Merkezi Amerika Birleşik Devletleri’nde
bulunan Uluslararası Zihinsel Özürlülerin Hakları (Mental Disability Rights
International -MDRI) adlı kuruluş tarafından 28 Eylül 2005 günü Dünya Basını’na
dağıtılan “Kapalı Kapılar Ardında: Türkiye’nin Psikiyatrik Kurumlarında,
Yetimhanelerinde ve Rehabilitasyon Merkezlerinde İnsan Hakları İhlalleri” başlıklı
rapor TPD Merkez Yönetim Kurulu ve TTB Merkez Konseyi tarafından incelenmiştir.
Bazı başlıkları üzerindeki tartışmalar
basınımızda da yer alan raporda zihinsel özürlü çocuk ve erişkinlere karşı insan
hakları ihlallerinin söz konusu olduğu, zeka geriliği gibi zihinsel özürleri olan
psikiyatrik bozukluğu olan kişilerin kimsenin görmediği mekanlara kilitlendiği, bu
kişilere işkence sayılabilecek tedaviler uygulandığı, insanlık dışı ve
aşağılayıcı hapis koşullarının Türkiye’nin
ülke genelindeki ruh sağlığı sistemi olduğu görüşü ile başlamaktadır. Türkiye’de
hastaların keyfi olarak hastaneye yatırılmasını ya da kurumlarda kapalı tutulan
zihinsel özürlü kişilerin zorla tedavisini önleyecek bir yasa ya da bu görevi
görecek bir yasal düzenleme olmadığı vurgulanmakta, bu tür hizmetlere gereksinimi
olan kişilerin toplum desteğinin de, seçeneği olabilecek başka kurumların da
bulunmadığı, sonuç olarak binlerce kişinin toplumda yaşama umudu olmaksızın,
yasadışı olarak uzun süre alıkonulduğu ifade edilmektedir. Herhangi bir yardım
almak yerine insanların kurumlarca önerilen işlem ya da tedavileri kabul etmek zorunda
kaldıkları, tedaviyi reddetme hakkı olmadan kurumlarda tutuldukları, hapis tarzı
yapılarda tutulan zedelenebilirliği yüksek Türkiye yurttaşlarının tehlike ve yaşam
tehdidi altında oldukları yargısı bildirilen raporda aşağıdaki başlıklar ve açıklamalar
yer almaktadır:
· Psikiyatrik Kurumlara kişinin keyfi
yatırılması.
· Devlet denetimindeki kurumlarda,
elektrokonvulzif tedavi ya da “şok” tedavisinin, kas gevşetici ya da anestezi
(değiştirilmiş EKT) olmadan insanlık dışı ve yaygın kullanımı.
· EKT’nin bir ceza olarak kullanılması.
· Çocuklara EKT uygulanması.
· Aşırı miktarda EKT kullanımı.
· Rehabilitasyon servisleri ve yetimhanelerde
açlık ve susuzluk.
· Rehabilitasyon ve tıbbi bakım eksikliği.
· Çocuklara ve erişkinlere bedensel
sınırlama ve yalıtım uygulaması.
· Toplumsal bakım eksikliği.
Dünya kamuoyuna
sunulan MDRI Türkiye raporu aniden ülkemiz ruh sağlığı gündemini kaplamıştır.
Nesnel gerçekliği abartılı ve yanlış ifadelerle süsleyerek “olumsuz efsane”ye
dönüştüren bir üslup, ve söylenen sözlerin ardında yatan gerçekliği anlamaya
çalışmadan yalnızca sözleri öne çıkaran bir rapor tekniği kullanılarak
hazırlanan MDRI Türkiye Raporu’nun düzeltilmesi gereken bir çok yönü olduğu
kanısındayız. Bu bağlamda ülkemiz kamuoyunun bildiği bazı gerçekleri, bir kez daha
topluca sunmak istiyoruz.
Türkiye’de ruh sağlığı hizmetlerinin
gelişmiş ülke ruh sağlığı ve hatta ülkemizdeki genel sağlık standartlarının
çok gerisinde kaldığı bilinen bir gerçektir. Bu yönde Türk Tabipleri Birliği ve Türkiye
Psikiyatri Derneği başta olmak üzere sivil meslek örgütlerinin Sağlık Bakanlığı’na
başvuruları vardır. Öte yandan Sağlık Bakanlığı da ister iç, ister dış
uyaranlara duyarsız kalmamış, bu yönde toplantılar düzenlemiş ve bir düzeltme, değiştirme
çabası içine girmiştir. Ancak günümüz itibariyle henüz hedeflenen adımların
atıldığını, gözle görülür bir değişme sağlandığını söylemek güçtür.
Ülkemizde ruh sağlığı kurumlarının
hizmet yetersizliğinin başında ruh hastalarına ayrılmış yatak sayısının
yetersizliği gelmektedir. Psikiyatrik tedaviye ayrılmış yatak sayısı en iyimser
yorumla olması gerekenin beşte biri düzeyindendir. Öte yandan psikiyatrik yatakların
çoğunluğu ülke genelinde beş bölge hastanesinde toplanmış olduğundan bu tedaviye
ulaşım zorlukları da göz önüne alınmalıdır. Buna son 20 yılda devlet
kadrolarında kısıntıya gidilmesinin bir sonucu olarak hekim dışı ruh sağlığı
personelinin, yani psikolog, sosyal çalışmacı, hemşire ve yardımcı personel
sayısının, olması gerekenin çok altına düşmesinin getirdiği bir sonuç olarak,
ruh sağlığı hizmetlerinin zaten düşük olan ülkemiz standartlarının da altına düştüğü
gerçeğini de eklemek gerekir.
Ülkemizde son yıllarda “ekonomik bir
zorunluluk” adı altında uygulanan kamu sağlık hizmetlerinin çökertilmesi politikasından
en çok da ruh sağlığı hizmetleri etkilenmiştir. Sağlık hizmetleri içerisinde ruh
sağlığı hizmetlerine bir öncelik tanınması ve özellikle de ruh sağlığına
bir “pozitif ayrımcılık” uygulanması gerektiği kanısındayız.
Hekim dışı kadrolardaki ve yatak
sayısındaki yetersizlik, ruh sağlığı hizmetlerinin ağırlığının akut
psikiyatrik bozuklukların ilaç ve elektrokonvulzif tedavi gibi hızla hastalık
belirtilerinin yatıştırıldığı tedavilere verilmesi, psikoterapi ve rehabilitasyon
çalışmalarının toplumsal düzeyde olanaksız bir hale gelmesi sonucunu doğurmuştur.
Son dönemlerde sosyal güvenlik kurumlarının birleştirilmesiyle ortaya çıkan hasta
sayısı artışının yükü hekimlere yüklendiğinden akut hastalara yönelik tedavi
hizmetinin toplam niteliğinin daha da düşmesine yol açmıştır.
Ruh Sağlığı Yasası olmayan ülkelerden
birinde yaşadığımız ruh sağlığı ile ilgili herkesin bildiği bir gerçektir.
Psikiyatrik tedavi hastanın bazen özgürlüğünü kısıtlamayı gerektiren önlemler
gerektirdiğinden, tedavi uygulaması sırasında bu kişilerin hak ihlallerine
uyulmasını önlemek için yasal gözetim ve yargısal denetim gereklidir. Ülkemiz sağlık
çalışanları ve özellikle psikiyatri topluluğu bu konuda son derecede duyarlıdır.
Bu duyarlığın bir göstergesi olarak Sağlık ve Adalet Bakanlıkları’nca yapılacak
bir yasa çalışmasına başlangıç olması için derneğimiz bir sivil girişimde
bulunmuş ve bir yasa taslağı hazırlayarak Sağlık Bakanlığına iletmiştir.
Bütün zihinsel özürlü hastalara
verilmesi gereken rehabilitasyon (esenlendirme) hizmetleri, bakacak kimsesi olmayan ya da
kurum dışında bulunması, yaşaması olanağı bulunmayan hastalarla sınırlanmış
olduğundan, bu tür kurumlarda tutulan hasta sayısı
gereksinimi olanların çok azıdır. Bu tür kurumların da ödenek ve
kadro kısıtlılığı nedeniyle gerekli bakımı veremediği bir gerçektir. Aynı durum
çocuk yetiştirme yurtları için de geçerlidir.
MDRI yetkilileri
rapor ön hazırlık döneminde ülkemizdeki gözlemleri sırasında derneğimiz ile de ilişkiye geçmiş ve raporda
yer alan başlıklarla ilgili olarak yukarıda özetlenen görüşlerimiz kendilerine
iletilmiştir. Bu görüş alış verişinde ruh sağlığı alanının durum ve
işleyişi hakkında her türlü bilgi nesnel bir açıklıkla verilmiş, bunların gerekçeleri
açıklanmış ve ülkemiz hakkındaki raporun nesnel olarak hazırlanması dileğimiz
kendilerine bildirilmiştir.
Görüldüğü gibi MDRI kuruluşunun söz
konusu raporunda gözlenmiş ya da saptanmış olan eksikliklerin çoğunun olgu düzeyinde
(genelleme yapılmadan) gerçeklere uygun olduğunu üzülerek kabul etmek zorunda olduğumuzu
görüyoruz.
Ancak bu olgusal gerçeklerin raporda
ortaya konuş şekli, ülkemizdeki zihinsel sorunlu hastaların haklarını savunma yerine
başka yarar veya amaçların öne geçtiği tahminlerini doğrular niteliktedir. Her
yorum ya da tahmin bir yana, bu rapor başlıklarının gazete manşetlerine ya da
televizyonlara yansımasından sonra tedavi almaktan kaçınacak hastaları düşünecek
olursak, “sağlıklı yaşama hakkı” bağlamında “tedavi hakkı”nın
zedeleneceği bir durumu MDRI yetkilileri nasıl açıklayacaklardır? Hastaların
tedaviden kaçınmalarına yol açacak bir raporu düzenlemiş olmaktan dolayı onları
kim suçlayacak? Yaşamsal önemde bir hastalığın iyileştirilmesi ile görece daha az
tercih edilir bir tedavi yöntemi uygulanması arasında nasıl bir tercih yapılabilir?
Ruh Sağlığı Yasası eksikliği ve
hastaların keyfi yatırılması
Ülkemizde hasta haklarını ve hastaneye
yatışları kurala bağlayan bir yasal düzenlemenin olmadığı gerçeğinden yola çıkarak,
hastaneye yatırılmanın keyfi uygulamalar biçiminde olduğu değerlendirmesi, ülkemiz
psikiyatri uzmanlarına yönelik haksız bir değerlendirmedir. Yasal bir düzenleme
olmamasına karşın, ülkemiz psikiyatri uzmanlarını bağlayan uluslar arası tıbbi
yatırılma kuralları ve meslek etiği kuralları bulunmaktadır. Bu düzenlemeler, derneğimiz “Ruh Hekimliği Meslek Etiği Kuralları”nda açıkça
yer almaktadır. Bu kurallara aykırı davranan meslektaşımız saptanmamış olması bir
yana, psikiyatrik yatak sayısının yetersizliği göz önüne alındığında böyle bir
uygulama madden de olanaksızdır.
Derneğimizce uzun yıllar emek verilerek
ortaya çıkarılan Psikiyatrik Hastaların Haklarını Koruma yasası ile ilgili
eleştiriler göz önüne alındığında, eleştirilen bir çok noktanın Anglosakson
hukuku ile ülkemiz hukuku arasındaki yapısal farka dayandığı görülmektedir. Kısaca
söylersek Anglosakson hukukunda yasalar uygulamayı ayrıntılı tanımlayan metinler
olduğu halde ülkemizde yasalar temel ve çerçeve kuralları içerir, uygulamaya dönük
ayrıntılar ise yönetmeliklerle belirlenir. Yasa taslağına yöneltilmiş
ayrıntısızlık ve açıklıkla ilişkili eleştirilerin temeli budur.
Elektrokonvülzif Tedavi (EKT)
Ülkemizdeki EKT uygulamasına ilişkin gerçeklere
uygun olmayan, abartılı ve suçlayıcı saptamalar en iyimser yorumla yanlış anlama,
anlamak için çaba göstermeme, durumu kendi
bağlamı içinde değerlendirememe olarak yorumlanabilir. Yanlış anlama ya da anlama
çabası yokluğu ile ilgili açıklamamız şöyledir:
· Ülkemizde EKT uygulama oranı dünya
ortalamasından daha yüksek değildir. Yükseklik izlenimi veren, Sağlık Bakanlığı’na
bağlı bölge hastanelerinde (raporda Bakırköy ve Manisa
ruh sağlığı hastanelerinin adı geçmektedir) öbür bütün hastanelerce kabul
edilemeyen hastalığı şiddetli olan hastaların birikmesi olgusudur. EKT uygulamasının yaygınlığının dünya
ortalamasından yüksek olduğu iddiası ülke geneli için geçerli değildir. Başka bir
deyişle, ülkemizde EKT uygulamasının yaygınlığının dünya ortalamasından yüksek
olduğuna işaret eden yeterli veri mevcut değildir.
· Anestezisiz EKT’nin hemen kaldırılması
gerektiğini bütün psikiyatri uzmanları savunmaktadır. Ancak anestezisiz de olsa EKT
bir işkence değil, tedavidir. Anestezili uygulamaya geçilmesi gecikilmiş de olsa,
uygulama alanı yaşamsal tehlikesi olan hastalarla sınırlı bir tedavi yönteminin işkence
olarak değerlendirilmesi için bir kişinin zihnini epeyce zorlaması gerektiği
kanısındayız. Maddi yetersizlikler göz önüne alındığında, yaşamsal tehlikesi
olan bir hastalığa acilen müdahale etme ile anestezisiz EKT uygulamasından kaçınma
arasındaki ahlaki kararın kolay olmadığı anlaşılabilir.
· Bir EKT merkezi sorumlusunun söylediği
iddia edilen, “çocuklara EKT uygulanması”, gerçek olamaz. Sözün hangi bağlamda söylendiği
rapordan anlaşılamamaktadır. Ancak, çocuklarda görülen psikiyatrik hastalıkların
EKT ile tedavisinin tıbben söz konusu olmaması bir yana, ülke genelinde 9 yaşındaki
çocukların yatırıldığı bir ruh sağlığı tedavi kurumu mevcut değildir. Mevcut
olmayan bir uygulamanın ülke genelinde var olduğu biçimindeki üslup, raporu yazanların
nasıl bir model ile düşündüklerini de göstermektedir.
· Yine aynı sorumlunun söylediği ileri sürülen
“anestezisiz EKT’nin depresif hastaların cezalandırma gereksinimini
karşılayacağı” yorumunun da hangi bağlamda söylendiği belirsizdir. Kaldı ki söylenmiş
bile olsa bir kişinin yorumu EKT’nin Türkiye’de cezalandırma amacıyla
uygulandığının kanıtı sayılamaz.
Diğer başlıklar
Raporda yer alan diğer başlıklar konusunda
açıklamamızın Durum başlıklı bölümünde de yer verdiğimiz gibi, ülke
yönetiminin bu konuya ayırdığı maddi kaynakların yetersizliğinden kaynaklanan,
rehabilitasyon kurumlarının ve konuyla ilgili görevlilerin olmayışı, var olanların
sayısındaki azalma en temel etkendir.
Bu yılın Ocak ayında Helsinki’de
toplanan Avrupa Sağlık Bakanları Konferansı’nda ülkemiz Sağlık Bakanlığı’nca
da imzalanan bildirge Avrupa ruh sağlığı standartlarının “Toplum Ruh Sağlığı”
temelinde örgütlenmesi gerektiği üzerinde yoğunlaşmıştır. Geçmişte ve halen
ülkemizde ruh sağlığı düzenlemesi Toplum Ruh Sağlığı temelinde örgütlenmemiştir.
Raporda bu yönde yer alan eleştiriler, suçlayıcı üslubu dışında gerçeği
yansıtmaktadır.
Sonuç olarak
·
MDRI raporunun suçlayıcı üslubu kabul
edilemez. Bu, hasta hakları söz konusu edilerek ülkemiz ruh sağlığı çalışanlarına
haksızlık edilen bir rapor niteliğindedir.
·
Ruh Sağlığı Yasası, acilen giderilmesi
gereken acil bir düzenlemedir. Dileğimiz, bu yöndeki çalışmalar için derneğimizin
hazırladığı taslağın başlangıç alınması ve bu yasanın hazırlık aşamasında
derneğimizin de çalışmalara çağrılmasıdır.
·
Ülkemizde EKT’nin aşırı sıklıkta
ve/veya gereksiz uygulama alanlarında ve/veya işkence olarak uygulandığının kanıtı
mevcut değildir; bunlar, gerçeğe uymayan iddialardır. EKT’nin anestezili
uygulanması için gerekli her türlü alt yapının acilen gerçekleştirilmesi ülkemiz
psikiyatri topluluğunun da öncelikli isteklerinden biridir.
·
Toplum Ruh Sağlığı’nı temel alan bir
ruhsal hizmetler örgütlenmesini acilen uygulamaya sokan, rehabilitasyon ve kurumsal bakım
hizmetlerini iyileştirecek bir ruh sağlığı politikası belirlenmesi; bu politikanın
eylem planının hazırlanması ve uygulamaya geçilmesi yönünde “pozitif ayrımcı”
bir yönelimin hükümetçe belirlenmesi ve bu çalışmaların etkin taraflarından biri
olarak muhatap alınmak ülkemiz psikiyatri topluluğu adına Türkiye Psikiyatri Derneği’nin
taleplerinin başında yer almaktadır.
·
Ülkemiz hekimler topluluğu adına Türk
Tabipleri Birliği ve ülkemiz psikiyatri topluluğu adına Türkiye Psikiyatri Derneği
olarak ruh sağlığı hizmetleri koşullarının düzeltilmesi için gösterdiğimiz
çabalara devam edeceğiz. Bu konuda toplumun tüm kesimlerinin desteğini bekliyoruz.