DANIŞTAY
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2005/7094
Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını İsteyen
: Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
Başkanlığı
Vekilleri : Av. Ziynet Özçelik, Av. Mustafa
Güler, Av. L. Verda Ersoy,
Tunus Cad. No:21/3 Kavaklıdere/ANKARA
Karsı Taraf : Başbakanlık - ANKARA
Isteoiıı Ûzeti : Davacı, 12.9.20D5 günlü,
2005/22 sayılı "Devlet Hizmeti Yükümlülüğü" konulu Başbakanlık
genelgesinin iptalini ve yürütmenin durdurulmasını istemektedir.
Danıştay Tetkik Hakimi : M. Emin Kaçar
Düşüncesi \ Dava konusu genelgenin
dayanağını oluşturan ve 5371
sayılı Yasayla 3359 sayılı Yasaya eklenen kimi madde
hükümlerinin Anayasaya aykırı olması nedeniyle Danıştay Beşinci Dairesi'nce
31.1.2006 tarihinde itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulduğundan, yürütmenin
durdurulması isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı L Mehmet Sağlam
Düşüncesi L Yürütmenin durdurlmasına karar
verilebilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 27. maddesinde
öngörülen koşulların gerçekleşmediği anlaşıldığından, İstemin reddi
gerekeceği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesi'nce davalı
idarenin birinci savunmasının geldiği görülerek işin gereği yeniden düşünüldü:
Dava konusu genelgenin dayanağını oluşturan ve 5371
sayılı Yasanın 1. maddesiyle 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'na eklenen
kimi madde hükümlerinin Anayasaya aykırı olması nedeniyle Danıştay Beşinci
Dairesi'nce bu hükümlerin iptali için yürürlüğün durdurulması istemli olarak
31.1.2006 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvurulduğu; devlet hizmeti
yükümlülüğünün uygulanması bakımından ilgili kamu kurum ve kuruluşları
arasında gerekli eşgüdümün sağlanması amacıyla çıkarılan 2005/22 sayılı
Başbakanlık genelgesinin, Dairemizin süz konusu kararında belirtilen gerekçeler
gözönünde tutulmak suretiyle yeniden düzenlenmesi gerektiği anlaşılmakta olup;
devlet hizmeti yükümlülüğü konulu 2005/22 sayılı Başbakanlık genelgesinin,
tabiplerin "her eğitimleri için ayrı ayrı olmak kaydıyla" devlet hizmeti
yükümlülüğü yapmakla yükümlü kılınması noktasından yürütülmesinin
durdurulmasına oybirliğiyle; 5371 sayılı Yasayla getirilen söz konusu hükümlere
dayanan ve eşitlik ilkesine aykırı hükümler içeren dava konusu genelgenin diğer
kısımları yönünden ise yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne, Danıştay
Beşinci Dairesi'nin 31.1.2006 günlü, E:2005/7094 sayılı Anayasa Mahkemesi'ne itiraz
yoluyla başvuru kararının birer örneğinin davanın tarafları yanında Sağlık
Bakanlığı'na da gönderilmesine; 31.1.2006 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Başkan
Turan
FALCIOĞLU
(X) |
Üye
Salih
ER
|
0ye
Esen
EROL
|
Üye
Mustafa
KILIÇHAN
|
Üye
Sadri
BOZKURT
(X) |
(X) KARŞI OY
Dairemizin 31.1.2006 günlü, E:2005/7094 sayılı
kararıyla, 5371 sayılı Yasanın 1. maddesiyle Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'na
eklenen ek 3. maddenin 1. fıkrasındaki "her eğitimleri için ayrı ayrı olmak
kaydı ile" ibaresi ile, ek 5. maddesinin 1. fıkrasındaki "Eksik kalan Devlet
hizmeti yükümlülüklerini, uzman tabip veya yan dal uzmanı olarak yapacakları Devlet
hizmeti yükümlülüğüne ilave etmek suretiyle yerine getirirler." şeklindeki
ikinci cümlenin, ek 6. maddesinin 1. fıkrasındaki, "veya tabip iken eksik kalan
yükümlülüğünü uzman tabip olarak tamamlama" ibaresinin Anayasanın 13.
maddesinin son fıkrasındaki ölçülülük ilkesine; aynı yasanın ek 3. maddesinin son
fıkrasında yer alan "...veya yurt dışında kendi nam ve hesabına okuyarak
Devletten öğrenci dövizi almadan" ibaresinin Anayasanın 10. maddesine aykırı
olması nedeniyle iptali için yürürlüğün durdurulması istemli olarak Anayasa
Mahkemesi'ne başvurulmasına karar verildiğinden, yalnızca tabip ve uzman tabiplerin
"her eğitimleri İçin ayrı ayrı olmak kaydıyla" devlet hizmeti
yükümlülüğü yapmakla yükümlü kılınması noktasından dava konusu genelgenin
yürütülmesinin durdurulması; bu yükümlülüğün uygulanma yöntemi ve kurumlar
arası eşgüdümle ilgili diğer kısımlar yönünden ise, Anayasa Mahkemesine başvuru
kararımızın kapsamı ile ek 4. madde dahil mevcut yasa hükümleri gözönünde
tutularak yürütmenin durdurulması isteminin reddi gerektiği oyu ile çoğunluk
kararına katılmıyoruz.
Başkan
Üye
Turan FALCIOĞLU Sadri BOZKURT
İTİRAZ YOLUYLA ANAYASA MAHKEMESİNE
BAŞVURULMASI KARARI
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanlığı
tarafından, 12.9.2005 günlü, 2005/22 sayılı "Devlet Hizmeti
Yükümlülüğü" konulu Başbakanlık Genelgesinin iptali istemiyle Başbakanlığa
karşı açılan davada, dava konusu Genelgenin dayandığı 5371 sayılı Yasanın
birinci ve İkinci maddeleriyle 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'na eklenen
ek 3, 4, 5 ve 6. maddeler İle geçici 6. maddenin Anayasaya aykırılığı iddiasıyla
dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi yolundaki davacı İstemi
incelendi:
Dava konusu Genelgenin dayanağını oluşturan ve 5371
sayılı Yasayla Temel Sağlık Hizmetleri Kanunu'na eklenen maddelerin, Anayasanın 152/1
ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun
28/1 inci maddelerinde belirtilen davada uygulanacak yasa hükümleri niteliğinde olduğu
açıktır.
5.7.2005 günlü. 25866 sayılı Resmi Gazete'de
yayımlanarak yürürlüğe giren 5371 sayılı "Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu,
Sağlık Personelinin Tazminat Ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun, Devlet Memurları
Kanunu ve Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile Sağlık
Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanurfun 1. ve 2. maddeleriyle, 3359 sayılı Sağlık
Hizmetleri Temel Kanununa ek 3., 4., 5., 6. ve geçici 6. madde eklenmiş; Yasanın ek 3.
maddesinde; "İlgili mevzuata göre yurt içinde veya yurt dışında öğrenimlerini
tamamlayarak tabip, uzman tabip ve yan dal uzmanlık eğitimini tamamlayarak uzman tabip
unvanını kazananlar, her eğitimleri için ayrı ayrı olmak kaydı ile Devlet Planlama
Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından hazırlanan İlçelerin Sosyo-Ekonomik
Gelişmişlik Sıralamasında yer alan,
Altıncı grup ilçe merkezlerine bağlı yerleşim
yerlerinde 300,...
Birinci grup ilçe merkezlerinde 600,
Gün, Sağlık Bakanlığı veya Sağlık Bakanlığınca
uygun görülen diğer kuruluşlarda Devlet memuru veya ilgililerin talebi halinde
10.7.2003 tarihli ve 4924 sayılı Kanuna tabi sözleşmeli sağlık personeli olarak
Devlet hizmeti yapmakla yükümlüdürler. Bu süreler ihtiyaca göre Sağlık
Bakanlığımın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı İle kısaltılabilir.
Sürelerin hesabında fiilen çalışma esas olup, hafta sonu ve resmi tatil günleri
fiili çalışmadan sayılır. Yıllık, mazeret ve hastalık izinli geçirilen günler
ise yükümlülük süresine ilave edilir.
Türk Silahlı Kuvvetlerinde veya yurt dışında kendi
nam ve hesabına okuyarak Devletten öğrenci dövizi almadan tıp, tıpta uzmanlık veya
yan dal uzmanlık öğrenimlerini tamamlayanlar Devlet hizmeti yükümlülüğüne tâbi
değildir..."; ek 4. maddesinin 3. fıkrasında, "Devlet hizmeti
yükümlülüğü kapsamındaki personel, bu görevlerini tamamlamadan mesleklerini icra
edemezler"; ek 5. maddesinin 1. fıkrasında, "Tabipler, Devlet hizmeti
yükümlülüklerine başlamadan veya tamamlamadan asistanlık veya yan dal asistanlık
sınavlarına katılabilir ve uzmanlık eğitimine başlayabilirler. Eksik kalan Devlet
hizmeti yükümlülüklerini, uzman tabip veya yan dal uzmanı olarak yapacakları Devlet
hizmeti yükümlülüğüne ilave etmek suretiyle yerine getirirler. Ancak, birden fazla
uzmanlık veya yan dal uzmanlık eğitimine başlanabilmesi için Devlet hizmeti
yükümlülüğünün tamamlanması şarttır."; ek 6. maddesinin 1. fıkrasında,
"...Mazeret, zorunluluk halleri veya tabip iken eksik kalan yükümlülüğünü
uzman tabip olarak tamamlama gibi nedenlerle başka yere atanan personelin kalan
yükümlülük süreleri, eski ve yeni görev yeri hizmet sürelerinin oranına göre
belirlenir."; geçici 6. maddesinde ise, "Bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihte tıp fakültelerinde öğrenim görenler ile tıpta uzmanlık ve yan dal uzmanlık
eğitimi yapmakta olanlar, bu Kanunun ek 3 üncü maddesi hükümlerine göre Devlet
hizmeti yapmakla yükümlüdürler." hükmüne yer verilmiştir.
Davacı, pratisyen ve uzman tabipler için zorunlu hizmet
daha iki yıl önce kaldırılmış iken 5371 sayılı Yasanın 1. ve 2. maddeleriyle
Temel Sağlık Hizmetleri Kanunu'na eklenen ek maddelerle devlet hizmeti
yükümlülüğünün yeniden getirildiğini, bu düzenlemelerle Anayasanın 18.
maddesindeki zorla çalıştırılmama hakkının ortadan kaldırıldığını, bu
hükümlerin Anayasanın Başlangıç kısmının altıncı paragrafı ile 5. maddesinde
öngörülen devletin pozitif yükümlülükleri ile bağdaşmadığını, Anayasanın 48.
maddesindeki çalışma ve sözleşme özgürlüğünün ihlal edildiğini; tabip olmak
için gerekli koşullar 1219 sayılı Yasanın 10. maddesinde belirlenmiş iken, zorunlu
hizmeti yerine getirmeyenlerin bu mesleği serbest olarak icra etmelerinin bile
engellendiğini; başka hiçbir meslek grubuna bu tür bir zorunlu hizmet
yükümlülüğü getirilmediğini, devlet hizmeti yükümlülüğü kapsamındaki
tabipleri belirleyen ve 5371 sayılı Yasanın 2. maddesiyle getirilen geçici 6. madde
hükmü de dikkate alındığında, Anayasanın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine
aykırı bir durum bulunduğunu; zorunlu hizmet nedeniyle bilim ve sanatı serbestçe
öğrenme ve araştırma yapma hakkı engellendiğinden, Anayasanın 27. maddesinin 1.
fıkrasına aykırı bir düzenleme yapıldığını; bu hükümlerin 42. maddedeki
eğitim ve öğrenim hakkına da aykırı olduğunu; 5371 sayılı Yasa ile, Anayasa
tarafından herkese tanınan temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunulduğunu; hukuk
devleti, hukuk güvenliği, kazanılmış hak ve haklı beklenti ilkelerinin ihlal
edildiğini: tüm bu nedenlerle, devlet hizmeti yükümlülüğü getirilmesine ilişkin
düzenlemelerin, Anayasanın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 5., 10., 11., 13.,
18., 27., 42., 48. maddelerine ve Başlangıç kısmının altıncı paragrafına aykırı
olduğunu ileri sürmektedir.
Tabipler için devlet hizmeti yükümlülüğü
getirilmesinin çalışma özgürlüğüne ve zorla çalıştırma yasağına aykırı
olup olmadığı, diğer Anayasaya aykırılık iddialarına göre öncelikle incelenmesi
gereken bir husustur. Sorunun özü, devletin böyle bir yükümlülük getirme yetkisinin
bulunup bulunmadığı noktasında düğümlenmektedir.
Anayasanın 56. maddesinin birinci fıkrasında,
"Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir." hükmü
yer almış; aynı maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında ise, "Devlet,
herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve
madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla
sağlık
kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini
düzenler.
Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık
ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onlan denetleyerek yerine getirir." hükmü
öngörülmüştür.
Anayasanın Başlangıç kısmının altıncı
paragrafında da, "Her Türk vatandaşının, bu Anayasadaki temel hak ve
hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararianarak milli kültür,
medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi
varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu"
belirtilmiştir.
Toplumun huzur ve refahını sağlamayı güvencelere
bağlayan, kişiyle toplum arasındaki dengeyi kuran, toplumsal dengeyi ve kamu düzenini
özenle gözeten, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek
sürdürmeyi amaç edinen sosyal devletin temel özellikleri, Anayasa'nın 5. maddesiyle
vurgulanmıştır. Buna göre, "Devletin temel amaç ve görevleri, ... kişilerin ve
toplumun refah huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini,
sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,
ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının
gelişmesi için gerekli şarttan hazırlamaya çalışmaktır."
Bu Anayasal hükümler ışığında konuya
yaklaşıldığında, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunun sağlanmasında
en önemli etken olan kişi sağlığının güvence altında bulundurulmasında devlete
temel görevler düştüğünde duraksama bulunmamaktadır. Anayasamızda sağlık
hizmetlerinin toplumun genel ve ortak gereksinimleri kapsamında ele alındığı;
herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlama amacını
gerçekleştirmek İçin gerekli düzenlemeleri yapmanın devletin pozitif
yükümlülükleri arasında sayıldığı ve sağlık hizmetlerinin bir kamu hizmeti
olarak nitelendirildiği açıkça ortaya çıkmaktadır.
Nitekim, 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin
Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanunun 1 inci maddesinde Yasanın amacı, İnsan Hakları
Evrensel Beyannamesinde bir hak olarak tanınan "sağlık hizmetlerinden
yararlanma'Yıın, toplumsal adalete uygun bir biçimde yürütülmesini sağlamak
amacıyla tababet ve tababetle ilgili hizmetlerin bu Yasa çerçevesinde hazırlanacak bir
program çerçevesinde toplu m sa Hastı rılması olarak belirtilmiştir.
131 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 inci maddesinde de, bu Kanun
Hükmünde Kararnamenin amacının, herkesin yaşamının beden ve ruh sağlığı içinde
devamını sağlamak, ülkenin sağlık koşullarını düzeltmek, bireylerin ve toplumun
sağlığına zarar veren nedenlere karşı savaşım vermek ve halka sağlık
hizmetlerini ulaştırmak, sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet
vermelerini sağlamak için Sağlık Bakanlığı'nın kurulması ile örgüt ve
görevlerine ilişkin esasları düzenlemek olduğu vurgulanmış ve aynı Yasanın 2 nci
maddesinde de Sağlık Bakanlığının görevleri sayılmıştır.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 3.
maddesinin (c) fıkrasında, "Bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile sağlık
personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılması
esastır." denilmiş; aynı maddenin (g) fıkrasında ise, "Sağlık ve Sosyal
Yardım Bakanlığı, sağlık ve yardımcı sağlık
personelinin yurt düzeyinde dengeli dağılımını
sağlamak üzere istihdam planlaması yapar, ülke
ihtiyacına uygun nitelikli sağlık personeli
yetiştirilmesi amacıyla hizmet öncesi eğitim
programlan için Yükseköğretim Kurulu ile
koordinasyon sağlar..." hükmüne yer verilmiştir.
5371 sayılı Yasanın 1. ve 2. maddeleriyle, tabip ve
uzman tabipler için DPT tarafından ilçelerin sosyo-ekonomik gelişmişlik
sıralamasına göre belirlenen 6 grup yerleşim merkezlerinde 300 ile 600 gün arasında
değişen sürelerde devlet hizmeti yükümlülüğü öngörülmüş; sözleşmeli
pozisyonda daha yüksek ücretli ya da 657 sayılı Yasaya tabi kadrolu memur olarak
çalışma olanağı tanınmış; personelin görev yerlerinin, eş ve sağlık durumu
gözetilmek ve tercih hakkı verilmek suretiyle kurayla belirlenmesi ilkesi
benimsenmiştir. Uzmanlık eğitimine başlayan tabiplerin pratisyenlikten eksik kalan
devlet hizmeti yükümlülüğü, uzman tabip veya yan dal uzmanı olarak yapacakları
devlet hizmeti yükümlülüğüne eklenecektir. Devlet hizmeti yükümlülüğü
kapsamındaki personelin, bu görevlerini tamamlamadan mesleklerini icra edemeyecekleri
kuralı getirilmiştir, ilçe merkezlerine göre değişken bir biçimde belirlenen hizmet
sürelerini kısaltma yetkisi Bakanlar Kuruluna tanınmış bulunmaktadır.
Temel hak ve özgürlüklerin niteliği ve
sınırlanmasına İlişkin genel hükümler, Anayasanın 12. ve 13. maddelerinde
düzenlenmiştir. Anayasanın 12. maddesinin ikinci fıkrasında, "Temel hak ve
hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve
sorumluluklarını da ihtiva eder." hükmü yer almış; 13. maddesinin birinci
fıkrasında, "Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez
bütünlüğünün, millî egemenliğin, Cumhuriyetin, millî güvenliğin, kamu
düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığın
korunması amacı ile ve ayrıca Anayasanın ilgili maddelerinde öngörülen özel
sebeplerle, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanunla sınırlanabilir."
hükmü öngörülmüş; aynı maddenin son fıkrasında, "Bu maddede yer alan genel
sınırlama sebepleri temel hak ve hürriyetlerin tümü için geçerlidir. (Değişik:
4709 - 3.10.2001 / m.2) Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca
Anayasanın İlgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla
sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum
düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı
olamaz."; 18. maddesinin ikinci fıkrasında, "Şekil ve şartları kanunda
düzenlenmek üzere hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalar;
olağanüstü hallerde \jatan«iaş\aîdar\ tetervecek hmnetter, ülke \h%açtennın
zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve
fikir çalışmaları, zorla çalıştırma sayılmaz."; 90. maddesinin son
fıkrasında, "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar
kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası İle Anayasa
Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 5170 - 7.5.2004 / m.7) Usulüne göre yürürlüğe
konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalaria kanunlann
aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda
milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır."
hükmüne yer verilmiş; Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin 4. maddesinin ikinci fıkrasında, "Hiç kimse zorla
çalıştırılamaz ve zorunlu çalışmaya tabi tutulamaz" kuralı öngörülmüş;
aynı maddenin 3. fıkrasında ise, "Aşağıdaki haller bu maddede sözü geçen
'zorla çalıştırma veya zorunlu çalışma'dan sayılmazlar:...
Toplumun hayat veya refahını tehdit eden kriz ve afet
hallerinde istenecek her
hizmet,
Normal yurttaşlık yükümlülükleri kapsamına giren
her türlü çalışma veya hizmet"
denilmek suretiyle belli İstisnalar getirilmiş bulunmaktadır.
Devlet hizmeti yükümlülüğüne ilişkin daha önceki
düzenleme ve uygulamaya bakıldığında, 21.8.1981 tarihinde yürürlüğe giren 2514
sayılı Bazı Sağlık Personelinin Devlet Hizmeti Yükümlülüğüne Dair Kanun ile
tabipler için pratisyenükte iki yıl, uzman olarak iki yıl olmak üzere toplam dört
yıl devlet hizmeti yükümlülüğünün getirildiği; bu yükümlülüğü yerine
getirmeyenlerin hiçbir kamu kuruluşunda ya da serbest olarak mesleklerini icra
edemeyeceklerinin öngörüldüğü; daha sonra çeşitli değişikliklere uğrayan ve
belli aralıklarla uygulandığı anlaşılan söz konusu Yasanın, 24.7.2003 günlü,
25172 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4924 sayılı
"Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli
Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kan un "un 10. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığı
gözlenmektedir. 2514 sayılı Yasayı yürürlükten kaldıran 4924 sayılı Yasanın
genel gerekçesinde, 22 yıllık uygulama sonucunda, hekimleri yurt sathında dengeli ve
adil dağlımının zorlamalarla sağlanamayacağı ve personelin özlük haklarının
bölgelere göre özendirici hale getirilerek gönüllülük esasına dayalı bir istihdam
politikasının benimsendiği belirtilmiştir. Ancak, gönüllülük ve yüksek ücret
esasına dayalı iki yıllık uygulama sonucunda, personel istihdamında güçlük
çekilen Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi illeri ile kalkınmada öncelikli illere
atamalarda öncelik verildiği halde, zorunlu hizmetin uygulandığı 2002 yılında yeni
atanan personel sayısı ile son iki yıllık sürede atanıp göreve başlayan personel
sayısı karşılaştırıldığında, uzman tabip istihdamında 6 kat, pratisyen
tabiplerde ise yaklaşık %60 oranında bir azalma olduğu; bu bölgelerdeki pratisyen ve
uzman tabip açığının sürekli bir nitelik kazandığı ve özendirici istihdam
yöntemleriyle de sağlık personeli gereksiniminin karşılanamadığı
anlaşılmaktadır. Oysa sağlıklı yaşama ve sağlık hizmetine ulaşma hakkı,
herkesin doğuştan sahip olduğu temel haklardan biridir. Serbest çalışma hakkı da
temel bir hak olmakla birlikte, bu hakkın kullanılmasının belli kurallarla
düzenlenmesi gerektiği açık olup; bu hakka müdahaleyi haklı kılmak için belirtilen
gerekçelerin ilgili ve yeterli olması, meşru bir amaç güdülmesi, kamu yararı için
böyle bir önlemin gerekli ya da kaçınılmaz olması ve ölçülülük ilkesinin
gözetilmesi kaydıyla yasal sınırlama olanaklı bulunmaktadır. Ülkenin bazı
bölgelerinde toplumun hayat ve refahını tehdit eden, yeterli ya da hiç sağlık
hizmeti sunulamamasına yol açan ve İstihdamı artırıcı özendirici önlemlere
karşın süreklilik kazanan çok sayıdaki sağlık personeli açığının
giderilebilmesi için, sosyal devlet ilkesi ile herkesin sağlık hizmetlerinden
yararlanma hakkının gerçekleştirilmesi, toplum sağlığının korunması ve kamu
yaran amacı ile, belli bir meslek grubunu oluşturan pratisyen ve uzman
tabiplere eşitlik ve ölçülülük ilkelerine uygun
biçimde devlet hizmeti yükümlülüğü
getirilebileceğine üyeler Salih Er ve Mustafa
Kılıçhan'ın karşı oyları ile karar verilmiştir.
ANAYASAYA AYKIRILIK GEREKÇELERİ
1- 5371 sayılı Yasayla Sağlık Hizmetleri Temel
Kanunu'na eklenen ek 3. maddenin 1. fıkrasına göre, "Yurt içinde veya yurt
dışında öğrenimlerin! tamamlayarak tabip, uzman tabip ve yan dal uzmanlık eğitimini
tamamlayarak uzman tabip unvanını kazananlar, her eğitimleri için ayn ayrı olmak
kaydı ile" yasada öngörülen değişken sürelerle devlet hizmeti
yükümlüğünü yerine getirmekle yükümlü sayılmıştır. Aynı meslek grubunun bir
defadan fazla ve yıllarca devlet hizmeti yükümlülüğüne tabi kılınması, temel
hakların sınırlanmasından ölçülülük ilkesine aykırıdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında
Sözleşmenin 4/2. maddesindeki kavramların tanımında esas alınan ILO Sözleşmelerine
göre, zorla ya da zorunlu çalışma, bir kişinin kendi isteği dışında ve herhangi
bir ceza tehdidi altında ilgiliden istenen tüm çalışma ve işlerdir. Bir kişinin
serbestçe seçtiği mesleği çerçevesinde yapmak zorunda olduğu bir çalışma,
kendiliğinden zorunlu bir çalışma oluşturmaz. Devlet hizmeti yükümlülüğünün
yerine getirilmemesi durumunda mesleğin icra edilememesi, İlgililer için yeterli ve
etkin bir yaptırımdır. Burada bir mesleğe girme hakkını kazanmak için yapılması
gerekli bir hizmetin söz konusu olduğu açıktır.
2005 yılında çıkarılan 5371 sayılı Yasa kapsamına
giren tabipler, 2003 yılına kadar 2514 sayılı Yasa uyarınca yine mevcut bulunan
yakındıkları devlet hizmeti yükümlülüğünü bilerek altı yıllık tıp
öğrenimine ya da Uç yıllık uzmanlık eğitimine başlamış ve kendi istekleriyle bu
mesleği seçmişlerdir. Ancak, tabiplik mesleğini serbest bir biçimde icra etme amacı
ile bu amaca ulaşmak İçin yerine getirilmesi zorunlu yükümlülük arasında önemli
ve makul olmayan bir dengesizlik bulunmamalıdır. Bir mesleğin gelecekte uygulanmasıyla
sağlanacak avantajlarla karşılaştırıldığında, aşın ya da orantısız bir yük
getiren hizmetler, ilgililer tarafından önceden kendi isteğiyle kabul edilmiş
sayılamaz. (Van Der Mussele-Belçika kararı)
Bu yüzden, toplumun sağlık hizmetlerinden
yararlanması amacıyla yasayla getirilen devlet hizmeti yükümlülüğünün, kısa
süreli, yeter ücretli, meslek dışı hizmet içermeyen bir nitelik taşıması
(Komisyon Karan, Iversen-Norveç) ve uygulamada keyfilik ve ayrım yapılması gibi
amaçtan sapmalara yol açmayan bir bütünlük ve tutarlılık göstermesi gerekir.
Ücretli çalışmanın, kimi durumlarda zorla ya da zorunlu çalışma oluşturması
olanaklı iken, kimi zaman yapılan hizmetin karşılığının ödenmemesi, orantılı
bir külfet söz konusu ise zorla çalıştırma oluşturmaz. Bu açıklamalardan,
belirleyici unsuru, temel hakkın kullanılmasına müdahalenin ölçülü olması
zorunluluğunun oluşturduğu görülmektedir. Devlet hizmeti yükümlülüğü, ülkenin
belli bölgelerindeki insanların sağlık hizmetlerine ulaşmasını sağlayan, sosyal
devlet ilkesi ve toplumsal dayanışma anlayışına uygun bir nitelik taşıyan ve
sürekli personel açığı gibi yeterli gerekçelere dayanan bir uygulama olarak ortaya
çıkmaktadır. Bu arada, tabiplerin devlet hizmeti yükümlülüğü sırasında deneyim
ve tanınıriıklarını artıracakları, bu suretle genel yarar yanında kişisel bir
yarar da sağlayacakları açıktır. Devlet hizmeti yükümlülüğünü yerine
getirmekte olan tabiplere, ilgili mevzuat uyarınca
mesleklerini serbest olarak icra hakkı da tanınmaktadır.
Ancak, tabip, uzman tabip ve yan dal uzmanlık eğitimini
tamamlayarak uzman tabip unvanını kazananların, aynı meslek grubunu oluşturdukları
kuşkusuzdur. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 3/1-3. maddesinde, tıpta
uzmanlık, "Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından düzenlenen esaslara
güre yürütülen ve tıp doktorlarına belirli alanlarda özel yetenek ve yetki
sağlamayı amaçlayan bir yüksek öğretimdir." şeklinde tanımlanmıştır. 5371
sayılı Yasa, tabip, uzman tabip ve yan dal uzmanlık eğitimini tamamlayıp uzman tabip
unvanını kazananların, her eğitimleri için ayrı ayn olmak kaydı ile,
300 gün ile 600 gün arasında değişen fiilen çalışılacak gün sayısınca devlet
hizmeti yükümlülüğü getirmekle, aynı meslek grubunu bir defadan fazla ve yıllarca
zorunlu hizmetle yükümlü kılmış olmaktadır. Pratisyen ve uzman tabiplerden oluşan
aynı meslek grubunun bir defadan fazla ve yıllarca devlet hizmeti yapmakla yükümlü
kılınması, Anayasanın 13. maddesinin son fıkrasında yer alan ölçülülük ilkesine
aykırıdır. Pratisyen tabipler, ek 5. madde uyarınca, devlet hizmeti
yükümlülüklerine başlamadan veya bu hizmetlerini tamamlamadan uzmanlık veya yan dal
uzmanlık sınavlarına katılabilecek ve uzmanlık eğitimine başlayabileceklerine
göre, tıp fakültelerinden mezun olduktan hemen sonra sınavı kazanıp uzmanlık
eğitimine başlayanların sadece uzman olarak devlet hizmeti yükümlülüğünü yerine
getirmeleri, mesleği serbestçe icra etme hakkını sınırlamada ölçülülük
ilkesinin bir gereği iken, ek 6. maddeyle pratisyen tabiplikten kalan sürelerin ayrıca
tamamlanması zomnluğunun getirilmesi de bu ilkeye aykırılık oluşturur. Ayrıca, her
eğitim için ayrı ayrı devlet hizmeti yükümlülüğü getirilmesinin, pratisyen
tabipler bakımından uzmanlık eğitimine başlamayı caydırıcı bir etki
yaratabileceği açık olup; sağlık personeli açığının süreklilik kazandığı
yörelerdeki uzman tabip gereksinimi ile gönüllü istihdam sayısı arasındaki olumsuz
açığın sayısal ve oransal büyüklüğü de uzmanlık eğitiminin önemini ortaya
koymaktadır. Uzmanlık sınavına katılımın her aşamada özendirilmesi ve caydıncı
bir etkinin oluşturulmaması, ölçülü bir yükümlülük kapsamında
değerlendirilmelidir.
Bu durumda, tıp fakültesinden mezun olan ya da
uzmanlık eğitimini tamamlayan ya da yan dal uzmanlık eğitimini bitirenlerin yalnızca
bir defaya mahsus olmak üzere kısa süreli devlet hizmeti yükümlülüğüne tabi
tutulmasının Anayasa ve AİHS hükümlerine aykırı bir yönü bulunmamakta iken, aynı
meslek grubunun bir defadan fazla ve yıllarca devlet hizmeti yapmakla yükümlü
tutulmasında Anayasanın 13. maddesinin son fıkrasındaki ölçülülük ilkesine
uyarlık görülmemiştir.
2003 yılında 2514 sayılı Yasayı yürürlükten
kaldıran 4924 sayılı Yasanın genel gerekçesinde, 1981 yılında 15 civarında olan
tıp fakültelerinin şimdi 52 olduğu; tıp fakültelerinden yılda yaklaşık 5000
kişinin mezun olduğu; yine yılda yaklaşık 3000 tabibin ihtisasını tamamlayıp uzman
olduğunun belirtildiği anlaşılmakta olup; sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasında
geride bulunan yerleşim merkezlerindeki tabip ve uzman tabip açığının sürekli bir
nitelik kazanmakla birlikte, gereksinimin 2003 yılındaki mezun sayısının bile 7
altında olduğu; devlet hizmeti yükümlülüğüne tabi olanların yılın belli
dönemlerinde kura ile atandıkları, atanma dönemini bekleyenler de dahil olmak üzere
belli bir yığılmanın kaçınılmaz gözüktüğü; 4924 sayılı Yasanın
gerekçesinde de, mezun sayısı dikkate alındığında, ihtiyaç olmadığı halde
zorunlu tabip istihdamı gibi bir sakıncayla karşılaşılabileceğinin belirtildiği;
diğer yandan da, 5371 sayılı Yasayla getirilen ek 4. maddenin son fıkrasında,
"Devlet hizmeti yükümlülüğü kapsamındaki personel, bu görevlerini
tamamlamadan mesleklerini icra edemezler" şeklinde istisnasız bir kural
öngörüldüğü; öte yandan, Sağlık Bakanlığı'nın atamalara ilişkin kura
ilanında, yükümlülüklerini yerine getirmek üzere atananların "devlet hizmeti
yükümlüsü" şeklinde gerekli şerh düşülmek kaydıyla yürürlükteki mevzuat
uyarınca mesleklerini serbest olarak da yapabileceklerinin belirtildiği; tüm bu
hususlar dikkate alındığında, aynı hakkın, bir yılda mezun olanların sayıca
fazlalığı ve atanma dönemlerinin farklılığı nedeniyle sıra bekleyen ve
kendisinden kaynaklanmayan nedenlerle atanmamış olanlara da tanınmaması, aynı meslek
grubuna eşit ve ölçülü bir yükümlülük getirilmesi zorunluluğuna aykırıdır.
Bu arada, belli bir meslek mensuplarına getirilen bu
yükümlülük süresinin, Bakanlar Kurulu Kararıyla gerektiğinde indirilmesine olanak
tanınmış olmasının da, kadro ve ihtiyaç durumu, külfetin meslek mensupları
arasında eşit dağılımı ve gönüllü istihdamın kural olduğu ilkesi ile yıllık
mezun sayısının fazlalığı gözetilmek suretiyle, belli dönem mezun lan na daha
fazla yük getirilmesini önleyici bir önlem olarak öngörüldüğü açıktır.
2- 5371 sayılı Yasayla Sağlık Hizmetleri Temel
Kanunu'na eklenen ek 3. maddenin birinci fıkrasında, 'Yurt içinde veya yurt dışında
öğrenimlerini tamamlayarak tabip, uzman tabip ve yan dal uzmanlık eğitimini
tamamlayarak uzman tabip unvanını kazananlar" maddede öngörülen değişken
sürelerle devlet hizmeti yükümlüğünü yerine getirmekle yükümlü kılınmış
iken, aynı maddenin son fıkrasında, " ...yurt dışında kendi nam ve hesabına
okuyarak Devletten öğrenci dövizi almadan tıp, tıpta uzmanlık veya yan dal uzmanlık
öğrenimlerini tamamlayan la r"ın bu hizmetle yükümlü olmadıkları
belirtilmiştir.
Anayasanın 10. maddesi, "Herkes, dil, ırk, renk,
cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir...
Devlet organları ve idare makamları bütün
işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek
zorundadırlar." hükmünü taşımakta olup; Sağlık Hizmetleri Kanunu'nun ek 3.
maddesinin ilk fıkrasında, yurt içinde veya yurt dışında öğrenimlerini
tamamlayanların devlet hizmeti yükümlülüğü kapsamında olduğu belirtildikten
sonra, aynı maddenin son fıkrasında, yurt dışında kendi nam ve hesabına
okuyanların bu yükümlülükten muaf tutulması, Anayasanın 10. maddesindeki eşitlik
ilkesine aykırıdır. Devlet üniversitelerinde okuyanlar yanında, yurt içinde özel
üniversitelerde tıp öğrenimi görenler de Yasa kapsamında bulunduğu halde, yurt
dışında kendi nam ve hesabına okuyanların Yasa kapsamında sayılmaması, kendi
içinde çelişkili bir kural olduğu gibi, 21.8.1981 tarih ve 2514 sayılı Bazı
sağlık Personelinin Devlet Hizmeti Yükümlülüğüne Dair Kanun'un 2. maddesinin 5.
fıkrasının tekrarı mahiyetinde Anayasanın 10. maddesine aykırı bir düzenleme
olarak gözükmektedir. 3
Açıklanan nedenlerle ve bir davaya bakmakta olan
Mahkemenin, taraflardan birinin ileri sürdüğü Anayasaya aykırılık savının ciddi
olduğu kanısına varması durumunda tarafların bu konudaki sav ve savunmalarını ve
kendisini bu kanıya götüren görüşünü açıklayan kararı ile Anayasa Mahkemesine
başvurması gerektiğini düzenleyen 2949 sayılı Yasanın 28 inci maddesinin 2 nci
fıkrası gereğince, 5371 sayılı Yasanın 1. maddesiyle Temel Sağlık Hizmetleri
Kanunu'na eklenen ek 3. maddenin 1. fıkrasındaki "her eğitimleri için ayrı ayrı
olmak kaydı ile" ibaresi ile, ek 5. maddesinin 1. fıkrasındaki "Eksik kafan
Devlet hizmeti yükümlülüklerini, uzman tabip veya yan dal uzmanı olarak yapacakları
Devlet hizmeti yükümlülüğüne ilave etmek suretiyle yerine getirirler."
şeklindeki ikinci cümlenin, ek 6. maddesinin 1. fıkrasındaki, "veya tabip iken
eksik kalan yükümlülüğünü uzman tabip olarak tamamlama" ibaresinin Anayasanın
13. maddesinin son fıkrasındaki ölçülülük ilkesine; aynı yasanın ek 3. maddesinin
son fıkrasında yer alan "...veya yurt dışında kendi nam ve hesabına okuyarak
Devletten öğrenci dövizi almadan" ibaresinin Anayasanın 10. maddesine aykırı
olması nedeniyle iptali için yürürlüğün durdurulması istemli olarak Anayasa
Mahkemesine başvurulmasına, dosyada bulunan ilgili belgelerin onaylı birer örneğinin
Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine, Anayasa Mahkemesinin bu konuda
vereceği karara kadar davanın esasının geri bırakılmasına, 31.1.2006 tarihinde
gerekçede oyçokluğuyla karar verildi.
| Başkan |
Üye |
0ye / |
Üye |
Üye |
| Turan |
Salih |
Eseb |
Mustafa |
Sadri |
| Falcıoğlu |
ER |
EROl\ |
KILIÇHAN |
BOZKURT |
(X) GEREKÇEDE KARSI OY
Tabip ve uzman tabipler için devlet hizmeti
yükümlülüğü, daha önce 21.8.1981 tarihinde yürürlüğe giren 2514 sayılı Bazı
Sağlık Personelinin Devlet Hizmeti Yükümlülüğüne Dair Kanunla getirilmiş;
Anayasanın geçici 15. maddesi uyarınca Anayasaya aykırılığı ileri sürülemeyen bu
yasa, 22 yıl süreyle idare tarafından belli aralıklarla uygulanmış ve 24.7.2003
günlü, 25172 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4924 sayılı
Yasa ile yürürlükten kaldırılmıştır. 4924 sayılı Yasanın genel gerekçesinde,
2514 sayılı Yasanın 22 yılllık uygulaması sonucunda, tabiplerin yurt düzeyinde
dengeli ve adil dağılımının zorlamalarla sağlanamayacağı, personelin özlük
haklarının bölgelere göre özendirici duruma getirilerek gönüllülük esasına
dayalı bir istihdam politikası benimsenmesinin etkin ve nitelikli sağlık hizmeti sunma
açısından daha uygun olacağı kanısına varıldığının belirtildiği; tıp
fakültelerini bitirenlerle uzmanlık eğitimini tamamlayanların yılda yaklaşık toplam
7000-8000 kişi olduğu gözönünde tutulduğunda, mevcut kadroların bu
yükümlülüğü yerine getirmeye olanak tanımayacağı gibi, bir süre sonra hiç
gereksinim olmadığı halde zorunlu olarak tabip istihdamı gibi çelişkili bir durumun
söz konusu olacağının yer aldığı; Sağlık Bakanlığı Atama ve Nakil
Yönetmeliği'nin, personel istihdamında güçlük çekilen yerlere öncelikli atamaya
ilişkin hükümler İçerdiği; 4924 sayılı Yasa İle Sağlık Hizmetleri Temel
Kanununa eklenen maddelerle sağlık personeli atamalarının kolaylaştırıldığı
anlaşılmaktadır.
Devlet hizmeti yükümlülüğünün uygulanmadığı
24.7.2003-5.7.2005 tarihleri arasındaki dönemde, Sağlık Bakanlığı'nın 657 sayılı
Yasaya bağlı kadrolu personel istihdamı yerine, ücreti daha yüksek olmakla birlikte
güvencesi sınırlı sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılması uygulamasına
ağırlık verdiği; 2004 yılında 1081 uzman tabip kadrosuna yapılacak atamalarda,
yalnızca Sağlık Bakanlığı'na bağlı eğitim hastanelerinde öğrenimlerini bitiren
uzman tabiplerin başvurularının kabul edilip diğer uzman tabiplerin dışlandığı;
Bakanlığın bu uygulamasının hukuka aykırı olduğunun Danıştay kararıyla ortaya
konulduğu; idarenin hukuka aykırı uygulamalarının da etkisiyle 2004 yılında yeterli
uzman tabip istihdamının sağlanamadığı; diğer yandan, Sağlık Bakanlığı Atama
ve Nakil Yönetmeliği'nin sağladığı hukuki olanakların da yeterince
kullanılmadığı ve eleman fazlası bulunan yerlerden sağlık personeline gereksinim
duyulan yerleşim merkezlerine personel nakli uygulamasının Bakanlık tarafından
yeterince işletilemediği görülmektedir.
Sonuçta, büyük ölçüde hukuka aykırı uygulama ve
mevcut hukuki olanakların yeterince devreye sokulmamasından kaynaklanan nedenlerle
ortaya çıkan personel açığının giderilmesi için, 2003 yılında devlet hizmeti
yükümlülüğünün kaldırılmasına gerekçe olarak gösterilen hususların tümü
gözardı edilerek devlet hizmeti yükümlülüğünün yeniden getirildiği; Yasanın
gerekçesinde, ülke gereksinimlerinin zorunlu kıldığı alanlarda vatandaşlık ödevi
niteliğindeki çalışmaların Anayasanın 18. maddesine göre zorla çalıştırma
sayılmayacağının belirtildiği anlaşılmaktadır. İki yıllık dönem içinde
çıkarılan 4924 ve 5371 sayılı yasaların gerekçelerinin birbiriyle tamamen
çeliştiği görülmektedir.
Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası
Sözleşmesi'nin altıncı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 23., Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin dördüncü, Avrupa Sosyal Şartının dokuzuncu maddeleri ile
105 sayılı Zorunlu Çalışmanın Yasaklanması Hakkında Anlaşma hükümleri ve
özgürlükçü demokrasi ilkeleri, zorunlu çalışmayı yasaklayan hükümler
öngörmekte olup; tüm bu düzenleme ve ilkeler, zorunlu çalışmanın önünde hukuksal
bir engel oluşturmaktadır. Anayasamız da bu düzenlemelere koşut bir biçimde 18.
madde hükmünü getirmiştir. Anayasanın anılan maddesi, "Hiç kimse zorla
çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.
Şekil ve şartları kanunda düzenlenmek üzere
hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalar; olağanüstü
hallerde vatandaşlardan İstenecek hizmetler; ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı
alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları,
zorla çalıştırma sayılmaz." hükmünü taşımaktadır.
18. maddenin ikinci fıkrasında zorla çalıştırma
yasağının ayrıklıkları arasında sayılan hükümlülük ve tutukluluk süreleri
içindeki çalışmaların, 5371 sayılı Yasayla getirilen ek madde hükümleriyle bir
ilgisi bulunmamaktadır. Anayasanın olağanüstü hal ile ilgili 119. maddesinde
öngörüldüğü üzere, Bakanlar Kurulunca ilan edilmiş olağanüstü bir durum da söz
konusu değildir. Sorunun özü, tabipler için getirilen devlet hizmeti
yükümlülüğünün, zorla çalıştırma yasağının ayrıklığı olarak
nitelendirilip nitelendinlemeyeceği, diğer bir deyişle 5371 sayılı Yasanın
gerekçesinde belirtildiği biçimde, Anayasanın 18/2. maddesindeki ülke
gereksinimlerinin zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen "vatandaşlık
ödevi" niteliğinde beden ve düşün çalışmaları kapsamında sayılıp
sayılmayacağıdır.
Vatandaşlık ödevi, Anayasanın ilgili maddelerinde
zaten belirlenmiş bulunmaktadır. Bu ödevler, münhasıran askerlik, vergi, imece,
nüfus sayımı ve seçimlerde kamu görevlilerinin gö re vlend irilmesidir. Bunlar
dışında vatandaşlık ödevi, ancak ülke yaşamını zora sokan durumlarda devreye
girebilir. Nitekim Anayasanın 18. madde gerekçesi de aynı yönde olup, vatandaşlık
ödevinin olağan koşullardaki sınırlı içeriğiyle ilgili bu saptamayı
doğrulamaktadır.
Sağlık hizmeti ise, uzun vadeli asli bir kamu hizmeti
olup, bu hizmetin gördürülmesi için kamu görevlileri dışındaki kişilere
olağanüstü halin bulunmadığı dönemlerde ek yükümlülükler getirilemez. Devletin
asli ve sürekli görevlerinden birinin yapılması amacıyla belli bir yurttaş ve meslek
grubuna ek bir yük yüklenemez.
5371 sayılı Yasa ile getirilen düzenlemeler,
Anayasadaki eşitlik ilkesine de aykırılık oluşturmaktadır. Anayasanın "Kanun
Önünde Eşitlik" başlıklı 10. maddesi, "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet,
siyasi düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle aymm
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir...
Devlet organları ve idare makamları bütün
işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek
zorundadırlar." hükmünü taşımaktadır.
Bilindiği gibi, tabipler dışındaki hiçbir meslek
grubu için devlet hizmeti yükümlülüğü yoktur. 657 sayılı sayılı Yasanın 224.
maddesinde sadece devlet hesabına okutulan öğrenciler için belli bir zorunlu hizmet
süresi öngörülmüştür. Kaldı ki, 1.8.1996 tarih ve 4160 sayılı Yasanın İkinci
maddesiyle 657 sayılı Yasaya eklenen ek 35. madde ile, "Kamu kurum ve kuruluşları
tarafından personel kanunları ve diğer özel kanunlarda yer alan hükümlere göre bu
maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren okutulacak yeni öğrencilere mecburi
hizmet yükümlülüğü getirilemez.
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte mecburi hizmet
karşılığı okutulmakta olan öğrenciler, mezuniyetlerinden veya memuriyete
atanmalarından sonra kurumlarından mecburi hizmet yükümlülüğünün
kaldırılmasını talep edebilirler. Bu takdirde başka hiçbir işleme gerek
kalmaksızın, mecburi hizmet yükümlülüğü ve tazminat borçları (1.1.1995
tarihinden önce mecburi hizmet yükümlülüğünü ihlal edenlerin borçları dahil)
ortadan kalkar." hükmü getirilmiş olup; artık devlet hesabına okutulan
öğrencilerden sadece yurt dışında öğrenim görenler için zorunlu hizmet
yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu düzenlemelerin, zorunlu hizmet yükümlülüğü
nedeniyle kamu kurum ve kuruluşlarının karşılaştığı istihdam baskısını azaltma
amacıyla yapıldığı açık olup; 2003 yılında tabipler için de devlet hizmeti
yükümlülüğünün aynı gerekçelerle kaldırıldığını anımsamak gerekir.
Yurt içinde devlet hesabına okutulan öğrencilerin
bile zorunlu hizmetle yükümlü kılınmadığı, başka hiçbir meslek grubunun devlet
hizmeti yükümlülüğünün bulunmadığı ve olağan koşulların geçerli olduğu bir
dönemde, tabipler için getirilen bu yükümlülük, Anayasanın zorla çalıştırma
yasağına olduğu kadar, tabiplerin tümünü kapsa m ay ip yalnız belirli bir tarihten
sonra öğrenimini tamamlayanlarla ilgili olarak öngörülmüş bulunması yönüyle de
eşitlik ilkesine aykırıdır.
öte yandan, Anayasa, "Sosyal ve Ekonomik Haklar ve
ödevler" bölümünde, gençleri (m. 58), başarılı sporcuları (m. 59),
sanatçıları (m. 64); "Ekonomik Hükümler" bölümünde orman köylüsünü
(m. 170). tüketiciyi (m. 1-72), esnaf ve sanatkarlan (m. 173) koruma altına almış
iken, 5371 sayılı Yasayla getirilen ek 3. maddenin son fıkrası hükmü ile, tıp
fakültelerini bitirip doktor olmak isteyenlerin devlet hizmeti yükümlülüklerini
yerine getirmedikleri sürece mesleklerini yapmalarını süresiz bir biçimde
yasaklayıcı bir yaptınm öngörülmüştür. Bu düzenleme, Anayasanın eşitlik
ilkesine ve çalışma özgürlüğüne aykırıdır. Anayasanın 43. maddesi, çalışma
özgürlüğünü ve herkesin istediği alanda iş kurma özgürlüğünü çok geniş bir
biçimde tanımıştır. Devlet, özel girişimleri özendirmeyi Anayasa ile taahhüt
etmiş olmasına karşın, tıp fakültesini bitirdikten sonra kamuda görev almak
istemeyen ve mesleğini özel olarak sürdürmek isteyenleri, mesleklerini hiç yapamaz
duruma sokmakla, özel girişimler kurma serbestisine aykırı sınırsız bir müdahalede
bulunmuştur.
Zorunlu hizmetin 24.7.2002 tarihinden başlayarak 4924
sayılı Yasayla kaldırılmasından sonra, altı yıllık tıp öğrenimine ya da üç
yıllık uzmanlık eğitimine başlamış ve kendi istekleriyle bu mesleği seçmiş
olanlar, devlet hizmeti yükümlülüğünün kaldırıldığını bilerek bu seçimi
yapmışlardır.
Anayasanın 'Temel Haklar ve ödevler" başlıklı
ikinci kısmının "Kişinin Haklan ve Ödevleri" başlıklı ikinci
bölümünde düzenlenmiş bulunan özgürlüklerin (18. madde de bu bölümde yer
almaktadır) varlık nedeni, egemenliğin (Devletin) müdahale edemeyeceği bir alanın
sınırlarını çizmek (Bu yüzden sınır özgürlükler olarak da
nitelendirilmektedirler), kişilere serbest bir alan bırakmaktır. Devletten beklenen,
odak noktasında birey bulunan bu sınıra girmemesidir. Çağdaş demokrasiler, temel hak
ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvencelere bağlanarak özenle
korunduğu rejimlerdir. Kişinin sahip olduğu temel hak ve özgürlüklerin özüne
dokunan kısıtlamalar, nedeni ne olursa olsun, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle
uyum içinde sayılamaz. Konuluş amacını aşan yada bir temel hakkın kullanılmasını
sınırsız bir biçimde yasaklayan düzenlemeler Anayasanın 13. maddesine ayk indir.
Tüm bu nedenlerle, zorla çalıştırma yasağı,
eşitlik ilkesi ve çalışma özgürlüğüne aykın olarak, olağan koşulların
geçerli olduğu bir dönemde tabipler için "vatandaşlık ödevi" adı
altında devlet hizmeti yükümlülüğü getirilemeyeceğinden, 5371 sayılı Yasanın
birinci ve ikinci maddeleriyle 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'na eklenen
ek 3, 4, 5 ve 6. maddeler ile geçici 6. maddenin tümünün Anayasaya aykırı olduğu
gerekçesiyle, yürürlüğün durdurulması istemli olarak itiraz yoluyla Anayasa
Mahkemesine başvurulması gerektiği oyu ile Daire kararına gerekçe yönünden
katılmıyoruz.
Üye Üye
Salih Mustafa
Er Kılıçhan
|