Yürütmenin
Durdurulması İstemlidir
DANIŞTAY
BAŞKANLIĞI’NA
ANKARA
DAVACI
:Türk
Tabipleri Birliği
VEKİLİ
:Av.Mustafa
Güler – Av.Ziynet Özçelik
Strazburg Caddesi 28/28 Sıhhiye 06430 Ankara
DAVALI
:Maliye
Bakanlığı - Ankara
T.KONUSU
:Resmi
Gazetenin 02.04.2004 tarih ve 25421 sayılı nüshasında yayımlanarak yürürlüğe
girmiş olan 8 sıra numaralı Tedavi Yardımı konulu 2004 yılı Bütçe Uygulama
Talimatının bazı maddelerinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemidir.
YAYIM
TARİHİ
:02.04.2004
AÇIKLAMALAR
Resmi
Gazetenin 02.04.2004 tarih ve 25421 sayılı nüshasında yayımlanarak yürürlüğe
girmiş olan 8 sıra numaralı Tedavi Yardımı konulu 2004 yılı Bütçe Uygulama
Talimatı ile tedavi yardımına ilişkin (4) sıra nolu 2004 Mali Yılı Bütçe Uygulama
Talimatının bazı maddeleri değiştirilmiş, kimi maddeleri de kaldırılmıştır.
Anılan değişikliğin ilaçların reçete edilmesinde hekimler arasında uzman hekim –
pratisyen hekim (diğer hekimler) ayrımı yapan maddeleri hukuka aykırı olmakla
aşağıdaki sebeplerle bu düzenlemelerin yürütülmesinin durdurulması ve iptaline
karar verilmesini talep ediyoruz.
İPTAL
SEBEPLERİ
A-Genel Olarak
Hukukumuzda
mevcut düzenlemelerin hiçbirinde ilaç ve tıbbi malzemeyi reçete edecek/uygulayacak
hekimler arasında bir ayrım yapılmamış ve ayrım yapılmasına olanak da
tanınmamıştır. Bu nedenle davalının hazırladığı talimatnamede iptalini
istediğimiz hükümlerle getirilen ayrımın
yasal dayanağı ve İdarenin böylesi bir düzenlemeyi yapma yetkisi bulunmamaktadır.
Ayrıca 1219
sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun 8.maddesi; “Türkiye’de
hekimlik yapmak için bu yasada gösterilen nitelikleri haiz olanların genel olarak
hastalıkları tedavi hakkı vardır” hükmü ile 1.maddesi; “Türkiye Cumhuriyetinde
hekimlik yapmak ve her ne suretle olursa olsun hasta tedavi edebilmek için Türkiye Tıp
Fakültesinden diploma almak ve Türk olmak gereklidir” hükmü karşısında, yasada gösterilen
nitelikleri taşıyan Tıp Fakültesi mezunu pratisyen hekimin hasta tedavi ve dolayısı
ile reçete düzenleme yasal yetkisinin, hiçbir merci tarafından
sınırlandırılamayacağı kesindir.
Aynı
şekilde 19.2.1960 gün ve 4/12578 Sayılı Tıbbi Deontoloji Tüzüğü'nün 6.maddesinde
de:
"Tabip(...),
sanat ve mesleğini icra ederken,hiçbir tesir ve nüfuza kapılmaksızın,
vicdanı ve mesleki kanaatına göre hareket eder. / Tabip(...), tatbik edeceği tedaviyi
tayinde serbesttir."
denilerek
hekimlerin, uygulayacakları tedaviyi tesbit ederken sadece mesleki bilgisi ve vicdanı
ile sınırlanmış olduğunu belirtmektedir. Belirtilen mevzuatta uzmanlıkla reçete
yazma arasında hiçbir bağlantı kurulmamıştır. Bilindiği üzere, reçete yazmak
tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.Hastalıklara teşhis koyma hakkına sahip olan
hekimin o hastalığı tedavi için gerekli ilaçları reçete etme yetkisinin olmadığının
kabulü mümkün bulunmadığı gibi talimat düzeyindeki bir düzenleme ile üst hukuk
normlarına aykırı düzenleme yapılması da hukuka aykırıdır.
B-Talimatın
Hekimler arasında Ayrım Yapan Hükümleri Hukuka Aykırıdır
Dava konusu
Talimat bilimsel dayanaktan yoksundur. Depresyon, migren, akut ağrı,baş dönmesi gibi pratisyen hekimlerin
yetkili ve görevli olduğu birinci basamakta tedavi edilebileceği ulusal ve
uluslararası literatürle kabul edilen bir çok hastalığın tedavisinde kullanılan ilaçların
reçete edilme yetkisinin uzman tabiplere ait olduğu düzenlenerek, pratisyen hekimlerin
hasta tedavi yetkileri kısıtlanmıştır.
Toplumda görülme
sıklığı fazla olan ve Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı “Birinci
Basamağa Yönelik Tanı ve Tedavi Rehberi”nde yer alan, pratisyen hekimlerin bilimsel
olarak tedavi hak ve yetkileri olan hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların,
reçeteye yazma yetkileri kısıtlanmakta ve münhasıran uzman tabiplere verilmektedir.
Dava konusu
Talimatın 9. maddesi ile getirilen değişiklik ile 4 sıra numaralı Talimatın “12.7.3.
Antidepresanlar ve Antipsikotiklerin Kullanım İlkeleri” aşağıda belirtilen şekilde
değiştirilmiştir:
“Atipik
Antipsikotikler ile (Klozapin, Olanzapin, Risperidon, Amisülpirid, Ketiapin, Ziprasidon)
tedaviye mutlaka nöroloji veya erişkin/çocuk psikiyatri
veya adı geçen uzmanların olmadığı yerlerde aile hekimliği
uzmanınca başlanacaktır. Yeni Nesil Antidepresanlar (SSRI vb.) ile tedaviye ise uzman
hekimlerce ( 3 ayı geçmemek üzere diğer hekimlerce de) başlanacaktır. Uzman hekim reçetesinde
belirtilen doz ve süre tamamlanıncaya kadar, bu tür ilaçlar rapor şartı
aranmaksızın diğer hekimlerce de tekrar reçete edilebilir.”
Türkiye
Psikiyatri Derneği tarafından konu ile ilgili olarak oluşturulan görüşte de
belirtilmiş olduğu üzere “a)100.000 kişi
başına düşen toplam psikiyatri uzmanı sayısı dünya ortalamasının altında olan ve uzmanların ülke genelinde
dağılımı da homojen olmayan ülkemizde, bu
bütçe uygulama talimatı bir yandan psikiyatrik
hastaların sağlık hizmetine ulaşımını engellemek, öte yandan da sürdürüm
tedavisi için de psikiyatri uzmanının her bir hastasına ayırdığı zamanın azalması ve dolayısıyla
psikiyatrik sağlık hizmetinin niteliğinde
bir düşme anlamına gelmektedir.
b)
Bilindiği
gibi tıpta uzmanlık öğrencilerinin, eğiticilerin gözetimi altında eğitiminin bir yönü de, yatan ya da ayaktan hasta
tedavisidir. Bu bütçe uygulama talimatı
uzman olmadıkları için, uzmanlık öğrencilerinin
de reçete yazamamaları sonucunu getirmektedir ki, yalnız günümüzdeki hasta tedavisinde değil, uygulamalı
eğitimde yol açacağı gerileme nedeniyle
geleceğin mesleki uygulamalarında nasıl bir
zedelenmeye yol açacağını öngörmek zor olmayacaktır.
c)
Psikiyatri uzmanı olmayan hekimlerin yazmasına izin verilen trisiklik antidepresan grubu, yan etkileri yüksek, doz aşımında
yaşamsal tehlike içeren, bir hasta için kullanımında bu nedenle uzmanlık becerisi gereken ilaçlardır. Oysa yeni kuşak antidepresanların güvenlik sınırları daha geniştir. Bu
bütçe uygulama talimatı, bir yandan
hastaların tedavi olanaklarını kısıtlarken bir yandan da onları yaşamsal risk altında bırakmaktadır.
d)
İlaçların
sınıflandırılması hiçbir zaman fiyatları ölçüt alınarak yapılmamalıdır.
e)
Öte yandan, Talimatın ilgili çizelgesinde
etken maddesi fluoksetin ve sertralin olan ilaçların
"cinsel işlev bozukluğu endikasyonu için
üroloji uzmanlarınca yazılabileceği" belirtilmektedir.
Bu ilaçların erkek cinsel işlevlerinden istek ve sertleşmede olumsuz yan etkileri vardır. Cinsel işlev bozuklukları
olan kişilerde bu ilaçların kullanımı tıbben uygun değildir. Başka ilaçların asıl endikasyon alanı
dışında tedavi amacıyla kullanımında (örneğin
antiepileptiklerin duygu durum düzenleyicisi olarak kullanımında) Sağlık
Bakanlığı'nca endikasyon verilmiş olması şart
koşulurken, dünyanın hiçbir ülkesinde
cinsel işlev bozukluğu için tıp ve ruhsatlandırma bakımından endikasyon tanımı yokken bu ilaçlara böyle
bir izin verilmesinin tıbbi, bilimsel, yönetsel nedenleri anlaşılamamıştır.
Öte yandan bu ilaçların endikasyon,
kontrendikasyon ve yan etkileri üroloji eğitimi ve uygulamasında
yer almamaktadır. Bu bağlamda ürologların da kendi
dallan dışında (psikiyatri alanında) pratisyen hekim sayılmaları gerektiği düşünülürse,
bütçe uygulama talimatında ürologlara bu ilaçları
yazma izni verilmesi tarafımızdan bir tutarsızlık
olarak anlaşılmıştır.
f)
Antipsikotik ilaçların,
nörolojik hastalıklarda da kullanım
endikasyonu
bulunmaktadır. Bu uzmanlık dalına, psikiyatri uzmanı
bulunmayan hastanelerde
psikiyatrik hastalara da antipsikotik
ya da antidepresan yazma yetkisi tanınırken,
psikiyatri uzmanı bulunan hastanelerde nörolojik
olgular için de psikiyatri uzmanı görüşü
alma zorunluluğu getirilmektedir.
g)
Her ne kadar sayıca az
ve olasılığı düşükse de (bir dönem ya da sürekli olarak) psikiyatri uzmanı bulunan
ama nöroloji uzmanı bulunmayan bir hastanede bu
kurallara göre, psikiyatri ve nöroloji
ilaçlarının nasıl yazılacağı konusu belirsizdir.
h)
Bu
kurallar kendi içinde ciddi bir tutarsızlık taşımakta oluşu yanında hem psikiyatri uzmanının iş yükünü, hastane içi bürokrasiyi artırmakta, hem de hizmet niteliğini düşürmektedir.”
Ayrıca, Aile
Hekimliği uzmanlığı psikiyatri alanında pratisyen hekimlikten ne daha yoğun bilgi
birikimine sahip olmayı ne de daha çok vaka görmeyi gerektirmektedir. Bu yönüyle
depresyon tedavisinde aile hekimleri ile pratisyen hekimler arasında bir fark
bulunmamasına karşın nörolog veya psikiyatrların bulunmadığı birimlerde aile
hekimlerine üstünlük tanınmasını gerektiren hiçbir bilimsel temel bulunmamaktadır.
Bütün
bunlardan başka madde düzenlemesinde yeni nesil antidepresanlar ile ilgili olarak
bütün uzman hekimler yetki sahibi iken pratisyen hekimlerin yetkisiz kılınmış
olmasının da hiçbir bilimsel açıklaması bulunmamaktadır. Depresyon tedavisinde
örneğin bir mikrobiyoloji uzmanının pratisyen hekimden üstün bir bilgisi veya
tecrübesi bulunmamaktadır. Aksine vaka görme bakımından pratisyen hekim uzmanlık
alanlarına göre birçok hekimden daha çok vaka görmekte ve tedavisine başlamaktadır.
Bir yandan Sağlık Bakanlığı Dünya Sağlık Örgütü ile işbirliği yaparak “Birinci
Basamakta Depresyon Tanı ve Tedavisi” programı uygulamakta öte yandan Maliye Bakanlığı
birinci basamak hekiminin depresyon tedavisi yapmasını tümüyle engellemeye çalışmaktadır!
Heparinler
Talimatın
12. maddesi ile 4 seri numaralı Talimatın “Düşük Molekül Ağırlıklı
Heparinlerin Kullanım İlkeleri “ başlıklı 12.7.6 maddesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir:
“Bu ilaçlar
uzman hekimlerce reçete edilir, ancak sağlık kurulu raporu olması halinde
diğer hekimler tarafından da yazılabilir. Yatan hastalarda ve acil müdahale gerektiren
durumlarda acil servislerde rapor aranmaz. ”
Heparin,
kandaki pıhtıyı yok etmek, kanın akışkanlığını arttırmak için kullanılan
pıhtı parçalayıcı ilaçların etken maddesidir. Bu yönüyle, bu tür ilaçlar
birçok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Hiçbir klinik uygulaması olmayan
uzmanlık alanlarına dahi tanınmış olan heparin içeren ilaçların pratisyen ekimler
tarafından reçete edilememesi hekimin tedaviyi tayin hakkına aykırı olmasının yanı
sıra hastanın tedaviye erişimi önünde de büyük bir engel oluşturmaktadır. Bu açıdan
da anılan düzenleme 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına
Dair Kanun ve Tıbbi Deontoloji Tüzüğü hükümlerine aykırıdır.
Triptanlar
Talimatın
22. maddesi ile 4 seri numaralı Talimatın “Triptanların Kullanım İlkeleri”
başlıklı 12.7.20. maddesinde aşağıdaki değişiklik yapılmıştır:
“Migrende
kullanılan sumatriptan, eletriptan, zolmitriptan ve naratriptanın oral formları uzman
tabipçe reçete edilir. Sağlık
kurulu raporu varsa diğer hekimler tarafından da yazılabilir.”
Triptan,
migren tedavisinde kullanılan ilacın etken maddesidir. Tripten içeren ilaçlarla migren
tedavisinin pratisyenler dışarıda tutularak diğer bütün uzmanlara açılmasının hiçbir
bilimsel temeli bulunmamaktadır. Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ve birinci
basamak sağlık kuruluşlarına gönderilen tanı ve tedavi rehberlerinde de pratisyen
hekimlerin bütün başağrılarında tedavi hususunda yetkili oldukları belirtilmiş
iken Talimatta aksine düzenleme yapılmış olması da dikkat çekicidir.
Celecoxip,
rofecoxip, etericoxip ve voldecoxip etken madde içeren ilaçlar
Talimatın
24. maddesi ile 4 seri nolu Talimatın “15. İlaç Bedellerinin Ödenmesi” başlıklı
bölümünün 15.6 ncı ve 15.7 nci maddeleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
“15.6.
Celecoxip, rofecoxip, etericoxip ve voldecoxip etken madde içeren ilaçlar,
prospektüslerinde yer alan endikasyonlar için öngörülmesi kaydıyla bedelleri
ödenecektir. Bu amaçla sevk kağıdı/reçete üzerinde teşhis mutlaka belirtilecektir.
Bu grup ilaçlar uzman tabipçe reçete edilir. Ancak, sağlık kurulu raporu varsa
diğer hekimler tarafından da yazılabilir.”
“15.7.
Gingo biloba ihtiva eden ilaçlar uzman tabipçe reçete edilir. Ancak, sağlık kurulu raporu varsa diğer
hekimler tarafından da yazılabilir.”
Madde düzenlemesinde
belirtilen Celecoxip, rofecoxip, etericoxip ve voldecoxip etken madde içeren ilaçlar
akut ağrı, kireçlenme, romatizma, vb. hastalıklarda kullanılan; özellikle mide ile
ilgili yan etkisi diğer ağrı kesicilere oranla çok düşük olan ilaçlardır.
Gingo biloba
ise baş dönmesi, kulak çınlaması, bunama gibi rahatsızlıkların tedavisinde destek
tedavi olarak kullanılır.
Çok geniş
kullanım alanı olan anılan etken madde içeren ilaçların yine bütün uzman hekimler
tarafından reçete edilebilmesi ancak pratisyen hekimlerin bunları reçete edememesi,
üst hukuk normlarına aykırı olmasının yanı sıra hastaların tedaviye kolay
erişiminin önünde de engel oluşturmaktadır.
Dava konusu
Talimatın 30. maddesi ile 4 seri numaralı Talimatın “ANTİBİYOTİK REÇETELEME
KURALLARI” (EK-2/A) listesinde yer alan kimi antibiyotiklerin reçete edilmesinde değişiklikler
yapılmış olup, yanında “UD” kaydı bulunan ilaçların ayaktan tedavide uzman
hekimlerce yazılabileceği kurala bağlanmıştır. Talimatın 22-58-69 sıra
numaralarında belirtilen antibiyotiklerin sadece uzman hekim tarafından reçete
edilebileceğine yönelik değişiklik yapılmıştır.
Bütün
ilaçlarda olduğu gibi antibiyotiklerin de akılcı kullanımının sağlanmasının bir
gereklilik olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Ancak akılcı antibiyotik kullanımının
sağlanması kimi antibiyotiklerin pratisyen hekimler dışındaki bütün uzmanlar tarafından
reçete edilebileceği yönündeki düzenleme ile sağlanması söz konusu değildir.
Talimatın 22 sıra numarasında belirtilen Sefuroksim (Parenteral), 58 sıra numarasında
belirtilen Streptomisin ve 69 sıra numarasında belirtilen Nafsilin etken maddeli
antibiyotikler pratisyen hekimler tarafından da tedavisi yapılan birçok hastalıkta
kullanılan yaygın antibiyotikler arasındadır. Bu antibiyotiklerin hiçbir ayrım
yapılmaksızın bütün uzmanlar tarafından reçete edilebilmesine karşın pratisyen
hekimler tarafından reçete edilememesi bilimsel olarak hiçbir temele dayanmadığı
gibi hizmet gerekleri ile kamu yararına da aykırıdır.
Tüberküloz
ilaçları
Dava konusu
Talimatın 30. maddesi ile 4 sıra numaralı Talimatın tüberküloz ilaçları ile ilgili
kısmında da değişiklik yapılmış ve bu hastalığın tedavisinde kullanılan birçok
ilacın yine ayrım yapılmaksızın uzman hekimler tarafından reçete edebileceğine
dair düzenlemeye gidilmiştir.
13.ANTİTÜBERKÜLOZ
İLAÇLAR |
||
130 |
Etambutol (İzonikotinik
Asit Hidrazidi ile kombinasyonları dahil) |
UD |
131 |
İzoniazid (B6
Vitamini, Rifampisin ve Etambutol kombinasyonları dahil) |
UD |
132 |
P-Aminosalisilik
asit ve tuzları |
UD |
133 |
Pirazinamid |
UD |
134 |
Etionamid |
UD |
135 |
Sikloserin |
UD |
136 |
Tiasetazon |
UD |
137 |
Morfozinamid |
UD |
138 |
Protionamid
|
UD |
139 |
Rifabutin |
UD |
140 |
Rifampisin |
UD |
141 |
Streptomisin |
UD |
Tüberküloz
(verem) hastalığı, bulaşıcı olma özelliği de dikkate alınarak 1593 sayılı Umumi
Hıfzıssıhha Kanununun 113-121. maddelerinde özel olarak düzenlemeye tabi tutulmuştur.
Gerçekten de, toplum açısından ciddi risk içeren tüberküloz hastalığının bütünüyle
ortadan kaldırılabilmesi için Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren büyük çaba
gösterilmiş; Ülkenin her yanına yayılmış Verem Savaş Dispanserleri ve Sağlık
Ocakları aracılığıyla bu hastalığın ortadan kaldırılmasına yönelik büyük başarı
kazanılmıştır. Şimdi ise bu başarının sahibi pratisyen hekimler verem hastalığı
ile mücadelede engellenmekte, hastalığın tedavisinde kullanılacak ilaçların reçete
edilmesine uzman hekimler yetkili kılınmaktadır. Dikkat edilirse bu uzmanların tüberküloz
hastalığı ile ilgili dalın uzmanı olması koşulu aranmamış; herhangi bir dal
uzmanı olması yeterli sayılmıştır. Düzenlemenin bu haliyle uygulanmasında Verem
Savaş Dispanserinde çalışan pratisyen hekimin hastalığın tedavisinde uygun gördüğü
örneğin Streptomisin etken maddeli ilacın reçete edilebilmesi için veremli hastanın
uzman hekime ulaşması gerekecek; tüberküloz hastası anılan ilacı yazdırabilmek için
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Anatomi Uzmanı, Radyoloji Uzmanı, Ortapedi
Uzmanı, vb. hekime de ulaşması
gerekecektir. Bunun hukuka aykırılığı bir yana hiçbir bilimsel mantığı
bulunmamaktadır.
C-Ortak Açıklamalar
Ülkemizde
bir yandan sağlıkta sevk zinciri uygulamasına geçildiği ve hastaların öncelikle
birinci basamak tedavi kuruluşlarına başvurmasının özendirildiği iddia edilirken
öte yandan birinci basamak sağlık kuruluşlarının tedavi olanakları
zayıflatılmakta; bir yandan ikinci basamakta hasta yığılması olduğu ve bunun
çözülmesi gerektiği belirtilmekte öte yandan hastalar sırf ilaçlarını alabilmek için
ikinci basamak sağlık tesislerine yönlendirilmektedir.
Talimatın
dava konusu yapılan ve iptali istenen bütün düzenlemelerde uzman hekim ve diğer
hekimler şeklinde ayrım yapılmaktadır. Oysa yukarıda da kısmen belirtmiş olduğumuz
madde düzenlemelerinde uzman olarak belirtilen hekimler hastalıkların türlerine göre
ilgili uzman şeklinde tanımlanmış değildir. Herhangi bir uzman hiçbir kısıtlamaya
tabi olmaksızın bütün hastalıklara ilişkin her türlü ilacı reçete edebilir iken
diğer hekimler şeklinde nitelendirilen pratisyen hekimler tedaviyi tayin noktasında
kısıtlanmaktadır. Belirtilmelidir ki bütün hekimler öncelikle pratisyendir. Sonrasında
bazı hekimler kimi alanlarda bilgi ve deneyim sağlayarak uzman olurlar. Uzman hekimler bütün
hastalıkların uzmanı olmayıp sadece ilgili dalın uzmanıdır. Bu açıdan
bakıldığında, pratisyen hekimlerin genel olarak bütün hastalıklarla karşılaşma
sıklığının herhangi bir uzmanın karşılaşma sıklığından daha fazla olacağı
kesindir. İlgili uzmanın ise, uzmanlığı ile ilgili alanda pratisyen hekimden daha
deneyimlidir. Oysa Talimatın dava konusu edilen düzenlemeleri bu yaklaşımdan tamamen
uzaktır. Talimatın bu düzenlemelerine göre farmakoloji uzmanı, biyokimya uzmanı,
anatomi uzmanı gibi hiç hasta görmeyen kliniği olmayan dalların uzmanlarının dahi
reçete edebildiği ilaçların pratisyen hekimler tarafından reçete edilmesi kısıtlanmaktadır.
Böyle bir yaklaşımın kabulü mümkün değildir.
Sağlık
tesislerine başvuran hastalar, bu haksız ve bilime aykırı uygulama sonucu, ilk
başvurduğu ve hastalığına tanı koyan pratisyen hekim tarafından tedavi
edilemeyecek, reçetesinin yazılması için ayrıca uzman hekime muayenesi gerekecektir.
Kurumun tasarruf iddiası ile yaptığı düzenleme, hastaların oyalanmasına, yersiz
zaman ve işgücü kaybına ve pratisyen hekimin müdahalesi ile iyileşmesi mümkün
hastanın tekrar kuyruklarda beklemeye ya da heyet raporu almaya zorlanarak, tedavisinin
zamanında yapılmaması sonucu, ciddi ve geri dönüşü olmayan sağlık zararlarına
yol açıcıdır. Ayrıca bu uygulama ile hekim görevini eksik yapmaya zorlanarak vicdani
ve cezai sorumluluk altına sokulmaktadır. Bilindiği üzere, hekimin gerekli ve yeterli
tedavi hizmeti sağlamaması durumunda, doğabilecek sağlık zararlarından TCK 455 ve
459.maddeleri ile TCK 230.maddeleri kapsamında sorumluluğu bulunmakta, aynı zamanda
gerek idari, gerek meslek odası nezdinde disiplin soruşturmasına uğraması söz konusu
olmaktadır. Anayasal olarak “suç sayılan emre” ve mesleki-vicdani sorumluluk yükünü
üstlenmeye, “tasarruf” gerekçesiyle hekimin
zorlanması haksızdır.
Bu
durumda, hastayı tedavi görev ve yetkisi olan hekimin insani, mesleki ve cezai sorumluluğu
karşısında, hekimlere dayatılan talimat-tebliğin hukuka ve hakkaniyete
aykırılığı bellidir. Anayasal “sosyal devlet” ilkesi ile “sağlıklı yaşam
hakkı” güvencesine aykırı dava konusu işlem, hiçbir bilimsel ve hukuki dayanağı
olmamakla, kamu yararına açıkça aykırıdır.
Her ne kadar
yapılan düzenleme “tasarruf” gerekçesine dayandırılmakta ise de, hasta
mağduriyetine yol açıcı inzibati kural ve tedbirlerle ilaç savurganlığını
engelleme anlayışının meşru kabul edilemeyeceği bellidir. Hekimlerin yasal yetkileri
ile hastaların Anayasal güvence altındaki yaşam ve sağlık temel haklarını ihlal
eden düzenleme sonucu, bir hastanın tedavisinin dahi engellenmesi kabul edilebilir
değildir. Birinci basamakta pratisyen hekimlerce tedavisi mümkün hastaların, uzmanlara
yönlendirilmesi ile bilimsel tıbbi sevk zinciri anlamsız, pratisyen hekimler işlevsiz,
uzman hekimler yersiz iş yüküne maruz bırakılarak, hastalar zamanında ve nitelikli
tedavi şansından mahrum bırakılmakta, toplum sağlığı tehdit edilmektedir. Düzenlemeye
dayanak gösterilen sebep ve sonucu kamu sağlığında meydana gelecek zarar düşünüldüğünde
konusu hukuka aykırıdır. Kamu sağlığına zarar verici bir düzenlemenin, “tasarruf”
sebep ve amacı ile yapılmasının haklı ve meşru olmadığı açıktır. Hiçbir kurum ve kişinin, bireylerin sağlıkları
üzerinden tasarruf hakkı ile kamu sağlığına zarar verici düzenleme yapma yetkisi,
temel hak ve özgürlükler temelinde demokratik ve sosyal devlet anlayışı içinde
bulunmamaktadır.
Dava konusu düzenleme,
üst hukuk normlarına aykırı olmasının yanı sıra sebep, konu ve amaç yönlerinden açıkça hukuka aykırıdır ve
iptali gerekmektedir.
İptali
Talep Edilen düzenlemeler
Dava konusu
Talimatın,
·
9.
maddesi ile getirilen değişiklik ile 4 sıra numaralı Talimatın “12.7.3.
Antidepresanlar ve Antipsikotiklerin Kullanım İlkeleri” başlığı altındaki düzenlemenin “adı geçen uzmanların olmadığı yerlerde
aile hekimliği uzmanınca başlanacaktır. Yeni Nesil Antidepresanlar (SSRI vb.) ile
tedaviye ise uzman hekimlerce ( 3 ayı geçmemek üzere diğer hekimlerce de)
başlanacaktır. Uzman hekim reçetesinde belirtilen doz ve süre tamamlanıncaya kadar,
bu tür ilaçlar rapor şartı aranmaksızın diğer hekimlerce de tekrar reçete edilebilir.”
kısmının,
·
12.
maddesi ile 4 seri numaralı Talimatın “Düşük Molekül Ağırlıklı Heparinlerin
Kullanım İlkeleri “ başlıklı 12.7.6 maddesinde yapılan değişikliğin “Bu
ilaçlar uzman hekimlerce reçete edilir,” kısmının,
·
22.
maddesi ile 4 seri numaralı Talimatın “Triptanların Kullanım İlkeleri”
başlıklı 12.7.20. maddesinde yapılan değişikliğin “Migrende kullanılan
sumatriptan, eletriptan, zolmitriptan ve naratriptanın oral formları uzman tabipçe
reçete edilir.” cümlesinin,
·
Talimatın
24. maddesi ile 4 seri nolu Talimatın “15. İlaç Bedellerinin Ödenmesi” başlıklı
bölümünün 15.6 ncı maddesinde yapılan değişiklik içindeki “Bu grup ilaçlar
uzman tabipçe reçete edilir.” cümlesinin,
·
Talimatın
24. maddesi ile 4 seri nolu Talimatın “15. İlaç Bedellerinin Ödenmesi” başlıklı
bölümünün 15.7 nci maddesinde yapılan değişiklik içindeki Gingo biloba ihtiva
eden ilaçlar uzman tabipçe reçete edilir.” cümlesinin,
·
30.
maddesi ile 4 seri numaralı Talimatın “ANTİBİYOTİK REÇETELEME KURALLARI”
(EK-2/A) listesinde yapılan değişikliğin 22 sıra numarasında belirtilen Sefuroksim
(Parenteral), 58 sıra numarasında belirtilen Streptomisin ve 69 sıra numarasında
belirtilen Nafsilin etken maddeli antibiyotiklerin sadece Uzman Doktor tarafından
yazılabileceğine ilişkin kısmının,
·
30.
maddesi ile 4 sıra numaralı Talimatın antitüberküloz ilaçlar başlığı altında
sadece uzman doktorlar tarafından reçete edilebileceği belirtilen 130-141 sıra
numarasında belirtilen ilaçları içeren düzenlemenin yürütmesinin durdurulması ile
iptalini talep ediyoruz.
Dava konusu düzenlemeler
açıkça hukuka aykırı ve telafisi imkansız
zarara yol açıcıdır.
Hastaların
tedavisini engelleyen, hekimleri haksız hukuki ve vicdani sorumluk altında bırakan düzenleme,
KAMU SAĞLIĞI; dolayısı ile KAMU YARARI açısından telafisi imkansız zarara yol açıcıdır.
İ.Y.U.Y.
27.maddesinde düzenlenen AÇIKÇA HUKUKA AYKIRILIK ve TELAFİSİ İMKANSIZ ZARARA YOL AÇMA
koşulları bir arada bulunduğundan, “Sağlık Bakanlığı Birinci Basamağa Yönelik
Tanı ve Tedavi Rehberi” ile bilimsel görüşler de dikkate alınarak, öncelikle ve
ivedilikle davalı idare savunması beklenmeksizin dava konusu düzenlemenin YÜRÜTMESİNİN
DURDURULMASI’na karar verilmesini talep ediyoruz.
HUKUKSAL
NEDENLER :1219 sayılı Tababet ve Şuabatı
Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği
Kanunu, Tıbbi Deontoloji Tüzüğü, Sağlık Bakanlığı Birinci Basamağa Yönelik Tanı
ve Tedavi Rehberi, İ.Y.U.Y. ,ilgili mevzuat.
DELİLLER
:Bilimsel
görüşler, gerekli görüldüğünde bilirkişi incelemesi, ve diğer yasal deliller.
SONUÇ
VE İSTEM
:Açıklanan nedenlerle Resmi Gazetenin
02.04.2004 tarih ve 25421 sayılı nüshasında yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan 8
sıra numaralı Tedavi Yardımı konulu 2004 yılı Bütçe Uygulama Talimatının,
iptaline, bu
düzenlemeler açıkça hukuka aykırı ve telafisi imkansız zarara yol açıcı
olduğundan öncelikle ve ivedilikle yürütmesinin durdurulmasına,
yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı idareye
yüklenmesine karar verilmesini saygılarımla
ve vekaleten talep ederim.01.06.2004
Davacı
Vekili
Eki:-Vekaletname
örneği
-İptali
istenen düzenleme örneği.
-Türkiye
Psikiyatri Derneği görüşü
-T.C.Sağlık
Bakanlığı Birinci Basamağa Yönelik Tanı ve Tedavi Rehberleri