| Açıklama |
|
Sayın Yetkili;
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nca
hazırlanan "TC. Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Politika Belgesi II" başlıklı
taslak metin'de; Türkiye'nin iş sağlığı ve güvenliği konusunda 2009-2013
döneminde ulaşılması planlanan hedeflerden bazıları; İSG Kanunu'nun yürürlüğe
girmesi ve ilgili mevzuat çalışmalarının tamamlanması, iş kazası oranının %20
azaltılması ve beklenen ancak tespit edilememiş meslek hastalığı vaka sayısı
tespitinin %500 arttırılması olarak belirlenmiştir. Taslak metinde 'SGK
istatistiklerine göre 2007 yılında Türkiye'de 80.602 iş kazası, 1.208 meslek
hastalığı vakası meydana gelmiş, bunların 1.044'ü ölümle sonuçlanmıştır'
denilmekte, ayrıca 'SGK istatistiklerine göre 2007 yılında meydana gelen iş
kazalarının % 32.4'ü 1-9 işçi çalıştıran işyerlerinde, % 29'u 10-49 işçi
çalıştıran işyerlerinde, % 21.3'ü 50-250 işçi çalıştıran işyerlerinde yani iş
kazalarının toplam olarak % 82.7'si KOBİ'lerde meydana gelmektedir' şeklinde
bilgi verilmektedir.
SGK'nın 2007 yılı istatistiklerini de göz önüne
alarak; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş
Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan "İşyeri
Sağlık ve Güvenlik Birimleri ile İşyeri Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri
Hakkında Yönetmelik" taslağı ile ilgili görüş ve kaygılarımı sizinle
paylaşmak istiyorum :
-
Öncelikle işçi sağlığı ve iş
güvenliği alanında ülkemizdeki hizmet organizasyonunu düzenleyen ve uygulamayı
gösterip biçimlendiren bir yasa çıkarılmadan bu yönetmeliğin yürürlüğe sokulmak
istenmesi, yasama ve yürütme mantığına uygun olmayıp uygulamada hukuki sorunlar
doğuracaktır.
-
Hazırlanan bu yönetmelik taslağıyla
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 50'nin altında işçi çalıştıran işyerlerinde
işçi sağlığı ve güvenliğine ilişkin bir organizasyon içine girmekten ısrarla
kaçınmaktadır. Ülkemiz çalışma yaşamının temel sorunu olan kamu ya da özel
sektör ayırımı gözetmeksizin tüm işyerlerinde, çalışanların mesleki sağlık ve iş
güvenliğini kapsayacak bir düzenleme yapılması tercih edilmemiş, buna karşılık
taslağın kapsam maddesinde "devamlı olarak en az 50 isçi çalıştıran
işyerlerini kapsar" şeklinde sınırlandırıcı bir düzenleme getirilerek,
çalışanların yarıdan fazlası bir kez daha İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği
hizmetlerinin dışında bırakılmıştır.
-
İş kazaları ve meslek hastalıkları
ile işe bağlı hastalıkların 2007 yılı SGK istatistiklerine göre "50'nin altında
çalışanı olan işyerlerinde" meydana geldiği, bu işyerlerinin ülkemizin % 98'ni
ve çalışanların % 62'ni oluşturduğu gerçeğine ve bu alanın bilimsel olarak
mutlak iş sağlığı ve güvenliği kapsamı altına alınması tespitlerine karşın; yeni
taslakta 'Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri' kanalıyla hizmetin dışarıdan satın
alınması ve taşeronlaştırılmasıyla; işyeri bünyesinde bir 'sağlık birimi'
kurularak tam süreli işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı bulundurulması
zorunluluğu, halen yürürlükte olan mevzuattaki 50 sayısından 500 ile 1000
çalışan sınırına çekilerek, bu yükümlülük tüm işyerleri içinde % 0.5'e
daraltılmıştır. Bu durumda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın 5 yıllık
dönem içinde iş kazalarının % 20 oranında azaltılması ve meslek hastalığı tespit
oranının % 500 arttırılması hedefinin hiç bir bilimsel ve politik dayanağı
kalmamıştır.
-
İşyeri hekimi, iş güvenliği
mühendis ve uzmanı, işyeri hemşiresi ve işyeri sağlık memuru görevlerini ifa
ederken işyerinde sürekli bulunması, ILO sözleşmelerine göre işçi ve işverenlere
karşı teknik ve moral açıdan tam bir bağımsızlık içinde olması gereken
kişilerdir. Bu hizmetler danışmanlık hizmetlerinden farklı olarak aktif, eylemli
biçimde işyerinde ve çalışanların üretim ortamında yürütülecek hizmetlerdir.
Dünya Sağlık Örgütü ve İLO tarafından işyeri sağlık hizmetleri; işyerinde
kişisel sağlığı geliştirmeye yönelik, çalışana odaklı, çalışanları çalışma
çevresi ve yaşam tarzı ile birlikte ele alan, çalışanın fiziksel, ruhsal ve
sosyal iyilik halinde olmasını sağlamaya yönelik çok kompleks bir iş sağlığı
hizmeti sunumu olarak benimsenmiştir. Yönetmelik taslağına göre işyerleri
dışında kurulacak Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri ise kar amaçlı
organizasyonlar yapılanmasına sahip olup, bu hizmet sunumunda
başta işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanları
üretim alanının dışına çıkartılarak çalışma ortamından ve çalışanlardan
uzaklaşacaklar,bu çok yönlü kompleks ve çalışanı koruyucu sağlık
hizmetinden ziyade poliklinik tarzı hizmet vereceklerdir.
-
Sadece poliklinik hizmeti verme
şeklinde kurulacak Ortak Sağlık Birimlerine, bu alanda devlet tarafından
örgütlenmiş bir sağlık sistemi varken gerek yoktur ve bilimsel de değildir.
İşyerlerinin % 5'nin denetlenebildiği ve kayıt dışı çalışmanın % 45'in üzerinde
seyrettiği ülkemizde; iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması, iş kazaları ile
meslek hastalıklarının önlenmesi, bu hizmetlerin dışarıdan danışmanlık hizmeti
biçiminde satın alınmasıyla gerçekleştirilemeyecektir. İş yaşamında, dolayısıyla
toplumsal yaşamda karşılık bulamayacak bir önlem ve istihdam biçimi bu alanın
sorunlarını çözemeyecektir. İstihdam şeklini işverenlerin talep ve istekleri
değil, işin niteliğinin belirlemesi gerekmektedir.
-
İşyeri hekimliği eğitimi, tıp
eğitimi sonrasında yüksek öğretim kapsamında verilen bir eğitimdir. Anayasa'nın
130 ve 131. maddelerinde yüksek öğretime ilişkin temel kurallar belirtilmiş;
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nda da lisans düzeyindeki eğitim ve sonrasında
tıpta uzmanlık ve benzeri eğitimlerin de yüksek öğretim içinde
değerlendirildiği, bu eğitimlerin üniversiteler tarafından verilebileceği
düzenlenmiştir. Bu bağlamda; hekimlere işyeri hekimliği konusunda eğitim verme
ve sertifika düzenleme hak ve yetkisinin olmadığı, bu konuda örgütsel ve
bilimsel donanımının bulunmadığı yargı kararları ile sabit olan Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı, hazırladığı taslakta işyeri hekimliği eğitimi ve
sertifika verilmesi konusunda kendisini yeniden yetkili kılmakta, yalnızca kendi
verdiği sertifikaları geçerli sayarak ve bakanlık çalışanı hekimlere istekleri halinde sınavsız sertifika dağıtımı
yoluna giderek bu alanda kadrolaşmaya ve keyfiyete başvurmaktadır.
-
Yürürlüğe sokulmaya çalışılan
yönetmelikte; 2003 yılından sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı dışında
verilen işyeri hekimliği ve iş güvenliği uzmanlığı sertifikalarının geçersiz
sayılacağı,yönetmelik çıktıktan sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
tarafından "İşyeri Hekimliği" ve "İş Güvenliği Uzmanlığı" sertifikalarının
verileceği ve bu personelin bilgi yenileme eğitimine katılıncaya kadar
Yönetmelik kapsamındaki görev ve yetkilerini kullanamayacakları
düzenlemeleriyle;1988 yılından beri bu alanda faaliyet gösteren ve işyeri
hekimliği eğitimlerini son yıllarda alınan yargı kararlarında belirtilen
kurallara uygun olarak üniversitelerle imzalanan protokolle gerçekleştiren
Türk Tabipleri Birliği'nin; 6023 sayılı Kanun'un amir
hükümlerine dayanarak verdiği sertifikaların geçersiz sayılması ve bu alanda
eğitim düzenleme yetkisinin ortadan kaldırılmaya çalışılması; bilime ve bilimsel
düşünceye, bilim kurumlarına ve ülkemizin yetiştirdiği bilim insanlarına karşı
yapılmış bir hürmetsizliktir.
-
Taslakta iş güvenliği mühendislik
hizmeti ve işyeri hekimliği bir maliyet unsuru olarak görülmüştür. Maliyet
unsuru, sadece işverenlerin bakış açısıyla ele alınmış olduğundan kamusal yönü
ve topluma maliyeti göz ardı edilmiştir. Ülkemiz çalışma hayatında yaralanma ve
ölümlerin ortaya çıkardığı toplumsal maliyet ve insani boyutun daha vahim
sonuçlar doğurduğu ise görmezden gelinmiştir.
Yukarıda belirtmiş olduğum nedenlerle, kamusal bir
hizmet olarak gördüğüm işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında çalışan bir hekim
olarak; iş sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerini çalışanlar üzerinden bir
"pazar" haline getiren, sağlık sermayesine yeni bir olanak sunmak amacıyla iş
sağlığı ve güvenliğinde çalışan personelin iş güvencesi ve mesleki
bağımsızlığını ortadan kaldıran, ayrıca iş güvenliği personelinin eğitimlerini
bilimsellikten uzaklaştıran bu yönetmelik taslağını kabul etmiyorum. Asıl
işverenin sorumluluklarını alt işverene devretmesinin şekli olan "taşeron"
sisteminin, bu güne kadar
Tuzla Tersaneleri'nde 122 vatandaşımızın
hayatını kaybetmesine neden olduğu gerçeğinin bugün tüm kesimler tarafından
kabul edildiği bir ortamda; ülkemizdeki işçi sağlığı
ve iş güvenliği hizmetlerini de tümden taşeronlaştıracak bu yönetmelik taslağına
karşı çıkarak, kamu vicdanı adına gerekli duyarlılığı göstereceğiniz ve
toplumsal sorumluluğunuzu yerine getireceğiniz
ümidiyle, saygılarımı sunuyorum.
Sayfa başı
|