|
26.04.2005
BASIN AÇIKLAMASI
"TÜRK CEZA
KANUNU ve HEKİMLER"
Basının
da sık sık gündeminde yer aldığı üzere insanlarımızın
sağlık hizmeti alımında, hekimlerin ise iyi sağlık hizmeti sunumunda
karşılaştıkları ciddi sorunları bulunmaktadır.
Ülkemizde insanlarımızın
yeterli ve nitelikli sağlık hizmeti almasını olumsuz etkileyen asıl neden, kötü sağlık
hizmeti sunumunu cezalandıran kanunların olmaması ya da cezaların azlığı değildir. Aksine nitelikli sağlık hizmeti sunumu için
vazgeçilmez olan, tıp fakültelerinde iyi tıp eğitimi, iyi uzmanlık eğitimi,
mezuniyet sonrası hekimlerin tıptaki yenilik ve gelişmeleri yakından izlemelerini
sağlayacak sürekli eğitim olanaklarının izin, teknik destek, zaman vb. sağlanması, tıbbi girişimler için gerekli
sağlık kuruluşu alt yapısının oluşturulması, malzemelerin yeterli ve zamanında
sağlanması, insani çalışma koşullarının oluşturulması, yeterli ücret ve iş güvencelerinin
sağlanması gibi somut nedenlerdir.
Türk Tabipleri Birliği
uzun yıllardır, giderek artan sayıda mesleğin kötü uygulamasından kaynaklanan
şikayetleri soruşturup, hatalı meslek mensuplarına gerekli disiplin yaptırımlarını uygulamakta, hekimlik dernekleri
ile birlikte, hekimlere kendilerini mesleki olarak geliştirmek üzere katıldıkları
bilimsel etkinlikleri merkezi olarak kayıt altına almakta ve puanlandırarak, mesleki
gelişimi teşvik etmektedir.
Ülkemizde nitelikli sağlık
hizmeti verilmesi için gerekli koşullar yönünden
her geçen gün olumluya değil olumsuza doğru bir gidiş bulunmaktadır. Bu ortamda, yürürlüğü
1 Haziran 2005 tarihine ertelenen 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun Hükümlerine baktığımızda;
hekimler ve sağlık ortamı yönünden cezalar arttırılmıştır. Dikkat ve özen
eksikliğinden ya da mesleki bilgi ve beceri yetersizliğinden kaynaklanan ölüm,
yaralama yada bir zarara neden olma hallerinde hekimler kasten işlenmiş suçlara
uygulanan yaptırımlar ile karşı karşıya bırakılmıştır.
·
Türk Ceza Kanunda kasten öldürme/yaralama ya da bilinçli taksirle öldürme/yaralama suçlarını
düzenleyen maddelerin gerekçelerinde verilen
iki örnekten biri hekimlerin tıbbi girişimlerine ilişkindir.
·
Ceza mahkumiyetinin yanı
sıra belli hakları kullanmaktan yoksun bırakmaya ilişkin 53. madde hükümleri, sadece
kasten işlenmiş suçlar için öngörülmüş iken, altıncı fıkrasında trafik suçları
ile meslek ve sanatın uygulamasından kaynaklı taksirli suçlar da kasten işlenmiş suçlar
gibi cezalandırılmaktadır. Burada da trafik suçları dışında verilen örnek yine
hekimlik uygulamalarıdır. Hekimlere en küçük ihmallerinde dahi asıl ceza
tamamlandıktan sonra uygulanmak üzere üç yıla kadar meslek ve sanatın
uygulanmasından yoksun bırakma cezası getirilmiştir. Bu düzenleme hem yasanın
amacına hem de ölçülülük ilkesine açıkça aykırı olup, adeta ilkel cezalandırma
sistemindeki öç almaya dönüşmüştür.
·
Kasıt ve ihmal dışında
mesleki uygulamanın kaçınılamaz olumsuz sonuçları (komplikasyon) ve öngörülemeyen
riskler için de hekimin hem de iki kat cezalandırılması söz konusu olmaktadır. Öte
yandan yasanın bu maddesi, hekimlerin savunmacı bir tutum geliştirerek riskli tıbbi
işlemlerden kaçınmasına ve dolayısıyla hastaların zarar görmesine yol
açabilecektir.
·
Türk Ceza Kanunun 84.
maddesi ile intihara teşvik suçu yeniden düzenlenmiş, hekimlerin bilinci ve akıl
sağlığı yerinde olan hastalara adeta rızaları olmasa dahi zorla müdahalede
bulunmaları, aksi halde herhangi bir biçimde intihara teşvik etmekten
cezalandırılacakları tehdidi getirilmiştir. Hekimler, getirilen bu düzenlemeyle
bilimsel yazılarda dahi ötenaziyi tartışamayacak bir ortama sürüklenmektedir. Son
derecede muğlak ifadeleri nedeniyle bu madde, olağan mesleki ve bilimsel uygulamaların
bile cezalandırılması olasılığını gündeme getirmektedir.
·
“Bilimsel
Deney” başlıklı 90. maddeye yönelik öneri ve eleştirilerimizi komisyon
aşamasından itibaren ilettik. Görüşlerimiz dikkate alınmadan, bilimsel araştırma
ve deneyleri bütünüyle olumsuz etkileyecek bir düzenleme yapıldıktan sonra, 30 Mart
2005 günü sadece çocuklarda bilimsel deneyi düzenleyen hükümler yeniden düzenlenmiştir.
Diğer hata ve eksiklikler ise devam etmektedir.
·
‘Çocuk
düşürtme’ başlıklı 99. Maddesinin (2)
fıkrasının son cümlesi ile ve ‘Çocuk
düşürme’ başlıklı 100. maddesinde esasen aynı fiil
cezalandırmaktadır. 10 haftadan büyük olan düşük zaten yasa dışıdır, yapanlara,
yapılmasına yardımcı olanlara caydırıcı hükümler getirilmelidir ama yine burada
kadının demografik bir hedef gibi görülerek doğurganlığı ile ilgili, karar
hakkını kullanmasının, cezalandırılabilir olarak kabul edilmesi, kadının insan
hakkının ihlalidir, bu çeşitli uluslar arası dökümanlarda da vurgulanmıştır.
(ICPD,Pekin Eylem Planı gibi).
·
Hekimler TCK’nun 280.
maddesi ile suç önlemekten sorumlu kolluk
kuvveti haline getirilmektedir. Bu madde de sağlık personeline görevini yaptığı
sırada herhangi bir suçun işlendiğine dair bir belirti ile karşılaşması halinde
durumu derhal ihbar etmesi aksi halde bir yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Eğer Hekim kamu görevlisi ise cezası 279. madde
uyarınca iki yıla çıkmaktadır. Oysa aynı konuyu düzenleyen 765 Sayılı TCK’nun
530. maddesinde ise; sağlık personeline sadece ve sadece tedavi ettikleri kişi aleyhine
işlenmiş bir suçun belirtisi ile karşılaşmaları halinde ve tedaviyi yaptıktan
sonra bildirim yükümlülüğü getirilmiş olup, eğer bildirim sonucu tedavi gören kişi
aleyhinde bir soruşturma yapılabilecek ise , sağlık personeli bu durumda ihbar
etmekten muaf tutulmuştur. Yine 530. maddeye göre bildirmeme suçunun işlenmesi halinde
de öngörülen ceza sadece hafif para cezasıdır. Oysa yeni TCK ile hekimlerin sır
saklama yükümlülüğü ortadan kaldırılmış, kişilerin suç işlemesi halinde
sağlık haklarının öncelikli olduğuna ilişkin en temel insan hakkı yok sayılmış,
sağlık personelinin öncelikli görevi suçluların yakalanması olarak belirlenmiştir.
Burada örnekleri ile
belirttiğimiz yaklaşım;
Türk Ceza Kanunun 1.
maddesinin gerekçesinde yer alan bireyin sahip bulunduğu hukuki değerler, hak ve
özgürlüklerin güvence altına alınmasının ön plana çıkarıldığı, böylece
kanunun özgürlükçü karakterinin vurgulandığı, bunun yanında, kamu düzeni
güvenliğinin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesinin amaçlandığı açıklaması
ve 3. maddesinin gerekçesinde yer alan suç işleyen
kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması, suçun ağırlığı
ile orantılığı olması gerektiği açıklamasıyla örtüşmemektedir.
Sıraladığımız örnekler
ile en azından hekimler yönünden Kanunun pek çok maddesinde belirtilen amaç ve
ilkelerden uzaklaşıldığı, genellikle cezaların arttırılması yolu ile bazen de kişilerin sahip olduğu hak ve özgürlüklerin ya
daraltılması ya da ortadan kaldırılması yolu ile suçun önlenmesinin amaçlandığı
görülmektedir. Oysa her alanda olduğu gibi sağlık alanında da suçun önlenmesinin
yolunun cezaların arttırılması yoluyla
değil, suça neden olan koşulların düzeltilmesiyle
olacağını biliyoruz.
TÜRK
TABİPLERİ BİRLİĞİ
ADLİ TIP UZMANLARI DERNEĞİ
TÜRKİYE BİYOETİK DERNEĞİ
TÜRKİYE PSİKİYATRİ DERNEĞİ
|