmasının sınava katılmanın önkoşulu olduğu, şef ve şef yardımcılığı
sınavlarının birinci aşamasını “yayınların değerlendirilmesi”, ikinci
aşamasını ise “mesleki bilgi, beceri ve yetenek ile eğitim ve öğretim yapabilme
yeteneği” sınavının oluşturduğu, daha önceki düzenlemede kura yöntemi
benimsenmiş iken, her iki aşama sınavının kura usulü uygulanmaksızın Bakanlıkça
re’sen belirlenecek jüriler tarafından yürütülmesinin öngörüldüğü, söz
konusu yönetmelik hükümlerine dayanılarak 5 Temmuz 2004 tarihinde şef ve şef
yardımcılığı sınavı yapılmasına karar verildiği, Danıştay Beşinci Dairesinin
30.5.2002 günlü E:2001/2833, K:2002/2553 sayılı kararıyla iptal edilmiş bir sınav
sisteminin, Tababet Uzmanlık Yönetmeliğinden ayrı olarak düzenlenmiş sınırlı
kapsamlı yeni bir yönetmelikle yeniden yürürlüğe konulmasının, yargı kararının
hukuki sonuçlarının tümüyle gözardı edilmesi anlamını taşıdığı, nitekim
davalı idarenin cevap dilekçesinde de, objektif bir sınav ve atama sistemini ortadan
kaldıran mükerrer değişikliklerin iptali yolundaki yargı kararlarının dikkate
alınmadığı ve idarenin bu kararların hukuki sonuçlarını yerine getirmekle kendini
yükümlü saymadığının çok açık bir biçimde kabul edilmiş bulunduğu, ayrıca söz
konusu iptal kararına karşı, davalı Sağlık Bakanlığının yaptığı temyiz
başvurusunun da, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun 8.4.2004 günlü,
E:2002/1234, K:2004/469 sayılı kararıyla reddedilerek iptal kararının aynen onanmış
bulunduğu gerekçesiyle, dava konusu yönetmeliğin 1, 2, 3, 17, 19. maddeleri ile 6. ve
7. maddelerin sınavsız atamaya ilişkin fıkralarının, 9. maddesi ile bu maddeyle
bağlantılı 8, 10, 11, 12 ve 13. maddelerinin, 5 Temmuz 2004 tarihli şef ve şef
yardımcılığı sınavının, şef ve şef yardımcılığı kadrolarına sınavsız
olarak yapılan atama işlemlerinin yürütülmesinin durdurulmasına; dava konusu yönetmeliğin
diğer maddeleri yönünden ise yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar
vermiştir.
“Tıpta
uzmanlık”, 4.4.1928 günlü, 855 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe
giren 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun
8 inci ve 9 uncu maddelerinde düzenlenmiş olup, Kanunun 8 inci maddesinde, “Türkiye’de
icrayı tababet için bu kanunda gösterilen vasıfları haiz olanlar umumi surette
hastalıkları tedavi hakkını haizdirler. Ancak herhangi bir şubei tababette müstemirren
mütehassıs olmak ve o unvanı ilan edebilmek için Türkiye Tıp Fakültesinden veya Sıhhiye
Vekaletince (Sağlık Bakanlığınca) kabul ve ilan edilecek müesseselerden verilmiş
veyahut ecnebi memleketlerin maruf bir hastane veya laboratuarından verilip Türkiye Tıp
Fakültesince tasdik edilmiş bir ihtisas vesikasına haiz olmalıdır.” Hükmüne; 8
uncu maddesinde de, “ihtisas vesikalarının sureti ahzi ve bu hususta mer’i olması
lazım gelen kavait işbu kanunun tarihi meriyetinden sonra Sıhhıye ve Muaveneti İçtimaiye
Vekaletince (Sağlık Bakanlığınca) tanzim edilecek bir nizamname ile tayin olunur” hükmüne
yer verilerek, tıpta uzmanlık konusunun, diğer bir ifadeyle Tıp Fakülteleri dışındaki
tüm eğitim hastanelerindeki uzmanlık eğitiminin Sağlık Bakanlığı tarafından tüzükle
düzenlenmesi öngörülmüştür.
1219 sayılı
Kanunun 9. maddesine dayanılarak hazırlanan ve 19.6.2002 günlü, 24790 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulan Tıpta Uzmanlık Tüzüğünün “Eğitim
sorumluları” başlıklı 3. maddesinde;”Uzmanlık eğitiminden, tıp veya diş
hekimliği fakültelerinde 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu hükümlerine göre
profesör veya doçent olanlar ile en az 3 yıllık uzman olan yardımcı doçentler,
uzmanlık eğitimi vermeye yetkili kılınan diğer kurumlarda ise yönetmelikte
belirtilen usul ve esaslara göre klinik veya laboratuar şefi ya da şef yardımcısı
olanlar sorumludur. Aynı dalda birden fazla şef bulunması halinde, şeflerden biri
baştabip tarafından koordinasyonu sağlamak üzere görevlendirilir.” hükmüne yer
verilerek, uzmanlık eğitimi vermeye yetkili kurumlarda kimlerin eğitim sorumlusu
olduğu belirlenmiş ve eğitim sorumlusu olabilecek klinik veya laboratuar şef ya da
şef yardımcılarının belirlenmesine ilişkin usul ve esasların yönetmelikle
düzenlenmesi kurala bağlanmıştır.
Anılan Tüzüğün
“Yönetmelik çıkarılması” başlıklı 36. maddesinde ise; “Bu Tüzükte çıkarılması
öngörülen yönetmelikler, Tıpta Uzmanlık Yönetmeliği adı altında, YÖK’ün
uygun görüşü alınmak kaydıyla bu Tüzüğün yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren en geç altı ay içerisinde Bakanlıkça hazırlanarak yürürlüğe konulur.”
hükmüne yer verilerek, bu Tüzükte çıkarılması öngörülen yönetmeliklerin, Tıpta
Uzmanlık Yönetmeliği adı altında ve YÖK’ün uygun görüşü alınarak yürürlüğe
konulması zorunlu kılınmıştır.
Diğer
yandan anılan Tüzüğün geçici 4. maddesinde; bu Tüzük ile öngörülen yönetmeliğin
yürürlüğe girmesine ve Tıpta Uzmanlık Kurulunun oluşumuna kadar, 5.4.1973 günlü,
7/6229 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Tüzük ile
yürürlükteki Tababet Uzmanlık Yönetmeliğinin bu Tüzüğe aykırı olmayan hükümlerinin
uygulanmasına devam olunacağı öngörülmüştür. Bu arada Tıpta Uzmanlık Tüzüğünde
yer alan Tıpta Uzmanlık Kurulu ile ilgili hükümler, Danıştay Sekizinci Dairesinin
19.11.2003 günlü E:2002/3784, K:2003/5027 sayılı kararıyla iptal edilmiştir.
2547 sayılı
Yükseköğretim Kanununun 3/t-3. maddesinde, “Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen
esaslara göre yürütülen ve tıp doktorlarına belirli alanlarda özel yetenek ve yetki
sağlamayı amaçlayan bir yükseköğretim” şeklinde tanımlanan “tıpta uzmanlık”,
Tıpta Uzmanlık Tüzüğü hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, uzmanlık eğitimi
gören asistanları, uzmanlık eğitimi vermeye yetkili kılınan kurumları ve uzmanlık
eğitimi verecek eğitim sorumlularını birer ana unsur olarak kapsamı içine alan ve bu
anlamda bütünlük arzeden bir eğitim süreci şeklinde düzenlenmiştir.
Bu
nedenle, tıpta uzmanlık eğitimi vermeye yetkili kılınan kurumlarda asistan
yetiştirmeye yetkili kılınacak eğitim sorumlularının, diğer bir deyişle klinik
veya laboratuar şeflerinin, şef yardımcılarının ve başasistanların niteliklerinin,
atama ve nakilleri ile bu kadrolar için yapılacak
sınavlara ilişkin esas ve usullerin, 1219 sayılı Kanun ve bu Kanunun 9. maddesine
dayanılarak çıkarılan Tıpta Uzmanlık Tüzüğü gereği, Sağlık Bakanlığınca
Tıpta Uzmanlık Yönetmeliği adı altında çıkarılacak yönetmelikte düzenlenmesi ve
bu yönetmeliğin, YÖK’ün uygun görüşü alınarak yürürlüğe konulması
gerekirken, Sağlık Bakanlığı tarafından Tüzüğün 36. maddesinde sözü edilen bu
Yönetmeliğin, öngörülen süre içinde YÖK’ün uygun görüşü alınmak suretiyle
çıkarılması yoluna gidilmeyip, sadece Sağlık Bakanlığına bağlı eğitim ve
araştırma hastanelerinin klinik ve laboratuar şef, şef yardımcısı ve
başasistanlarını kapsayan, buna karşılık yürürlükteki Tababet Uzmanlık Yönetmeliğinin
kapsamındaki tıpta uzmanlık eğitimi vermeye yetkili diğer kurumlara bağlı eğitim
hastanelerinin şef, şef yardımcısı ve başasistanlarını kapsam dışı bırakan,
davaya konu Eğitim Personelinin Nitelik ve Seçim Esasları Hakkında Yönetmeliğin
28.8.2003 günlü, 25213 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe
konulmasında ve ayrıca Tıpta Uzmanlık Tüzüğünün geçici 4. maddesi uyarınca yürürlükte
bulunan Tababet Uzmanlık Yönetmeliğinin eğitim personelinin nitelikleri, atanma ve
sınav usulüyle ilgili 27-38. maddelerinin yer aldığı “Eğitim Personeli”
başlıklı IV. Bölümünün yürürlükten kaldırılmasında hukuka uyarlık
bulunmamaktadır.
Her ne
kadar davalı idarece, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 41. maddesi ile 181
sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin 12. ve 43. maddelerine dayanılarak, dava konusu Yönetmeliğin yürürlüğe
konulduğu ileri sürülmekte ise de; tıpta uzmanlık eğitimi ve bu eğitime ilişkin sürecin
1219 sayılı Tababet Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda, 2547
sayılı Yükseköğretim Kanununda ve Tıpta Uzmanlık Tüzüğünde düzenlendiği ve
Sağlık Bakanlığının tıpta uzmanlık eğitimi ile ilgili düzenleme yetkisini anılan
yasal düzenlemelerden aldığı, davalı idarece dayanak olarak gösterilen yasa
maddelerinin genel anlamda yönetmelik çıkarma yetkisine ilişkin maddeler ile tıpta
uzmanlık eğitimi ile ilgisi olmayan maddeler olduğu anlaşıldığından, davalı
idarenin bu iddiasına itibar edilmesi mümkün değildir.
Buna
göre, uyuşmazlığın Sağlık Bakanlığı tarafından çıkarılan ve 28.8.2003 günlü,
25213 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Eğitim Personelinin Nitelik ve Seçim
Esasları Hakkında Yönetmeliğin, 1., 2., 3, 17., 19. maddeleri ile 6. ve 7.
maddelerinin sınavsız atamaya ilişkin fıkraları 8., 9., 10., 11., 12. ve 13.
maddeleri ve 5 Temmuz 2004 tarihli şef ve şef yardımcılığı sınavına ilişkin
kısmı yönünden Danıştay beşinci Dairesince verilen yürütmenin durdurulması
kararına yapılan itiraz istemi; yukarıda belirtilen gerekçeyle ve 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanununun değişik 27. maddesinde sayılan koşulların gerçekleşmiş
olduğu da göz önünde bulundurularak yerinde görülmemiştir.
Daire
kararının, şef ve şef yardımcılığı kadrolarına sınavsız olarak yapılan atama
işlemlerinin yürütülmesinin durdurulmasına ilişkin kısmına yönelik itiraz
istemine gelince; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2 nci maddesinin 1
inci bedninin (a) alt bendinde, iptal davasının subjektif ehliyet koşulu “menfaat
ihlali” olarak yer almışken;bu koşul 4001 sayılı Kanunla; çevre, tarihi ve
kültürel değerlerin korunması ve imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından
ilgilendiren hususlar hariç olmak üzere “kişisel hak ihlali” olarak
değiştirilmiş, ancak 2. maddenin 1. bendinin (a) alt bendi; 10.4.1996 günlü, 22607
sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.9.1995 günlü, E:1995/27,
K:1995/47 sayılı kararıyla, idari işlemlere karşı iptal davası açabilmek için,
idare hukukunun genel esaslarına aykırı biçimde, idari işlemin davacının “kişisel
hakkını ihlal” etmiş olması koşulu getirilmesinin hak arama özgürlüğünü kısıtladığı
ve birçok işleme karşı dava yolunu kapattığı, bu haliyle hukuk devleti ilkesiyle
bağdaşmadığı gerekçesiyle Anayasanın 2. ve 36. maddelerine aykırı bulunarak iptal
edilmiş, iptal nedeniyle doğan hukuksal boşluğun giderilmesi için iptal kararının
Resmi Gazete’de yayımından itibaren üç ay sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiştir.
Bakılan
davanın açıldığı tarihte sözkonusu hukuksal boşluğu dolduracak bir yasal düzenleme
getirilmemiş olmakla birlikte idari yargı yerleri içtihat yoluyla iptal davalarını açabilmek
için menfaat ilgisini aramışlardır. Ancak temyize konu kararın verildiği tarihte bu
yasal boşluk giderilmiş ve 2577 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin 1 inci bendinin (a)
alt bendi 4577 sayılı Kanunla yeniden düzenlenerek iptal davaları “idari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı
olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan”
davalar olarak tanımlanmıştır.
Dolayısıyla
iptal davasının gerek anılan maddede, gerekse içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki
nitelikleri göz önüne alındığında, idare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla
kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen idari işlemlerin ancak, bu idari
işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurabilenler tarafından iptal
davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunlu bulunmaktadır.
6023 sayılı
Türk Tabipleri Birliği Kanununun 1 inci maddesinde; Türk Tabipleri Birliğinin,
tabipler arasında mesleki deontolojiyi ve dayanışmayı korumak, tabipliğin kamu ve
kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak ve meslek mensuplarının hak ve
yararlarını korumak amacıyla kurulmuş kamu niteliğinde mesleki bir kuruluş olduğu
belirtilmiştir. Kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olan ve Anayasanın 135
inci maddesi gereğince, diğer amaçlarının yanı sıra belli bir mesleğe sahip
olanların, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini
kolaylaştırmak amacıyla örgütlenmiş olması nedeniyle, mensuplarının tümünü
ancak ortak çıkarlar doğrultusunda temsil etmek yetkisini haiz bulunan davacı Türk
Tabipleri Birliği Merkez Konseyinin, kanunla kendisine verilen görevler bakımından
Birliği temsilen genel düzenleme olan dava konusu Yönetmeliğe karşı dava açma
ehliyeti bulunmakta ise de, Birlik tüzel kişiliğini ve tabiplik mesleğini ilgilendiren
meşru ve güncel bir menfaat ilişkisi bulunmayan, ayrıca üyelerinin hak ve menfaatleri
arasında “birliktelik” olmayan, mensupların “ortak” çıkarlarını zedelemeyen,
farklı yerlerdeki ve farklı ihtisas alanlarındaki klinik ve laboratuarlara atama
yapılması nedeniyle ancak mensupların kişisel çıkarlarını etkilemesi söz konusu
olan tamamen bireysel nitelikteki şef ve şef yardımcılığı kadrolarına sınavsız
yapılan atama işlemlerine karşı subjektif anlamda dava açma ehliyeti bulunmamaktadır.
Dolayısıyla
davacı Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanlığının bireysel nitelikteki
şef ve şef yardımcılığı kadrolarına sınavsız yapılan atama işlemlerine karşı
dava açma ehliyeti bulunmadığından, Danıştay Beşinci Dairesince, söz konusu atama
işlemleri ile ilgili olarak verilen yürütmenin durdurulması kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Beşinci Dairesi kararının, dava konusu Eğitim Personelinin
Nitelik ve Seçim Esasları Hakkında Yönetmeliğin 1., 2., 3., 17., 19. maddeleri ile 6.
ve 7. maddelerinin sınavsız atamaya ilişkin fıkralarının, 8., 9., 10., 11., 12. ve
13. maddelerinin ve 5 Temmuz 2004 tarihli şef ve şef yardımcılığı sınavının yürütülmesinin
durdurulmasına ilişkin kısmına yönelik yapılan itirazın yukarıda belirtilen gerekçeyle
reddine oybirliğiyle; Danıştay Beşinci Dairesi kararının, şef ve şef
yardımcılığı kadrolarına sınavsız olarak yapılan atama işlemlerinin yürütülmesinin
durdurulmasına ilişkin kısmına yönelik yapılan itirazın kabulü ile kararın bu
kısmının kaldırılmasına oyçokluğu ile 30.12.2004 günü karar verildi.
Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu
Başkanvekili
2.
Daire Başkanı
10.
Daire Başkanı
Tansel
Çölaşan
Mustafa
Birden
Zafer
Kantarcıoğlu
11. Daire
Üyesi
2.
Daire Üyesi
10.
Daire Üyesi
Yurdagül
Dinçsoy
Kamuran
Erbuğa
Ali
Güven
11. Daire
Üyesi
8.
Daire Üyesi
8.
Daire Üyesi
Selçuk
Hondu
Şevket
Apalak
Ayla
Alkıvılcım
12. Daire
Üyesi
2.
Daire Üyesi
12.
Daire Üyesi
Yücel
Irmak
Mustafa
Yücel Özbilgin
Kenan
Atasoy
X
6. Daire
Üyesi
11.
Daire Üyesi
6.
Daire Üyesi
Sinan
Yörükoğlu
Ahmet
Hamdi Ünlü
Nazlı
Koçer
11. Daire
Üyesi
10.
Daire Üyesi
10.
Daire Üyesi
İzge
Nazlıoğlu
Ali
Öztürk
Ahmet
Başpınar
X
10. Daire
Üyesi
8.
Daire Üyesi
8.
Daire Üyesi
Orhun Yet
Dr.Tacettin
Şimşek
Yeniay
Kaya
11. Daire
Üyesi
2.
Daire Üyesi
8.
Daire Üyesi
M.Nihat
Turan
Ayfer
Özdemir
Alaattin
Öğüş
X
10.
Daire Üyesi
Kırdar
Özsoylu
KARŞI OY
X-2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin 1. bendinin (a) alt bendinde iptal
davalarının menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılabileceği öngörülmüş
iken, 4001 sayılı Kanunla anılan maddenin 1. bendi değiştirilerek (a) alt bendinde
“idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile
hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için, çevre, tarihi ve kültürel değerlerin
korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren hususlar hariç
olmak üzere, kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları “hükmüne
yer verilmiş; Anayasa Mahkemesinin 21.9.1995 günlü, E:1995/27, K:1995/47 sayılı
kararıyla, 6.1.1982 günlü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 10.6.1994
günlü, 4001 sayılı Kanunun 1. maddesiyle değiştirilen 2. maddesinin 1. bendinin (a)
alt bendinde yer alan “… kişisel hakları ihlal edenler… “ibaresi Anayasaya
aykırı bulunarak iptal edilmiş; ayrıca, iptal nedeniyle kural yapısının bozulması,
anlam yanlışlığı olasılığı ve duraksamalarla uygulama olanaksızlığına yol açabileceği
gözetilerek (a) alt bendinin iptal edilen ibare dışında kalan bölümü de aynı
kararla ve 2949 sayılı Kanunun 29/2. maddesi gereğince iptal edilmiş; 8.6.2000 gün ve
4577 sayılı Kanunun 5. maddesiyle yapılan yeni düzenleme de, iptal davaları “idari
işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı
olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan”
davalar olarak tanımlanmıştır. Bu durumda, dava tarihinde yasal boşluk henüz
giderilmemiş ise de, idare hukukunun genel ilkelerine göre iptal davası açılabilmesi
için, gerçek ya da tüzel kişiler ile dava konusu edilen işlem arasında makul ve
ciddi bir ilişkinin, diğer bir deyişle menfaat bağının bulunması gerekmektedir.
6023 sayılı
Türk Tabipleri Birliği Kanununun 1 inci maddesinde; Türk Tabipler Birliğinin tabipler
arasında mesleki deontolojiyi ve dayanışmayı korumak, tabipliğin kamu ve kişi
yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak ve meslek mensuplarının hak ve
yararlarını korumak amacıyla kurulmuş kamu kurumu niteliğinde mesleki bir kuruluş
olduğu; 2. maddesinde Birliğin hükmi şahsiyeti haiz bir teşekkül olduğu hükme bağlanmış;
4. maddesinde, “Azaların maddi ve manevi hak ve menfaatlerini korumak ve bunları
halkın ve devletin menfaati ile en iyi bir şekilde denkleştirmeye, her türlü iş
tevziinin adilane bir suretle düzenlenmesine çalışmak” Birliğin yükümlülükleri
arasında sayılmış; aynı Kanunun “Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi”
başlığını taşıyan 53. maddesinde de, Merkez Konseyinin, meslek hayatının türlü
halleri ile ilgili işlere bakmak ve bu Kanunda derpiş edilen hükümleri uygulamak
üzere kurulduğu; 54. maddesinde ise, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyinin,
Birliği dahile ve harice karşı temsil edeceği belirtilmiştir.
Türk
Tabipleri Birliğinin, dava konusu edebileceği açıkca kabul edilen Tababet Uzmanlık Yönetmeliği
ile sıkı sıkıya bağlı, anılan Yönetmelik hükümlerine göre yapılan sınavsız
atama işlemleriyle de menfaat ilgisinin kurulması kaçınılmazdır. Zira dava konusu
edilen Yönetmelik hükümleri, esasen şef ve şef yardımcılıklarına benimsenen
usulle atama yapılmasını öngörmekte olup, sınavsız atama işlemlerini yönetmelik
hükümlerinden ayırmak olanaksızdır. Sözü edilen sınavsız atama işlemleri, münferit
atama işlemlerinden farklı olarak, sadece dava konusu yönetmelik hükümlerinde
belirlenen prosedürün tamamlanması suretiyle ortaya çıkan işlemlerdir. Düzenleyici
işlemi dava konusu eden Türk Tabipleri Birliğinin, anılan düzenlemenin sonucunu,
uygulama işlemlerini dava konusu edemeyeceğinin kabulü, hukuka aykırılığı saptanan
yönetmelik uygulamasının hukuken geçerli sayılması sonucunu doğuracaktır.
Tabipliğin
kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak, üyelerinin menfaatiyle
kamu yararını denkleştirmekle görevli Türk Tabipleri Birliğinin, ilgili mevzuat hükümleri
ihmal edilip bir kısım meslek mensuplarını ayrıcalıklı konuma yükselten yönetmeliğe
dayalı sınavsız atama işlemlerini irdeleyip dava konusu etmesi, üstlendiği görevin
doğal bir sonucudur.
6023 sayılı
Kanunun yukarıda sözü edilen hükümleri ve yapılan değerlendirmeler karşısında,
davacı Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyinin, Birlik üyelerinin hukukunu korumak
amacıyla dava açabileceğinin, düzenleyici işlemlerin yanı sıra, bu düzenleyici işlemlerin
uygulama işlemleri olan sınavsız atama işlemlerine
karşı da dava açma ehliyetinin varolduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, 6023
sayılı Kanun ile verilen görevler bakımından, Birliği temsilen Merkez Konseyinin bu
davayı açmakta menfaatinin ve dolayısıyla dava açma ehliyetinin bulunduğu
anlaşılmaktadır.
Bu
nedenle, Danıştay Beşinci Dairesi kararının şef ve şef yardımcılığı
kadrolarına yapılan atama işlemlerinin yürütülmesinin durdurulmasına ilişkin
kısmına yönelik itiraz isteminin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun değişik
27. maddesinde sayılan koşulların gerçekleşmiş olduğu göz önünde bulundurularak
reddi gerektiği oyuyla, çoğunluk kararına karşıyız.
Başkanvekili
12.
Daire Üyesi
11.
Daire Üyesi
Tansel
Çölaşan
Yücel
Irmak
Ahmet
Hamdi Ünlü
11.
Daire Üyesi
2.
Daire Üyesi
İzge
Nazlıoğlu
Ayfer
Özdemir